Justice League Sayı Biiiiirr

Efendim bildiğiniz üzere Flashpoint sonrası DC evrenine komple bir reset atıldı ve bütün DC dergileri sayı 1’den tekrar yayınlanmaya başladı/başlayacak. Bu yeni süreklilik içerisinde ilk okuduğumuz dergi ise DC’nin ağır toplarından Justice League oldu.

Bu yeni JL dergisi ile ilgili olarak türkçe bloglar dahil olmak üzere birçok şey yazıldı çizildi. Mesela şu ve şu var. Ben de kendi nacizane incelememi yapıyım dedim.

Herşeyden önce bu komple reboot olaylarını çok sevmiyorum. Daha önce de bundan bahsetmiş ve buna karşılık bunun neden gerekli olduğuna da değinmiştim. DC’nin Flashpoint ile DC sürekliliğini sıfırlayacağı aylardır bilinen bir gerçekti. Dolayısıyla atalarımızın da dediği gibi “titilmiş tötün tavası olmaz.” Dolayısıyla “DC bizi bir kez daha kandırdı” gibi birşe yaklaşım yerine Justice League sayı 1’i yeni bir dergiymiş gibi okudum ve gayet de memnun kaldım.

Öyüküden kısaca bahsetmek gerekirse (okuduysanız bu paragrafı geçin): Gotham polisi Batman’i, Batman de robotumsu birşeyi kovalamaktadır. Birden ortaya Green Lantern çıkar. Robotumsu yaratığı iki kahraman Gotham kanalizasyonunun içlerine kadar kovalar. Robot “Darkseeiid” diye bağırıp kendini öldürür ancak geride bir tür cihaz bırakır. Kahramanlarımız da uzaydan geldiklerini tahmin ettikleri bu cihazın ne olduğunu anlamak için varlığını bildikleri tek uzaylı olan Superman’i bulmak için Metropolis’e gider ve Superman’i bulurlar. “To be Continued…” Okumaya devam et

Reklamlar

Geçtiğimiz 2 hafta

Geçen haftasonu kısa bir tatile çıktığım için, genellikle pazar günleri yazdığım ve o hafta içi yayınlanan çizgi romanlardan bahsettiğim post’umu yazamadım. Bu nedenle bu pazar 2 haftayı birden kapsayacak şekilde yazıyorum.

Bu 2 hafta içersinde yine birçok çizgi roman çıkmasına rağmen benim aralarında en merakla beklediklerim X-Force 28 ve Second Coming 2 idi. Second Coming X-Men cephesinin son 1-1.5 sene içerisindeki en önemli olayıydı. Marvel dünyasında mutantların soyu tehlike altındaydı ve yıllardır hiçbir mutant doğumu gerçekleşmiyordu. Ta ki mutant ırkı tarafından mesih olarak görülen Hope gelene kadar. Hope, Cable’in koruması altında, güvende olması için geleceğe gönderilmişti. Second Coming ise Hope’un günümüze dönüşünü konu alıyordu. Second Coming hikayesi, kurgu ve öykü açısından çok fazla süpriz ya da twist içermese dahi, benim için okuması oldukça zevkli bir seri idi. Olayın aksiyon tarafı X-Force 28’de, hikayenin geneli göz önüne alındığı zaman belki birazcık hızlı bir biçimde son buldu ancak yine de beni tatmin etti.

nathan-hope

Second Coming’in sonuçları ise Secong Coming 2’de açıklandı. Her ne kadar X-Force 28’de zaten göz kırpmış olsa dahi, Second Coming 2’de Hope’un Phoenix’in bir sonraki reankarnasyonu olduğu da tescillenmiş oldu. Genel olarak Second Coming zevkliydi. Bazı çok güzel anlar vardı. Mutantlar bu olaydan nispeten az zarar görerek kurtuldular. Ancak herkesin sevdiği adam Kurt Wagner’ın ve Nathan AKA Cable’ın ölümleri de olaya gölge düşürmedi değil. Yakın zamanda bütün bir event HC olarak yayınlanacak ama o kadar da paraya değeceğini düşünmüyorum. Bu tip eventleri fasiküller şeklinde takip etmek daha hesaplı ve eğlenceli oluyor bence.

