Ya Hank Pym’e de film yapılırsa?

Müzik gruplarında “frontman” denilen bir kavram vardır. Frontman, o grubun üyelerinden biri olmasına rağmen grubun ismi söylenince akla gelen isim, yüzdür. Konserlerde ortada durur, kliplerde en çok onu izleriz,  genellikle şarkıları o söyler, röportajlarda o konuşur vs.

DC Comics bir müzik grubu olsaydı eğer frontman’leri kimler olurdu diye sorsak herhalde her 10 çizgi roman okurunun 9’undan aynı cevabını alacağımızı tahmin ediyorum:

trinity

Dc Comics bir firma olarak yukarıdaki şu 3 işareti taşıyan 3 kahramanı hep el üstünde tutmuştur. Batman ve Superman zaten Dc’nin lokomotif dergileridir. Wonderwoman’ın onlar kadar sattığını veya geniş bir ürün yelpazesine sahip olduğunu zannetmiyorum ancak “fikirsel” olarak bu 3’ü ayrılmaz bir ailedir.

Marvel evreninde ise durum biraz daha farklı. Herşeyden önce Marvel’ın frontmanleri arasında bir köşede hep Örümcek Adam var. O cepte. Örümceğe göre daha genç bir kahraman olsa bile  Wolverine’i de onun yanına alabiliriz. Etti ikiii. Bu ikisi sağlam karakterlerli dolayısıyla diğer kahramanlarının önüne geçseler bile bütün bir Marvel evreninin liderliğini üstelenebilecek kişilik yapılarına da sahip değiller. Dolayısı ile bu ikisi her ne kadar lokomotif kahramanlar olsa bile Dc’nin Trinity’sine bir cevap olmaları pek olası değil. O zaman kim olabilir? Okumaya devam et

Modern Marvel Kronolojisi 1: Avengers Disassembled (Brian Bendis, David Finch)

Konu: Magneto’nun kızı, eski mutant terorist, mümkün mertebe uzun süreli Avenger Scarlet Witch delirir. Herkes delirebilir ancak deliren kişinin gerçekliği manülpüle etme gücü varsa bir dur demek lazım. Scarket Witch’in delirmesi 3 intikamcının ölümüne yol açar. Zaten hem kendi içerisinde hem de dış dünyadan baskı gören Avengers bu olayın sonucunda dağılır.

Önemi: Bronz Çağından beri süregelmekte olan ve artık kemikleşmiş tabir edilebilecek Avengers’ın sonu gelir. (Thor, Kaptan Amerika, Demir Adam, Hawkeye, Scarlet Witch)

İyi tarafları: Konu aslında güzel. Koskoca Avengers’ı dağıtmak hem cesaret isteyen hem de değişik bir hamle. Avengers’ın Marvel evreni içerisinde ne kadar büyük bir yeri olduğu göz önüne alınınca, dağılmasıyla beraber birçok olasılık hem okuyucuya hem de yazara/çizere  göz kırpmaya başlıyor. Hikayede çok fazla diyalog olmasına rağmen, bu diyaloglar okuyucuyu çok sıkmıyor. Süper Kahramanları elleri kollar bağlı, paranoyaklaşmış vaziyette okumak oldukça zevkli.

Çizer David Finch kendisinden çok da bahsedilmeye gerek olmayan bir sanatçı. Finch Hem Avengers gibi aşırı popüler bir çizgi romanı taşıyabilecek kadar klasik standartlara bağlı bir çizer hem de çalışmalarını görünce imzaya bile bakmadan direk olarak “Bu çizim David Finch” diyebiliyorsunuz. Bence hangi sanat dalında olursanız olun en önemli özelliklerden biri budur. Ayrıca kişisel olarak ben çizimlerini oldukça “dramatik” ve canlı bulurum. Çizdiği kareler, hikayeyi betimlemekten öte, hikayeyinin bizzat kendisini anlatabilir.

