Alışveriş Listesi

Geçtiğimiz aylarda  çeşitli Türk ve Yabancı firmalar tarafından yayınlanan  çizgi romanlardan satın almayı istediklerimin listesidir:

  • Beasts of Burden: Animal Rites HC (Dark Horse): Bu aralar ciltli olarak satın almaya değer gördüğüm tek çizgi roman sanırım bu. Yıllar sonra bir arkadaşımın çocuğuna ya da yeğenime falan hediye olarak verebilirim. İyi yatırım.
  • Dingo TPB (Boom Studios): Henüz çıkmadı ama yarın öbür gün çıkıyor sanırım. 2010’un ilk yarısında okuduğum en eğlenceli çizgi romanlardan biriydi. İçinde tanrıçaların, cadıların,  bir kutunun, dev bir köpekle, bir tür rocknralla’nın olduğu modern amerika’nın çeşitli eyaletlerinde geçen fantastik bir öykü. Neil Gaiman’ın Amerikan Tanrıları’nı beğenmişseniz, bunu da beğenme ihtimaliniz var. Eskiden Blog başlığı; “Ava Giden Avlanır” yazısının altındaki köpek resmi Dingo’dan bir panelden kesilmişti.
  • Final Crisis TPB (Dc Comics): Bence Final Crisis aradan zaman geçtikçe tekrar tekrar okunabilecek bir macera. Rengarenk ve korkunç. Oldukça uçuk ama biraz dağınık. Ancak Hardcover versiyonu satın alınacak kadar da iyi değil. Fakat sof-cover’ı çıkmış. 300 küsür sayfa. 20 Dolar. Bir köşede bulunmasını isterim.
  • Irredeemable Vol:1 TPB (Boom Studios): 10$. Süperkahraman türü içerisinde bana en yenilikçi gelen çizgi roman bu. Bir ton olay oldukça minimalist bir tarzla anlatıyor. Fiyat süper. Almak istiyorum açıkcası.
  • Karakule: Eve Giden Yol (Altın Kitaplar): Anladığım kadarı ile ilk cilt olan ‘Silahşör’ün Doğuşu’nu satın alanlar ikiye ayrılıyor: 1. Kitap ‘Kara Kule’ olduğu için satın alanlar. 2. ‘kaliteli ve güzel gözüken bir çizgi roman’ olduğu için satın alanlar. Benim de dahil olduğum ilk grup eseri beğenmiş. 2. grubun bir kısmı ise öykünün kendisinden dolayı 1. grup kadar beğenmemiş. Bu çizgi romandaki ilüstrasyonların çok iyi olduğunu gösteriyor. İki grubun da ortak sıkıntısı ise çeviri.  Ben satın almaya devam edeceğim. Hatta, heyecanla bekliyorum.
  • Spider-Man: Öteki (1. Cilt), Siyaha Dönüş ve Son Bir Gün (Hoz Comics): Bu üçünü henüz satın alamadım.

Aşağıdakiler de “Gönül İsterdi ki…” kısmı. Görüp istediklerim ama muhtemelen önümdeki belirsiz zaman zarfı içerisinde satın alamayacaklarım:

  • Ölüm: Yaşamanın Ağır Bedeli (Baykuş Kitap): Neil Gaimann’ın benim kafamda yeri şu: Rastgele satın alacağım bir çizgi romandan/kitaptan %70 daha iyi çıkacaktır. Yaşamın Ağır Bedeli’ni de uzun süredir satın almak istiyorum ve ne zaman sahaflara/kitapçılara gitsem, bir elime alıp karıştırıyorum. Sayfa sayısına göre biraz tuzlu olduğu için de her seferinde geri bırakıyorum. Ama bir gün alıcaz kısmetse.
  • Daredevil: The Devil’s Hand TPB (Marvel): Andy Diggle ve Roberto’nun işlerini ne kadar beğendiğimden daha önce de bahsetmiştim. Genel olarak Daredevil’in Hand’in başına geçmesi anlatılıyor.
  • Batwoman: Elegy Deluxe Editin HC (Dc Comics): Bunu bir gün kitapçıda, çizgi roman dükkanında basılı halde görürsem küt diye satın alabilirim aslında. İlüstratör J.H. Williams III. panelleri kullanarak çok değişik kompozisyonlar oluşturmuş ve sanatı da oldukça etkileyici. Çoğu kompozisyon 2 sayfayı birden kaplıyor. Renklendirme gerçekten güzel.  Basılı hali hardcover versiyonu satın alınacak kadar etkileyici olabilir.  Sanat bir yana, hikaye de çok başarılı; sanki çok iyi yazılmış bir Batman hikayesini andırıyor fakat kahramanın Batman’e nazaran bambaşka bir orijini ve modern bir arka-planı var. Tabii yine de Bruce Wayne’e göz kırpıyor. Ve tabii ki  yarasa orda duruyor.
  • Blackest Night HC (Dc Comics): Kalın cilt. 30 dolar. Cıvcıvlı, rengarenk.  İlk listedikilerimin birçoğunu ve bir de bunu bu ay içerisinde satın alırsam eğer iki ay sonra elektriğim kesilebilir.
  • Batman & Robin: Batman vs. Robin Deluxe Edition (Dc Comics): Bu da sert kapak. 25 dolar. Doğalgaz da gidiyor..
  • Punisher Max: Kingpin Premier: Aslında yukarıdaki ikisine göre daha iyi olan  üçüncü sert kapak. Su da kesildi. Bu şehri terk ediyorum.

Spider-Man Okumak

Son yıllarda amerikan çizgi romanları  bir yazarın o karakter üzerindeki “run”ı olmaktan çıktı. Eğer bir yazar o seriyi 100 sayı boyunca yazıyor olsa bile –belki biraz da ticari sebeplerden dolayı- bu 100 sayıyı kronolojik olarak birbirini takip eden ancak kurgusal olarak birbiriyle bağlantısı olmayan maceralara bölüyor. Dolayısıyla birçok çizgi romanı değişik yazarların bakış açılarından okuyabiliyoruz ya da tek bir yazar bildik karakterleri kullanarak yeni öyküler anlatabiliyor.

Ancak bazı dergiler var ki onları kim yazarsa yazsın, o yazarın, o dergiyi yazarken kendi öykülerinden ya da bakış açısından önce okuyucuların  dergiden beklentileri göz önünde bulundurması gerekiyor. Bu tip dergiler kendi standartlarını belirlemiş oluyorlar ve genelde bu standartlar da yüksek oluyor. Spider-Man de bunlardan biri.

Hoz Comics’in çok güzel bir kararla seçtiği J. Michael Straczynski imzalı öyküleri okurken, anlatılan öykülerin bu “Spider-Man standartlarının” rahatça yakalandığını hissettim.

Spider-Man’i yazmak diğer çizgi romanları yazmaktan daha  farklı  olmalı. Örneğin bir İç Savaş’ı ya da Iron Man Extremis’in son sayfasını bitirdiğiniz zaman arka kapağı kapar ve derin bir nefes alırsınız. Hikaye sonlanmıştır ve  doymuşsunuzdur. Spider-Man’de ise hiçbir zaman bu duyguyu hissedemezsiniz.  Aradan yıllar geçse, örümceğin kostümü onlarca kere değişse,derginin sayfaları her türlü çizeri görmüş olsa bile Spider-Man’in özünde  “bakalım gelecek sayı ne olacak?” vardır.

Okumaya devam et

Dc vs. Marvel

1996 yılında Marvel ve Dc ortaklaşa yayınladıkları 4 sayı süren bir mini-seri’de herhalde amerikan çizgi roman fanlarının onlarca yıldır bekledikleri bir soruyu yanıtlıyor: Amerika’nın bu en büyük 2 çizgi roman üreticisinin süper kahramanları olaki karşılaşıp birbirleriyle mücadele etmek zorunda kalsalardı ne olurdu?