Okumaya devam et

Dc vs. Marvel

1996 yılında Marvel ve Dc ortaklaşa yayınladıkları 4 sayı süren bir mini-seri’de herhalde amerikan çizgi roman fanlarının onlarca yıldır bekledikleri bir soruyu yanıtlıyor: Amerika’nın bu en büyük 2 çizgi roman üreticisinin süper kahramanları olaki karşılaşıp birbirleriyle mücadele etmek zorunda kalsalardı ne olurdu?

Ron Marz ve Peter David tarafından yazılan ve Dan Jurgens ve Claudio Castellini tarafından çizilen bu mini-serinin bence oldukça uyduruk olan hikayesi kısaca şu şekilde: Evrenin ve zamanın başından beri 2 kozmik varlık vardır. Bunlar şimdiye kadar kimsenin varlıklarını bile bilmediği, her iki evrendeki (Dc ve Marvel evrenleri) en güçlü varlıkların bile güçlerini katbekat aşan güçlere sahip bir nevi yaratıcı varlıklardı:

Milyarlarca yıldır varolagelen bu varlıklar kardeş olmalarına rağmen birbirlerinin var olduklarını bile unutmuşlardır ancak yakın zamanda yaşanan bir takım kozmik olaylar sonucu iki kardeş tekrar birbirlerinin varlıklarını sezerler ve her nedense hangi birinin daha güçlü olduğunu görmek için aralarında inatlaşırlar. Ancak birbirleri aralarında yapacakları bir savaş her iki evrenin de yıkımı ile sonuçlanacağı için kendi evrenlerinin ‘şampiyonlarını’ karşı karşıya getirmeyi daha uygun bulurlar. Her iki kardeş de kendi evrenlerindeki en güvendikleri kahramanları toplar ve karşılaştırırlar. 11 maçın sonucunda kaybeden evrenin yok olacağı bu mücadelede tek bir kural vardır: Rakiplerden bazıları birbirlerine o kadar denktirler ki mücadeleleri sonsuza kadar sürebileceği için maç sırasında “hareketsiz” kalan taraf o raundu kaybedecektir.

Hikayenin sonunda her iki evren de bir şekilde paçayı kurtarmayı başarır tabii ki. Ancak benim ilgimi çeken kısım hikayeden öte bu birebir yapılan maçlar. Gelin bu maçlara bir göz atalım ve çizgi romanda kimin kazandığına ve “gerçekte” kimin kazanması gerektiğine bakalım:

1. Raund: Captain Marvel Vs. Thor

Thor’u az buçuk çizgi roman ile ilgilenen herkes bilir. Kendisi İskandinav mitolojisinden fırlamış, Odin’in oğlu, Asgard’ın yıldırım tanrısıdır. Marvel evrenindeki en sağlam adamlardan biridir. Captain Marvel ise günümüz okuyucuları tarafından Thor’a nazaran daha az bilinen bir tiptir. Tengunner’un Marvel ailesi hakkındaki güzel yazısı karakteri çok tanımayanlar için aydınlatıcı olabilir.

Çizgi romandaki bu ilk roundu Thor kazanıyor. Ancak ne şekilde? Maçın tek kuralı olan karşı tarafın 1 saniyeliğine de olsa hareketsiz kalması vasıtası ile. Peki gerçekte ne olurdu? Hmmm zor soru. İki taraf da birbirinden güçlü desek yanlış olmaz. Ancak Mark Waid tarafından yazılan ve Alex Ross tarafından çizilen Kingdom Come mini-seri’sinin son sayısında Superman’in Captain Marvel tarafından tabiri-caizse eğer “ağzının yüzünün dağıtıldığını” görmüştük. Fakat Cap. Marvel bunu yıldırımlar vasıtası ile yapıyordu. Şimdi karşısındaki ise bizzat yıldırım tanrısı Thor. Dolayısı ile bence kafa kafaya bitecek bir mücadele. Ama yine de Cap. Marvel normalde bu roundu alır gibi geliyor bana.