Kötü tarafları: Hikayeye katkı yapmaktan öte bir nevi “ağıt” olan Finale sayısını katmazsanız eğer hikaye 4 sayı gibi kısa bir zamanda son buluyor. henüz 3. sayıda bu işleri Avengers’ın başına açanın dışardan bir güç değil, kendi içlerindeki bir üyeleri olan Scarlet Witch olduğu anlaşılıyor. Ancak yine de 4. sayının ortalarına kadar Dr. Strange’i hala bazı kahramlara gerçeği açıklarken okuyorsunuz. Gereksiz.  Ayrıca hikayeye biraz kuşbakışı bakınca Scarlet Witch’in öldürdüğü 3 intikamcının, neden o 3ü olduğu biraz anlamsız kalıyor. Ayrıca Scarlet Witch’in delirmesi sonucu öfkesini yöneltmesi gereken doğru insanlar Avengers değil. Babası olan Magneto gibi insanlar var bence daha st sıralarda. Dolayısıyla Scarlet Witcvh’in delirmesi Avengers’ı dağıtmak için bir araç olarak kullanılıyor. Bu nedenden dolayı okuyucunun  hissetmemesi gereken o ticari koku burnumuzu şöyle de olsa bir yalıyor.

Hikayenin Anlaşılabilirliği: Avengers ne olduğunu bilmeniz hikayenin çoğunluğunu anlayabilmek için yeterli. Ancak yine de İntikamcıları bu noktaya sürükleyen  olayları da kavrayabilmek gerekiyor. Neyse ki bunlar esas hikayeye yedirilerek güzel noktalarda anılıyor ya da anlatılıyor.

Okumak gerekli mi?: Ortalama çizgi romanı okuyucusundan çok daha çok Avengers sevenlerin zevk alabileceğini düşünüyorum. Biraz ticari olduğu için çok da etkileyici ya da dramatik olduğunu söylemek zor. Ancak okunmuyor da değil. Boş zaman değerlendirmek açısından güzel.

Çarpıcı Anı: She-Hulk’ın Vision’ı ortadan ikiye bölmesi. Hikaye içerisinde çok şok edici olmasa bile yine de güzel sahne:

Dc vs. Marvel

1996 yılında Marvel ve Dc ortaklaşa yayınladıkları 4 sayı süren bir mini-seri’de herhalde amerikan çizgi roman fanlarının onlarca yıldır bekledikleri bir soruyu yanıtlıyor: Amerika’nın bu en büyük 2 çizgi roman üreticisinin süper kahramanları olaki karşılaşıp birbirleriyle mücadele etmek zorunda kalsalardı ne olurdu?

Ron Marz ve Peter David tarafından yazılan ve Dan Jurgens ve Claudio Castellini tarafından çizilen bu mini-serinin bence oldukça uyduruk olan hikayesi kısaca şu şekilde: Evrenin ve zamanın başından beri 2 kozmik varlık vardır. Bunlar şimdiye kadar kimsenin varlıklarını bile bilmediği, her iki evrendeki (Dc ve Marvel evrenleri) en güçlü varlıkların bile güçlerini katbekat aşan güçlere sahip bir nevi yaratıcı varlıklardı:

Milyarlarca yıldır varolagelen bu varlıklar kardeş olmalarına rağmen birbirlerinin var olduklarını bile unutmuşlardır ancak yakın zamanda yaşanan bir takım kozmik olaylar sonucu iki kardeş tekrar birbirlerinin varlıklarını sezerler ve her nedense hangi birinin daha güçlü olduğunu görmek için aralarında inatlaşırlar. Ancak birbirleri aralarında yapacakları bir savaş her iki evrenin de yıkımı ile sonuçlanacağı için kendi evrenlerinin ‘şampiyonlarını’ karşı karşıya getirmeyi daha uygun bulurlar. Her iki kardeş de kendi evrenlerindeki en güvendikleri kahramanları toplar ve karşılaştırırlar. 11 maçın sonucunda kaybeden evrenin yok olacağı bu mücadelede tek bir kural vardır: Rakiplerden bazıları birbirlerine o kadar denktirler ki mücadeleleri sonsuza kadar sürebileceği için maç sırasında “hareketsiz” kalan taraf o raundu kaybedecektir.

Hikayenin sonunda her iki evren de bir şekilde paçayı kurtarmayı başarır tabii ki. Ancak benim ilgimi çeken kısım hikayeden öte bu birebir yapılan maçlar. Gelin bu maçlara bir göz atalım ve çizgi romanda kimin kazandığına ve “gerçekte” kimin kazanması gerektiğine bakalım:

1. Raund: Captain Marvel Vs. Thor

Thor’u az buçuk çizgi roman ile ilgilenen herkes bilir. Kendisi İskandinav mitolojisinden fırlamış, Odin’in oğlu, Asgard’ın yıldırım tanrısıdır. Marvel evrenindeki en sağlam adamlardan biridir. Captain Marvel ise günümüz okuyucuları tarafından Thor’a nazaran daha az bilinen bir tiptir. Tengunner’un Marvel ailesi hakkındaki güzel yazısı karakteri çok tanımayanlar için aydınlatıcı olabilir.