Ron Marz ve Peter David tarafından yazılan ve Dan Jurgens ve Claudio Castellini tarafından çizilen bu mini-serinin bence oldukça uyduruk olan hikayesi kısaca şu şekilde: Evrenin ve zamanın başından beri 2 kozmik varlık vardır. Bunlar şimdiye kadar kimsenin varlıklarını bile bilmediği, her iki evrendeki (Dc ve Marvel evrenleri) en güçlü varlıkların bile güçlerini katbekat aşan güçlere sahip bir nevi yaratıcı varlıklardı:

Milyarlarca yıldır varolagelen bu varlıklar kardeş olmalarına rağmen birbirlerinin var olduklarını bile unutmuşlardır ancak yakın zamanda yaşanan bir takım kozmik olaylar sonucu iki kardeş tekrar birbirlerinin varlıklarını sezerler ve her nedense hangi birinin daha güçlü olduğunu görmek için aralarında inatlaşırlar. Ancak birbirleri aralarında yapacakları bir savaş her iki evrenin de yıkımı ile sonuçlanacağı için kendi evrenlerinin ‘şampiyonlarını’ karşı karşıya getirmeyi daha uygun bulurlar. Her iki kardeş de kendi evrenlerindeki en güvendikleri kahramanları toplar ve karşılaştırırlar. 11 maçın sonucunda kaybeden evrenin yok olacağı bu mücadelede tek bir kural vardır: Rakiplerden bazıları birbirlerine o kadar denktirler ki mücadeleleri sonsuza kadar sürebileceği için maç sırasında “hareketsiz” kalan taraf o raundu kaybedecektir.

Hikayenin sonunda her iki evren de bir şekilde paçayı kurtarmayı başarır tabii ki. Ancak benim ilgimi çeken kısım hikayeden öte bu birebir yapılan maçlar. Gelin bu maçlara bir göz atalım ve çizgi romanda kimin kazandığına ve “gerçekte” kimin kazanması gerektiğine bakalım:

1. Raund: Captain Marvel Vs. Thor

Thor’u az buçuk çizgi roman ile ilgilenen herkes bilir. Kendisi İskandinav mitolojisinden fırlamış, Odin’in oğlu, Asgard’ın yıldırım tanrısıdır. Marvel evrenindeki en sağlam adamlardan biridir. Captain Marvel ise günümüz okuyucuları tarafından Thor’a nazaran daha az bilinen bir tiptir. Tengunner’un Marvel ailesi hakkındaki güzel yazısı karakteri çok tanımayanlar için aydınlatıcı olabilir.

Çizgi romandaki bu ilk roundu Thor kazanıyor. Ancak ne şekilde? Maçın tek kuralı olan karşı tarafın 1 saniyeliğine de olsa hareketsiz kalması vasıtası ile. Peki gerçekte ne olurdu? Hmmm zor soru. İki taraf da birbirinden güçlü desek yanlış olmaz. Ancak Mark Waid tarafından yazılan ve Alex Ross tarafından çizilen Kingdom Come mini-seri’sinin son sayısında Superman’in Captain Marvel tarafından tabiri-caizse eğer “ağzının yüzünün dağıtıldığını” görmüştük. Fakat Cap. Marvel bunu yıldırımlar vasıtası ile yapıyordu. Şimdi karşısındaki ise bizzat yıldırım tanrısı Thor. Dolayısı ile bence kafa kafaya bitecek bir mücadele. Ama yine de Cap. Marvel normalde bu roundu alır gibi geliyor bana.

2. Raund: Namor vs. Aquaman

Bu maç beni heyecanlandırdı işte. İki denizler imparatoru karşı karşıya. Kim kazanıyor? Yukarıdaki sayfaya bakarsanız eğer şık “balina hareketi” ile Namor’u hareketsiz hale getiren Aquaman. Peki gerçekte kim kazanırdı: Aquman Dc evrenindeki en eski ve göreceli olarak en güçlü karakterlerinden biri. Diplomatik konumu da, Namor’unkiyle hemen hemen aynı. İkisi de kendi evrenelerinde denizler imparatoru. Aquaman her ne kadar DC’nin sağlam karakterlerinden biri olsa bile Namor’la boyölçüşebileceğini zannetmiyorum. Namor Marvel’ın en eski iki karakterinden biri  ve şimdiye kadar Sentry ve Hulk da dahil kafa kafaya girişmediği tek bir adam dahi yok. Ve hepsini oldukça zorlamıştır. Dolayısı ile galip bence açık ara Namor AKA Sub-Mariner olurdu.