2. Raund: Namor vs. Aquaman

Bu maç beni heyecanlandırdı işte. İki denizler imparatoru karşı karşıya. Kim kazanıyor? Yukarıdaki sayfaya bakarsanız eğer şık “balina hareketi” ile Namor’u hareketsiz hale getiren Aquaman. Peki gerçekte kim kazanırdı: Aquman Dc evrenindeki en eski ve göreceli olarak en güçlü karakterlerinden biri. Diplomatik konumu da, Namor’unkiyle hemen hemen aynı. İkisi de kendi evrenelerinde denizler imparatoru. Aquaman her ne kadar DC’nin sağlam karakterlerinden biri olsa bile Namor’la boyölçüşebileceğini zannetmiyorum. Namor Marvel’ın en eski iki karakterinden biri  ve şimdiye kadar Sentry ve Hulk da dahil kafa kafaya girişmediği tek bir adam dahi yok. Ve hepsini oldukça zorlamıştır. Dolayısı ile galip bence açık ara Namor AKA Sub-Mariner olurdu.

3. Raund: Flash vs. Quicksilver

İki evrende de birden fazla speedster olmasına rağmen kendi evrenlerinin en hızlı iki üyesi bunlar. Sonuç ne olur? Serinin yazarları bile bunu fazla üzerinde durmamışlar sanırım. Quicksilver’ın Mach 10 gibi hızlara erişebildiğini biryerlerde okuduğumu hatırlıyorum ama karşısındaki adam Flash. Bırakın Mach 10’u, sadece koşarak zaman içerisinde sıçramalar yapabiliyor kendisi. Eh sonuç da rahat bir galibiyetle Flash’ın oluyor zaten.

4. Raund: jubilee vs. Robin:

Hikayede bu ikisi birbirlerine görür görmez aşık oluyorlar. Hoş bir romantizm. Ama işin ucunda evrenlerin yok olması varken yine de birbirleriyle mücadele etmelerini kaçınılmaz. Jubilee iyi hoş ve tatlı bir kız. Kendisini ayrıca severim. Ellerinden rengarenk ışıklar çıkarır. Ancak karşısındaki Karanlık Şövalyenin sağ kolu olunca ışıkları nereye savuracağını bile bilemiyor. Boru değil, Robin bu. Jubilee’nin doğuştan sahip olduğu yetenekler karşısında, Timothy Drake kendi alın teriyle Batman’in sidekick’i olmuş bir karakter. Jubilee’nin hiç şansı yok. Zaten çizgi romanda da Robin oldukça rahat bir şekilde güzel kızımızı etkisiz hale getiriyor.

5. Raund: Green Lantern vs. Silver Surfer

İşte bu sağlam maçlardan biri. Green Lantern; Dc evrenine göre belki de galaksideki en güçlü silah olan, sahibinin iradesiyle doğru orantılı olarak hayal gücü ile yaratabileceği hemen herşeyi gerçeğe dönüştüren yüzüğün sahibi, 3. Green Lantern (ve benim en sevdiğim) Kyle. Fakat karşısındaki de gezegen yiyici Galactus’un elçisi Silver Surfer. Galactus’un elçisi olmasına rağmen gezegen yiyicinin ona bahşettiği güç öyle yüksek ki çoğu zaman Galactus girdiği mücadelelerde gümüş kayakçıyı da yanına ‘summon’luyor. Dolayısı ile iki karakterin de   gücü hemen hemen galaktik düzeyde. Zorlu bir maç. Zaten ikisi arasındaki mücadele de tek bir patlama sahnesiyle betimlenmiş. Kazanan kim? Silver Surfer. Gerçeğe uygun mu? Bence evet. Peki Kyle yerine 2. Green Lantern olan Hal Jordan olsa işler değişir miydi? Bilemiyorum valla. Ancak Hal Jordan’ın 90’ların ortalarında bütün bir Green Lantern Corps’u yok ettiğini düşünürsek eğer Silver Surfer için işlerin daha ciddi bir alacağı kesin olurdu.