Çizgi romandaki bu ilk roundu Thor kazanıyor. Ancak ne şekilde? Maçın tek kuralı olan karşı tarafın 1 saniyeliğine de olsa hareketsiz kalması vasıtası ile. Peki gerçekte ne olurdu? Hmmm zor soru. İki taraf da birbirinden güçlü desek yanlış olmaz. Ancak Mark Waid tarafından yazılan ve Alex Ross tarafından çizilen Kingdom Come mini-seri’sinin son sayısında Superman’in Captain Marvel tarafından tabiri-caizse eğer “ağzının yüzünün dağıtıldığını” görmüştük. Fakat Cap. Marvel bunu yıldırımlar vasıtası ile yapıyordu. Şimdi karşısındaki ise bizzat yıldırım tanrısı Thor. Dolayısı ile bence kafa kafaya bitecek bir mücadele. Ama yine de Cap. Marvel normalde bu roundu alır gibi geliyor bana.

2. Raund: Namor vs. Aquaman

Bu maç beni heyecanlandırdı işte. İki denizler imparatoru karşı karşıya. Kim kazanıyor? Yukarıdaki sayfaya bakarsanız eğer şık “balina hareketi” ile Namor’u hareketsiz hale getiren Aquaman. Peki gerçekte kim kazanırdı: Aquman Dc evrenindeki en eski ve göreceli olarak en güçlü karakterlerinden biri. Diplomatik konumu da, Namor’unkiyle hemen hemen aynı. İkisi de kendi evrenelerinde denizler imparatoru. Aquaman her ne kadar DC’nin sağlam karakterlerinden biri olsa bile Namor’la boyölçüşebileceğini zannetmiyorum. Namor Marvel’ın en eski iki karakterinden biri  ve şimdiye kadar Sentry ve Hulk da dahil kafa kafaya girişmediği tek bir adam dahi yok. Ve hepsini oldukça zorlamıştır. Dolayısı ile galip bence açık ara Namor AKA Sub-Mariner olurdu.

3. Raund: Flash vs. Quicksilver

İki evrende de birden fazla speedster olmasına rağmen kendi evrenlerinin en hızlı iki üyesi bunlar. Sonuç ne olur? Serinin yazarları bile bunu fazla üzerinde durmamışlar sanırım. Quicksilver’ın Mach 10 gibi hızlara erişebildiğini biryerlerde okuduğumu hatırlıyorum ama karşısındaki adam Flash. Bırakın Mach 10’u, sadece koşarak zaman içerisinde sıçramalar yapabiliyor kendisi. Eh sonuç da rahat bir galibiyetle Flash’ın oluyor zaten.

4. Raund: jubilee vs. Robin:

Hikayede bu ikisi birbirlerine görür görmez aşık oluyorlar. Hoş bir romantizm. Ama işin ucunda evrenlerin yok olması varken yine de birbirleriyle mücadele etmelerini kaçınılmaz. Jubilee iyi hoş ve tatlı bir kız. Kendisini ayrıca severim. Ellerinden rengarenk ışıklar çıkarır. Ancak karşısındaki Karanlık Şövalyenin sağ kolu olunca ışıkları nereye savuracağını bile bilemiyor. Boru değil, Robin bu. Jubilee’nin doğuştan sahip olduğu yetenekler karşısında, Timothy Drake kendi alın teriyle Batman’in sidekick’i olmuş bir karakter. Jubilee’nin hiç şansı yok. Zaten çizgi romanda da Robin oldukça rahat bir şekilde güzel kızımızı etkisiz hale getiriyor.