3. Raund: Flash vs. Quicksilver

İki evrende de birden fazla speedster olmasına rağmen kendi evrenlerinin en hızlı iki üyesi bunlar. Sonuç ne olur? Serinin yazarları bile bunu fazla üzerinde durmamışlar sanırım. Quicksilver’ın Mach 10 gibi hızlara erişebildiğini biryerlerde okuduğumu hatırlıyorum ama karşısındaki adam Flash. Bırakın Mach 10’u, sadece koşarak zaman içerisinde sıçramalar yapabiliyor kendisi. Eh sonuç da rahat bir galibiyetle Flash’ın oluyor zaten.

4. Raund: jubilee vs. Robin:

Hikayede bu ikisi birbirlerine görür görmez aşık oluyorlar. Hoş bir romantizm. Ama işin ucunda evrenlerin yok olması varken yine de birbirleriyle mücadele etmelerini kaçınılmaz. Jubilee iyi hoş ve tatlı bir kız. Kendisini ayrıca severim. Ellerinden rengarenk ışıklar çıkarır. Ancak karşısındaki Karanlık Şövalyenin sağ kolu olunca ışıkları nereye savuracağını bile bilemiyor. Boru değil, Robin bu. Jubilee’nin doğuştan sahip olduğu yetenekler karşısında, Timothy Drake kendi alın teriyle Batman’in sidekick’i olmuş bir karakter. Jubilee’nin hiç şansı yok. Zaten çizgi romanda da Robin oldukça rahat bir şekilde güzel kızımızı etkisiz hale getiriyor.

5. Raund: Green Lantern vs. Silver Surfer

İşte bu sağlam maçlardan biri. Green Lantern; Dc evrenine göre belki de galaksideki en güçlü silah olan, sahibinin iradesiyle doğru orantılı olarak hayal gücü ile yaratabileceği hemen herşeyi gerçeğe dönüştüren yüzüğün sahibi, 3. Green Lantern (ve benim en sevdiğim) Kyle. Fakat karşısındaki de gezegen yiyici Galactus’un elçisi Silver Surfer. Galactus’un elçisi olmasına rağmen gezegen yiyicinin ona bahşettiği güç öyle yüksek ki çoğu zaman Galactus girdiği mücadelelerde gümüş kayakçıyı da yanına ‘summon’luyor. Dolayısı ile iki karakterin de   gücü hemen hemen galaktik düzeyde. Zorlu bir maç. Zaten ikisi arasındaki mücadele de tek bir patlama sahnesiyle betimlenmiş. Kazanan kim? Silver Surfer. Gerçeğe uygun mu? Bence evet. Peki Kyle yerine 2. Green Lantern olan Hal Jordan olsa işler değişir miydi? Bilemiyorum valla. Ancak Hal Jordan’ın 90’ların ortalarında bütün bir Green Lantern Corps’u yok ettiğini düşünürsek eğer Silver Surfer için işlerin daha ciddi bir alacağı kesin olurdu.

6. Raund: Elektra vs. Catwoman

Çok uzatmaya gerek yok. Catwoman temelde çok iyi akrobatik yeteneklere sahip bir hırsız. Fakat Elektra ise kendi jenerasyonu içerisinde üstün yeteneklere sahip iki karakterden biri (Diğeri ise onun aşkı ve arch-enemy’si Daredevil). Üstüne üstlük doğduğu andan itibaren Ninja süikastçiler tarafından yetiştirilmiş. Catwoman’ın pek bir şansı olduğunu düşünmüyorum, bilakis çizgi romanda da Elektra galibiyet alırken çok fazla yorulmuyor. Görünen köy kılavuz isyemez. Bu ikisi arasındaki mücadele “hangisi daha fetiş?” şeklinde olsaydı eğer o zaman kaydadeğer bir mücadele okurduk (Valla iyi olurdu).