6. Raund: Elektra vs. Catwoman

Çok uzatmaya gerek yok. Catwoman temelde çok iyi akrobatik yeteneklere sahip bir hırsız. Fakat Elektra ise kendi jenerasyonu içerisinde üstün yeteneklere sahip iki karakterden biri (Diğeri ise onun aşkı ve arch-enemy’si Daredevil). Üstüne üstlük doğduğu andan itibaren Ninja süikastçiler tarafından yetiştirilmiş. Catwoman’ın pek bir şansı olduğunu düşünmüyorum, bilakis çizgi romanda da Elektra galibiyet alırken çok fazla yorulmuyor. Görünen köy kılavuz isyemez. Bu ikisi arasındaki mücadele “hangisi daha fetiş?” şeklinde olsaydı eğer o zaman kaydadeğer bir mücadele okurduk (Valla iyi olurdu).

7. Raund: Wolverine vs. Lobo

İkisi de puro ve içki seviyor. İkisi de hafif Redneck’imsi. İkisi de barlara bayılıyor. Birinin daha çok country sevdiğini tahmin ediyorum, diğeri ise katıksız bir heavy metal’ci. İkisi de ulaşım aracı olarak değişik tiplerde chopper’lar kullanmayı seviyorlar. İkisinin de ağzı bozuk ve kendilerine has lafları var. ve ikisi de kendi evrenlerindeki diğer karakterler ile karşı karşıya geldikleri zaman karşılarındaki adama bir “gulp” dedirtiyorlar. İkisi de kendilerince ölümsüz sayılabilir. Birinin healing factor’u var. Öbürü ise cehennem tarafından bile istenmediği için ölemiyor. Zaten umrunda da değil.
Yukarıdaki sayfada da gördüğünüz gibi bu maçı Wolverine alıyor. Hmmm. İşte bu bana pek olası gözükmedi. Wolverine’ın hakkı yenmez. Manyak oğlu manyak Hulk ile bile kafakafaya girişmiştir. Lobo da bilakis Superman ile. Sorun şu ki Hulk Wolverine’i oldukça fena hırpalerken, Lobo birden fazla kere Superman’e kan kusturtmuştur. Dolayısı ile bu maçta ben Wolverine çok da şans tanımıyordum.  Ama ününden dolayı olsa gerek yazarlar Logan’ın galip gelmesine karar vermişler. Hadi ordan.

8. Raund: Storm vs. Wonder Woman

Aslında güzel eşleşme. Dc’nin en sağlam kadın savaşçısı, Marvel’ın yaşayan dişi tanrılarından birinin karşısında. Wonder Woman Olimpia tanrılarının gücüne sahip olsa bile Storm da kendi evreni içerisindeki en tehlikeli mutantlardan biri. Hava elementlerini kontrol edebiliyor. Eh buna yıldırımlar da dahil. Bir nevi Thor’un Kenya versiyonu. Dolayısıyla Thor Cap Marvel’ı yendiğine göre, Storm’un da Wonder Woman’ı yenmesi bu çizgi roman mantığına göre kaçınılmaz. Ama gelin görün ki gerçek bir maç olsa bu ikisinin arasındaki Wonder Woman’ın bu kadar çabuk düşeceğini zannetmiyorum. Ama yine de Storm kazanırdı gibime geliyor.