5. Raund: Green Lantern vs. Silver Surfer

İşte bu sağlam maçlardan biri. Green Lantern; Dc evrenine göre belki de galaksideki en güçlü silah olan, sahibinin iradesiyle doğru orantılı olarak hayal gücü ile yaratabileceği hemen herşeyi gerçeğe dönüştüren yüzüğün sahibi, 3. Green Lantern (ve benim en sevdiğim) Kyle. Fakat karşısındaki de gezegen yiyici Galactus’un elçisi Silver Surfer. Galactus’un elçisi olmasına rağmen gezegen yiyicinin ona bahşettiği güç öyle yüksek ki çoğu zaman Galactus girdiği mücadelelerde gümüş kayakçıyı da yanına ‘summon’luyor. Dolayısı ile iki karakterin de   gücü hemen hemen galaktik düzeyde. Zorlu bir maç. Zaten ikisi arasındaki mücadele de tek bir patlama sahnesiyle betimlenmiş. Kazanan kim? Silver Surfer. Gerçeğe uygun mu? Bence evet. Peki Kyle yerine 2. Green Lantern olan Hal Jordan olsa işler değişir miydi? Bilemiyorum valla. Ancak Hal Jordan’ın 90’ların ortalarında bütün bir Green Lantern Corps’u yok ettiğini düşünürsek eğer Silver Surfer için işlerin daha ciddi bir alacağı kesin olurdu.

6. Raund: Elektra vs. Catwoman

Çok uzatmaya gerek yok. Catwoman temelde çok iyi akrobatik yeteneklere sahip bir hırsız. Fakat Elektra ise kendi jenerasyonu içerisinde üstün yeteneklere sahip iki karakterden biri (Diğeri ise onun aşkı ve arch-enemy’si Daredevil). Üstüne üstlük doğduğu andan itibaren Ninja süikastçiler tarafından yetiştirilmiş. Catwoman’ın pek bir şansı olduğunu düşünmüyorum, bilakis çizgi romanda da Elektra galibiyet alırken çok fazla yorulmuyor. Görünen köy kılavuz isyemez. Bu ikisi arasındaki mücadele “hangisi daha fetiş?” şeklinde olsaydı eğer o zaman kaydadeğer bir mücadele okurduk (Valla iyi olurdu).

7. Raund: Wolverine vs. Lobo

İkisi de puro ve içki seviyor. İkisi de hafif Redneck’imsi. İkisi de barlara bayılıyor. Birinin daha çok country sevdiğini tahmin ediyorum, diğeri ise katıksız bir heavy metal’ci. İkisi de ulaşım aracı olarak değişik tiplerde chopper’lar kullanmayı seviyorlar. İkisinin de ağzı bozuk ve kendilerine has lafları var. ve ikisi de kendi evrenlerindeki diğer karakterler ile karşı karşıya geldikleri zaman karşılarındaki adama bir “gulp” dedirtiyorlar. İkisi de kendilerince ölümsüz sayılabilir. Birinin healing factor’u var. Öbürü ise cehennem tarafından bile istenmediği için ölemiyor. Zaten umrunda da değil.
Yukarıdaki sayfada da gördüğünüz gibi bu maçı Wolverine alıyor. Hmmm. İşte bu bana pek olası gözükmedi. Wolverine’ın hakkı yenmez. Manyak oğlu manyak Hulk ile bile kafakafaya girişmiştir. Lobo da bilakis Superman ile. Sorun şu ki Hulk Wolverine’i oldukça fena hırpalerken, Lobo birden fazla kere Superman’e kan kusturtmuştur. Dolayısı ile bu maçta ben Wolverine çok da şans tanımıyordum.  Ama ününden dolayı olsa gerek yazarlar Logan’ın galip gelmesine karar vermişler. Hadi ordan.

8. Raund: Storm vs. Wonder Woman

Aslında güzel eşleşme. Dc’nin en sağlam kadın savaşçısı, Marvel’ın yaşayan dişi tanrılarından birinin karşısında. Wonder Woman Olimpia tanrılarının gücüne sahip olsa bile Storm da kendi evreni içerisindeki en tehlikeli mutantlardan biri. Hava elementlerini kontrol edebiliyor. Eh buna yıldırımlar da dahil. Bir nevi Thor’un Kenya versiyonu. Dolayısıyla Thor Cap Marvel’ı yendiğine göre, Storm’un da Wonder Woman’ı yenmesi bu çizgi roman mantığına göre kaçınılmaz. Ama gelin görün ki gerçek bir maç olsa bu ikisinin arasındaki Wonder Woman’ın bu kadar çabuk düşeceğini zannetmiyorum. Ama yine de Storm kazanırdı gibime geliyor.