9. Raund: Superboy vs. Spider-Man

4 sayılık macera içerisindeki en güzel karşılaşma bence buydu. İki “zibidi” karşı karşıya desem abartmış olmam herhalde. Bol muhabbetli bir maç. İlk bakışta Superboy’un Superman klonu olduğunu düşnürsek ciddi bir avantajı olduğunu varsayılabilir. Ama rakibi de yılların tecrübesine sahip, Marvel’ın belki de en büyük karakteri olan ve herhalde hemen hemen bütün Marvel evreniyle bir defa dahi olsa kapışmış olan Spider-Man. Karşısındaki gerçek Superman olsaydı durum elbetteki farklı olabilirdi ancak bu karşılaşma her zaman için gücün değil, esas önemli olanın tecrübe olduğunu gösteriyor. Spider-Man ufak bir trick ile Superboy’u indirmeyi başarıyor. Bazılarınıza belki bu pek inandırıcı gelmeyebilir ama bu bir futbol maçı olsa en kalın sesimle ve avazım çıktığı kadar şunu söylerdim: “Armut dalda asılsın, ipne superboy nasılsın? O kiraz dudaklara, Peter Parker asılsın.”

10. Raund: Superman vs. Hulk

Babalar karşıkarşıya. İki karakteri de bilmeyen yok. DC’nin near-omnipotent’î Superman ve Marvel’ın bütün evreni titreten canavarı Hulk. İyi mücadele oluyor açıkcası, Superman her ne kadar oldukça zorlansa (bir gözü şişiyor adamın) sonucu tahmin etmek çok da zor değil: Galip Kal-El. Gerçekçi mi: Eh yani. Sonuçta Superman. Fazla söze gerek yok. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta buradaki Hulk’un kişiliği Hulk değil, Dr. Bruce Banner. Yani eleman Hulk’un vücuduna ve Banner’ın aklına sahip. Fakat Hulk’un takipçileri bilirler ki: Hulk gets madder, Hulk gets stronger. Dolayısı ile Hulk, eğer Banner yerine Hulk’un benliğine sahip olsaydı Superman’e epey bir kan kustururdu diye düşnüyorum. Hulk çok çok kızdığı zaman neler yapabileceğini World War Hulk’ta gördük (Her ne kadar WWH, DC vs. Marvel’dan yaklaşık bir 10 sene sonra yayınlanmış olsa bile). Ancak yine de Superman, Superman’dir. Gönlüm el vermez yeşil deve karşı kaybetmesine.

11. Raund: Captain America vs. Batman

İşte en sonuncu ve belki de en sağlam mücadele. İki tarafın da aslında süper güçleri yok. Ancak ikisi de kendi evrenlerinde süper güce sahip olmayan bir insanın gelebildiği en üst fiziksel (ve belki de ruhsal) özelliklere sahip karakterleri. Bunları bıraksanız herhalde sonsuza kadar kapışırlar. Zaten kendileri de aynı şeyi söylüyorlar. Ve gelin görün ki maç da hemen hemen berabere bitiyor diyebiliriz. Dövüştükleri kanalizasyonu su basıyor ve Batman Cap. America’yı kurtarıyor. Her ne kadar maç berabere bitse dahi benim oyum biraz gönül borcu dolayısı ile Batman’den yana.

Sonuçlar

Dc. Vs. Marvel’daki esas maçlar bu kadar. Bunlar yanında birçok ilginç karakterin de bir araya gelmesi ilginç sahneler doğuruyor: Perry ve J.J.Jameson, Darkseid ve Thanos gibi.

Resmi sonuçlar şu şekilde:

Görüyoruz ki Marvel’ın 6’ya 4 üstünlüğü var (Cap vs. Batman’i saymıyorum).

Bu da benim sonuçlarım:

Hoş benimki de çok farklı çıkmadı aslında. Ancak 1 puan 1 puandır. DC, Marvel’ı 6’ya 5 indirdi. Marvel evreni havaya uçtu tuzla buz oldu.

Valla çok eğlendim bu postu yazarken. Siz de eğlendiyseniz ne mutlu bana.

Kitap okumanın faydaları

Gerçekten çok fazla sayıda çizgi roman okuyorum. Bunların birçoğu hakkında yazmak istemiyorum. Çünkü yazmaya kalksam, anlatacak bişey yok. Yani okuduğum çizgi romanların  birçoğu -haliyle-  benim içimde herhangi bir duygu uyandırmıyor. Sadece okuyorum. Ama bazı çizgi romanlar var ki,  onlar hakkında ben de bir iki çift laf edeyim istiyorum. Fakat aklın yolu bir olduğundan, zaten bu çizgi romanlar hakkında yazılan yazılmış, çizilen çizilmiş oluyor ve bana da susup oturmak kalıyor.

Bu da onlardan biri: All Star Superman. Hakkında “şöyle iyi, böyle güzel” diye konuşmak istemiyorum çünkü zaten toplam üç tane olmak üzere; biri “en iyi yeni seri”, diğer 2’si ise “en iyi devam eden seri” dalında Eisner ödülü var.  Öyküleriyle (Grant Morrison) tamamen oldschool  , sanatı ile de (Frank Quitely) tamamen modern  bir yapıt. Yeni bitirdim ve son aylarda okuğum en güzel şeydi.   Verdiğiniz her kuruşa değer (Bak bu önemli aslında. Çünkü bu blogta ilk defa bu satırları okuyanlara “paranızı şuna harcarsanız faydasını görürsünüz” demiş oluyorum.).

Övgüler bir yana, All Star Superman sayı 10’dan  aşağıdaki kare beni çok güldürdü. Kel adam, Superman’ın baş düşmanı,  dahi ve multi-milyoner iş adamı, sosyopat Lex Luthor. Görmüş olduğunuz karede; Luthor hapiste ve hücresinde kirap okuyor. Kitabın ismine dikkat lütfen.

Optimist değil mi?

Haftalık İnceleme

Comic Book Resources’ta Buy Pile diye bir column var. Buy Pile Hannibal Tabu tarafından yazılan haftalık bir review column’u. Çoğunlukla Hannibal  ile beğenlerimiz uyuşmasa dahi yine de her hafta takip ediyorum. Ancak konu bu değil. Konu Buy Pile’ın formatı. Column haftalık review’ları 4’e ayırıyor: Kesinlikle alınması gerekenler, okunması gerekenler, bahsedilmesi gerekenler ancak çok iyi olmayanlar ve çöpler. Buy Pile’ın yazarı kadar çok ÇR okumuyorum ve dolayısıyla onun kadar bilgili değilim. Ancak köşenin formatı hoşuma gidiyor. Birçok çizgi roman hanibal’ın da köşesinde söylediği gibi “çok çok iyi” değil ancak kötü de değil. İkisi arasında bir yerlerde vasatın üzerinde duran ancak yeterince iyi olamamış birçok  ÇR var. Dolayısıyla ben de bu haftalık incelemelere “iyi” ve “kötü yanında bir de “orta şekerliler” eklemenin iyi olacağını karar verdim. Başlayalım bakalım.

Haftanın Lezizleri:

Incredible Hulk #603
Yayıncı: Marvel
hulk 603 Hulk #603: Her açıdan çok güzel bir sayı. Bruce Banner, Hulk’un başka bir gezegenden gelen oğlu Skaar’ı, Hulk’tan intikam alabilmesi için eğitmekte ve bunun için de önceki sayıda Juggernaut ile bir kapışma hazırlamış ve Skaar Juggernaut’a dersini vermişti. Ancak bu sefer biraz daha dişli bir rakip var karşısında: Wolverine’in oğlu Daken; Hulk ve Wolverine’in kapışmaları hep ilginç olmuştur. Daken ve Skaarr’ın ki de bilakis öyle. Öykü anlatımı olarak oldukça eğlenceli. Babalar nasıl aralarında anlaşıyorsa, onların “zıttı” sayabileceğimiz oğulları da kendi aralarında bir şekilde anlaşıyorlar. Aksiyon da cabası. Ayrıca şu aralar Marvel’daki en iyi çizim ve boyama ekibi bence bu dergide.