9. Raund: Superboy vs. Spider-Man

4 sayılık macera içerisindeki en güzel karşılaşma bence buydu. İki “zibidi” karşı karşıya desem abartmış olmam herhalde. Bol muhabbetli bir maç. İlk bakışta Superboy’un Superman klonu olduğunu düşnürsek ciddi bir avantajı olduğunu varsayılabilir. Ama rakibi de yılların tecrübesine sahip, Marvel’ın belki de en büyük karakteri olan ve herhalde hemen hemen bütün Marvel evreniyle bir defa dahi olsa kapışmış olan Spider-Man. Karşısındaki gerçek Superman olsaydı durum elbetteki farklı olabilirdi ancak bu karşılaşma her zaman için gücün değil, esas önemli olanın tecrübe olduğunu gösteriyor. Spider-Man ufak bir trick ile Superboy’u indirmeyi başarıyor. Bazılarınıza belki bu pek inandırıcı gelmeyebilir ama bu bir futbol maçı olsa en kalın sesimle ve avazım çıktığı kadar şunu söylerdim: “Armut dalda asılsın, ipne superboy nasılsın? O kiraz dudaklara, Peter Parker asılsın.”

10. Raund: Superman vs. Hulk

Babalar karşıkarşıya. İki karakteri de bilmeyen yok. DC’nin near-omnipotent’î Superman ve Marvel’ın bütün evreni titreten canavarı Hulk. İyi mücadele oluyor açıkcası, Superman her ne kadar oldukça zorlansa (bir gözü şişiyor adamın) sonucu tahmin etmek çok da zor değil: Galip Kal-El. Gerçekçi mi: Eh yani. Sonuçta Superman. Fazla söze gerek yok. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta buradaki Hulk’un kişiliği Hulk değil, Dr. Bruce Banner. Yani eleman Hulk’un vücuduna ve Banner’ın aklına sahip. Fakat Hulk’un takipçileri bilirler ki: Hulk gets madder, Hulk gets stronger. Dolayısı ile Hulk, eğer Banner yerine Hulk’un benliğine sahip olsaydı Superman’e epey bir kan kustururdu diye düşnüyorum. Hulk çok çok kızdığı zaman neler yapabileceğini World War Hulk’ta gördük (Her ne kadar WWH, DC vs. Marvel’dan yaklaşık bir 10 sene sonra yayınlanmış olsa bile). Ancak yine de Superman, Superman’dir. Gönlüm el vermez yeşil deve karşı kaybetmesine.

11. Raund: Captain America vs. Batman

İşte en sonuncu ve belki de en sağlam mücadele. İki tarafın da aslında süper güçleri yok. Ancak ikisi de kendi evrenlerinde süper güce sahip olmayan bir insanın gelebildiği en üst fiziksel (ve belki de ruhsal) özelliklere sahip karakterleri. Bunları bıraksanız herhalde sonsuza kadar kapışırlar. Zaten kendileri de aynı şeyi söylüyorlar. Ve gelin görün ki maç da hemen hemen berabere bitiyor diyebiliriz. Dövüştükleri kanalizasyonu su basıyor ve Batman Cap. America’yı kurtarıyor. Her ne kadar maç berabere bitse dahi benim oyum biraz gönül borcu dolayısı ile Batman’den yana.

Sonuçlar

Dc. Vs. Marvel’daki esas maçlar bu kadar. Bunlar yanında birçok ilginç karakterin de bir araya gelmesi ilginç sahneler doğuruyor: Perry ve J.J.Jameson, Darkseid ve Thanos gibi.

Resmi sonuçlar şu şekilde:

Görüyoruz ki Marvel’ın 6’ya 4 üstünlüğü var (Cap vs. Batman’i saymıyorum).

Bu da benim sonuçlarım:

Hoş benimki de çok farklı çıkmadı aslında. Ancak 1 puan 1 puandır. DC, Marvel’ı 6’ya 5 indirdi. Marvel evreni havaya uçtu tuzla buz oldu.

Valla çok eğlendim bu postu yazarken. Siz de eğlendiyseniz ne mutlu bana.

Siege #1

Marvel’ın aylardır reklamını yaptığı yeni dergisi Siege’in ilk sayısı bu hafta içi yayımlandı.  Siege birkaç sayı sürecek bir mini-seri ve Marvel evreninde politik bakımdan en güçlü konumda olan adamı Norman Osborn’un sonu olacak ve sanırım orijinal Avengers ekibinin tekrar birleşmesini sağlayacak. Norman, kaleminin kırıldığını daha ilk sayıdan amerika başkanına “he’s out of control” dedirterek bunu mühürlemiş oldu.