 

 

Beasts of Burden #2
Yayıncı: Dark Horse Comics

beastsofburden2 BoB bozmadan devam etmiş. Ancak üzücü birşey öğrendim: Ben bu dergiyi uzun süreli bir yayın zannediyordum ancak 4 sayılık bir mini seriymiş .Bu sayıda aslında yine oldukça alışık olduğumuz hatta “klasik” sayableceğimiz bir tür hayalet hikayesini köpek ve kedilerden oluşan paranormal olaylar dedektiflerinin gözlerinden izliyoruz. BoB’u gerçekten ayrı bir sevdim çünkü bir ÇR olmanın bütün avantajlarını kullanıyor; kahramanlar bir çocuk dergisinden fırlamış gibi, çizimler çocuklar için yazılmış bir masal gibi ancak bir yandan da üzücü bir hayalet öyküsü ve sadece ÇR’larda görebileceğiniz bir tür psikolojik şiddetle birleşmiş durumda. Ama o ilk sayıdaki masalsı fabl havası da hala tüm derginin üzerinde duruyor. Mmmmhh..gene lezizdi.

 

Haftanın Orta Şekerlileri:

Dark Avengers #10
Yayıncı: Marvel

dark_avengers_10 Ben bu seriden çok umutluydum ancak #12’in sayıda Dark Reign ve dolayısıyla Dark Avengers da bitecek deniliyor. Dark Avngers ilginç bir ekip, MU’da her gün gerçekleşen birşey değil. Bu orjinalliğine rağmen çok da yetenekli olmayan yazarlara emanet edilmiş gibi. Ortam ilginç: Super-villain’ler SK’ların yerinde, Norman herşeyin başında, Sentry ile ne oluyor ne bitiyor meçhul, Doctor Doom var bir köşede, Osborn kimsenin bilmediği bir haltlar karıştırıyor… Demek istediğim elde aslında bolca entrika doldurulabilecek bir malzeme var ancak bu seri nedense bir türlü vasatın üzerine çıkamadı. Okuyucu(beni) tam manasıyla içine alamadı. Bir önceki sayıda Sentry’in kafası bizzat karısı tarafından patlatılmıştı ve Sentry’e (bir kez daha) öldü gözüyle bakıyorduk. Şimdi ise Sentry hiçbir şey olmamış gibi yine etrafta uçuşuyor ve biliyorum ki bu olayın sonucu ancak 1 ya da 2 sayı sonra açıklanacak. Hata şurda: yazar dergiyi götürecek ilginç bir yön bulmasına rağmen, genel olaylara çok da bir etkisi olmamasına rağmen aksiyonun içinde “ilgnç”1 olan fikri kaybediyor, okuyucudan biraz fazlaca gizliyor. Olayların sonucunda bunların cevaplarını alacak (ve muhtemelen ilginç bulacak) olsak bile yine de birkaç sorunun cevabını öğrenmek için “anlamsız” sayabileceğimiz 10 küsür sayı okumak, başarılı bir seri tanımı içerisinde yer almıyor diye düşünüyorum.