Asgard Marvel’ın emektar kahramanlarından Thor’un anavatanı. Benim çok da bilmediğim bazı olaylar yüzünden Asgard dünyaya inmek zorunda kalıyor. Thor’un yarı-üvey kötü kardeşi Loki de bunu “sanırım” Asgard’ın hakimiyeti falan gibi birşeyi ele geçirmek için kulllanmaya karar veriyor. Aslında Loki’nin amacını çok da bilmiyorum ama dünyayı, evreni falan yönetmektir herhalde diye tahmin ediyorum. Loki amacına ulaşmak için de Norman Osborn’u manipüle ediyor. Norman da kendisine bir süper-kahramanlar/kötüler ordusu kurarak Asgard’ı kuşatmaya alıyor.

Siege 1 seneye yakındır süren Dark Reign’in sonucu olacak. Ancak Dark Reign ile geçen bu senenin ardından Marvel evreninde yaşanan olaylara Siege’i de kapsayacak şekilde bir kuşbakışı yapınca, bana olay örgüsü yeterince oturmamış gibi geliyor. Yani Norman’ın Loki tarafından manipüle edilmesini çok kolay olarak değerlendiriyorum. Çünkü Norman’ın herhangi bir çıkarı yok gibi gözüküyor. Belki de atladığım/okumadığım birşey vardır. (Belki de günümüz modern amerikan tarzının bir alegorisidir basitçe. İşler sarpa sardığı zaman savaş aç!). Aslına bakacak olursanız Siege alt tarafı Marvel etiketi taşıyan main-stream bir çizgi roman. Dolayısıyla olay örgüsünden öte herkesin görmek istediği şey olan güzel kapışmalar Siege’i okuması zevkli bir yayına dönüştürebilir. Bu ilk sayıda henüz kuşatmanın ilk aşamasını ve ilk kapışmaları görüyoruz ancak tatmin edici düzeyde değil.

Internet üzerinde dolaşan bazı dedikodulara göre Siege’de Sentry’nin de olayı çözülecek. Sentry ile ilgili okuyucunun bilmediği, açık halde bırakılmış bir çok kapı var. Benim tahminim Siege’in Senry’nin sonu olacağı. Çünkü birçokları gibi Sentry konusunda ben de hemfikirim. Aslında güzel karakter ancak 3 derginin birinde deus ex machina olarak Sentry’i görmekteyiz. Gerçi bu reyting getiriyor demek oluyor. Dolayısıyla ölümü ya da yok olması ne kadar söz konusu olur bilmiyorum. Ama yine de bu ex machina olayı hakkaten bazılarına baygınlık verebilir. Bu kadar güce sahip bir karakterin yazarları da tembelliğe ittiğini düşünüyorum: “Sentry gelir, olayı çözer” gibi.

Siege’in ilk sayısı kötü de değil, iyi de değil. Ancak gelecek sayıları insan merak etmiyor da değil. Göreceğiz bakalım.

Ultimates #04(2002)’ten bir sayfa

Bu aralar Marvel’ın 2002 yılında yayınlamaya başladığı Ultimates’in ilk sayılarını okuyorum. Önümüzdeki günlerde bu seriden ayrı olarak bahsedeceğim. Normal Marvel evreninde Thor, günlük hayatta topal ama pırlanta gibi bir doktordur. Kendisinden çok haz etmem ancak Ultimates #04’teki şu sayfalara beni oldukça şaşırttı.

Thor #605

Hulk #603’ten beri hasret kaldığım şeyi Thor’un bu sayısında buldum. Bulduğum şey ne? Saf aksiyon. Hulk #603’te Wolverine’ın oğlu Daken ve Bruce Banner’ın oğlu Skaar arasında geçen mücadeleden beri böyle güzel ve eğlenceli bir kapışma okumamıştım.  Thor’un bu sayısında bir Marvel çizgi romanında olması gereken hemen herşey mevcut bence. Çizimler ve renklendirme şahane. Esasen biraz bana manga tarzını anımsattı ki mangaların fanı sayılmam. Ama çizerler ve renklendirmenler üst kalite anime tarzı filmlerde ve oyunlarda gördüğümüz bir tarzı klasik Marvel ile öyle güzel harmanlamışlar ki; her kareye dikkatinizi vererek bakıyorsunuz. Hikaye bir sürü olayın sonucunda gerçekleşen bazı mevzuları konu alıyor ancak bu mevzulardan çok da bahsetmeye gerek yok. Çünkü zaten başrol oyuncuları Thor ve Doctor Doom’un dövüşü bütün bir sayının genelini oluşturuyor ve Marvel’ın bu en babasından  iyi ve kötüsü karşı karşıya gelince ortaya çıkan aksiyon o kadar güzel yansıtılmış ki, yeme de yanında yat. Bir çırpıda okunuyor. 3 sayılık bir macera ve gelecek ay çıkacak olan Thor #606’da sonuçlanacak. Valla heyecanla bekliyorum.

Çıksa da Okusak

Önümüzdeki günlerde beni oldukça heyecanlandıran bazı seriler yayımlanacak. Bunlardan kısaca bahsetmek istedim. Öncelikle şu aşağıdaki resme bir göz atalım:

Batman Unseen 03027

Ne görüyoruz? İki elinde iki tabanca bir kovboy edasıyla mafyaya kurşun yağdıran bir Batman! Bir hata var gibi değil mi? 70 küsür senelik tarihi boyunca hiç Batman’i elinde bir silahla gören olmuşmudur acaba? Belki  olmuştur ancak birçoğumuz yukarıdaki gibi bir sahneyi ilk defa göreceğiz. Peki kimdir bu Batman’in eline silah tutturan şahıs: Aslından bu isimden daha önce de büyük övgüyle bahsetmiştim.  İsmi Brian Azarello. Derginin ismi ise Batman/Doc Savage. Tek sayılık bir yayım olacak. Azarello’nun tadını Joker Graphic Novel’da ve 100 Bullets’ın birkaç sayısında almıştım (sapıkça bir cümle oldu bu). Azarello suç tabanlı çizgi romanlarıyla ünlü bir yazar. Joker’i de alıp ters yüz etmişti (Hala daha Dark Knight’taki Joker mi Azarello’dan yoksa tam tersimi güvenilir bir kaynakla karşılaşmadım). Eğer Batman/Doc Savage’da bir bit yeniği yoksa eğer yani yukarıdaki şahıs Batman kılığındaki bir zibidi değilse; Azarello yine bildiğimiz Batman’i de ters yüz etmiş demektir. Bu da beni oldukça heyecanlandırdı. Yarın yayımlanacakmış. Bakalım göreceğiz.

Bir diğer merak ettiğim olay ise Marvel’ın sıradaki Major Event’i “The Siege”. Bu blogu düzenli okuma gibi bir gaflette bulunuyorsanız eğer eski yeşil cin Norman Osborn’un başını çektiği Dark Reign’in Marvel evrenini de kasıp kavurduğunu biliyorsunuz demektir. The Siege’in başkahramanı Marvel’ın eski  kahramanlarından Thor. Thor’un anayurdu Asgard benim haberim olmayan bazı olaylar sonucu yeryüzüne taşınmış. Siege de Osborn’un süper kötülerin başkanlarıyla kurduğu Cabal adlı örgütle beraber Asgard’ı kuşatmasını konu alıyor anladığım kadarıyla. Ancak Siege’i önemli kılan Osborn’un ve dolayısıyla Dark Reign’in sonunu getirecek ve eski Avengers’ın dönecek olması (bu olmasa da olurdu eheh). Hiç yoktan çeşitli bloglarda okuduğum bilgiler bu yönde. Ayrıca Osborn’un “wildcard”ı da bu macerada görecekmişiz ki daha önce bunun Mephisto olduğuna dair bazı dedikodular da duymuş ve buraya da yazmıştım.

1257436499 siege 1

Son olarak ise çok da ses getirmeyeceğine inandığım ama bir yerlerde haberini gördüğüm bir seri daha var: Top Cow Comics’ten Tracker. Top Cow’u firma olarak çok beğenmem aslında. Ne Witchblade’in ne de Darkness’ın takipçisi olabildim şimdiye kadar. Bir türlü ısınamadığım dergilerdir. Ancak Tracker hakkındaki çok az bilgiye rağmen ilgimi çekti. Konu FBI’ın en yetenekli “tracker”ının, en tehlikeli seri katillerden birini kovalarken kurt adamı dönüşmesini konu alıyor. Aşağıda da preview’dan bir sayfa var. Gore olayının boku çıkmış gördüğünüz gibi. Ancak sanat olarak nedense beni heyecanlandırdı.

tracker