Blackest Night: Batman #01-03
Yayıncı: DC Comics

blackest_night_batman Blackest Night şu aralar DCU’da “major event”. Bütün DCU kahramanlarını bir şekilde etkiliyor ancak olayın göbeğinde Green Lantern’lar var. Blackest Night için kabaca “uzaydan gelen zombi” olayı diyebiliriz. DCU’daki bütün ölmüşler diriliyor ve ilgili alakalı insanların başına tabiri caizse musallat oluyorlar. Batman ve Robin de bundan paylarını alıyor bittabii. Aslında ilk 2 sayı oldukça güzel, heyecanlı ve hatta korkunç ve gerici diyebilirim. Ancak 3. sayıda sanki biraz işlerin cıvkı çıkıyor ve bu zombi hikayesi “onlar bizim korkualarımızdan besleniyorlar” gibi artık klişenin de klişesi bir sonuca çıkıyor. Ancak yine de okuması zevkli ve herşeyden öte Batman ve Robin’in trajik geçmişleriyle yüzleşmeşmesini okumak güzel. Temelde bir irade savaşı izliyoruz, Batman de bunun altından kalkıyor. Çok çok da iyi değil yani.

 

Haftanın Yazıkları

Predator #2
Yayıncı: Dark Horse

predator2 Predator’u film ve karakter olarak sevmeme rağmen, yine de hiçbir zaman üzerine sayılarca ÇR yapılabilecek bir şahıs olarak görmemişimdir. Ne de olsa alt tarafı yengeç suratlı, aklında avlanmaktan başka birşey olmayan bir avcı (avcı ırkı). Dolayısıyla bu tipe ne kadar olay ve karakter yüklenebilir bilmiyorum. Daha önceki Predator ÇR versiyonlarına da şöyle bir göz atmışlığım var ancak hiç sarmamalarından dolayı göz atmakla kaldım sadece. Nitekim version 3. başlatmıiş Dark Horse Comics, ben de bir şans veriyim dedim. Ancak söyleyebileceğim tek şey o ki: Yine olmamış. Öykü tamamen agresif bir ortamda geçiyor, karakterler sadece birbirlerini aşağılıyor ve içlerinde oldukları kaosun içinden çıkmaya çalışıyorlar ancak nitekim bu 2. sayıda progresiv tabir edebileceğim bir olay olmuyor. Çizimler ise kötü. Hani gerçekten kötü bence. Stil açısından sıfır. Sadece çizilmesi ve yayınlanması için resmedilmiş gibi duruyor. Hiç memnun kalmadım senden predator git film yap sen. (Bu arada hakkaten yeni Predator filmi geliyor ve filmi Robert  Rodriguez çekiyor ve filmde Machette oynuyor. Gelse de izlesek).

 

Blackest Night: Superman #01-03
Yayıncı: DC Comics
Blackest_Night_Superman_by_Bakanekonei Bu da Batman’in Superman versiyonu. Bu da onun gibi 3 sayılık bir mini seri. Olaylar Smallville’de Clark, Martha ve Connor (Superboy) arasında geçiyor. Bildiğimiz klişe superman diyebilirim. Batman’in aksine zombiler herhalde Superman’in okuyucuya verdiği – nasıl olsa Superman’e birşey olmaz güveniyle ilerliyor, ve hakkaten de birşey olmuyor. Üstüne üstlük Superman de Batman gibi bu Black Lantern (Zombiler)’ler hakkında birşeyler çözmeyi başarıyor. Ama genel olarak bana sıkıcı ve klişe geldi. Ne olay ilerleyişinde, ne aksiyonda çok çok eğlenceli birşeyler yoktu. Peh.

 

.

 

Hulk #603
Yayıncı: DC Comics
The List - Hulk List serisi anlamsız varoluşunu yine bu sayıyla sürdürüyor diyecektim ki o kadar da acımasız olmamak lazım sanırsam. Incredible Hulk çizerleri tarafından çizildiği için bence çok üst kalite. Ancak konu yine de aham şaham değil. Hani evet birşeyler oluyor ancak olan şey The List’in alakadar olduğu event olan Dark Reign’e birşeyler katmıyor Incredible Hulk’la ilgili birşeyler oluyor. Kolay okunuyor ancak o kadar. Sevmedim. Sevemedim.