7. Raund: Wolverine vs. Lobo

İkisi de puro ve içki seviyor. İkisi de hafif Redneck’imsi. İkisi de barlara bayılıyor. Birinin daha çok country sevdiğini tahmin ediyorum, diğeri ise katıksız bir heavy metal’ci. İkisi de ulaşım aracı olarak değişik tiplerde chopper’lar kullanmayı seviyorlar. İkisinin de ağzı bozuk ve kendilerine has lafları var. ve ikisi de kendi evrenlerindeki diğer karakterler ile karşı karşıya geldikleri zaman karşılarındaki adama bir “gulp” dedirtiyorlar. İkisi de kendilerince ölümsüz sayılabilir. Birinin healing factor’u var. Öbürü ise cehennem tarafından bile istenmediği için ölemiyor. Zaten umrunda da değil.
Yukarıdaki sayfada da gördüğünüz gibi bu maçı Wolverine alıyor. Hmmm. İşte bu bana pek olası gözükmedi. Wolverine’ın hakkı yenmez. Manyak oğlu manyak Hulk ile bile kafakafaya girişmiştir. Lobo da bilakis Superman ile. Sorun şu ki Hulk Wolverine’i oldukça fena hırpalerken, Lobo birden fazla kere Superman’e kan kusturtmuştur. Dolayısı ile bu maçta ben Wolverine çok da şans tanımıyordum.  Ama ününden dolayı olsa gerek yazarlar Logan’ın galip gelmesine karar vermişler. Hadi ordan.

8. Raund: Storm vs. Wonder Woman

Aslında güzel eşleşme. Dc’nin en sağlam kadın savaşçısı, Marvel’ın yaşayan dişi tanrılarından birinin karşısında. Wonder Woman Olimpia tanrılarının gücüne sahip olsa bile Storm da kendi evreni içerisindeki en tehlikeli mutantlardan biri. Hava elementlerini kontrol edebiliyor. Eh buna yıldırımlar da dahil. Bir nevi Thor’un Kenya versiyonu. Dolayısıyla Thor Cap Marvel’ı yendiğine göre, Storm’un da Wonder Woman’ı yenmesi bu çizgi roman mantığına göre kaçınılmaz. Ama gelin görün ki gerçek bir maç olsa bu ikisinin arasındaki Wonder Woman’ın bu kadar çabuk düşeceğini zannetmiyorum. Ama yine de Storm kazanırdı gibime geliyor.

9. Raund: Superboy vs. Spider-Man

4 sayılık macera içerisindeki en güzel karşılaşma bence buydu. İki “zibidi” karşı karşıya desem abartmış olmam herhalde. Bol muhabbetli bir maç. İlk bakışta Superboy’un Superman klonu olduğunu düşnürsek ciddi bir avantajı olduğunu varsayılabilir. Ama rakibi de yılların tecrübesine sahip, Marvel’ın belki de en büyük karakteri olan ve herhalde hemen hemen bütün Marvel evreniyle bir defa dahi olsa kapışmış olan Spider-Man. Karşısındaki gerçek Superman olsaydı durum elbetteki farklı olabilirdi ancak bu karşılaşma her zaman için gücün değil, esas önemli olanın tecrübe olduğunu gösteriyor. Spider-Man ufak bir trick ile Superboy’u indirmeyi başarıyor. Bazılarınıza belki bu pek inandırıcı gelmeyebilir ama bu bir futbol maçı olsa en kalın sesimle ve avazım çıktığı kadar şunu söylerdim: “Armut dalda asılsın, ipne superboy nasılsın? O kiraz dudaklara, Peter Parker asılsın.”

10. Raund: Superman vs. Hulk

Babalar karşıkarşıya. İki karakteri de bilmeyen yok. DC’nin near-omnipotent’î Superman ve Marvel’ın bütün evreni titreten canavarı Hulk. İyi mücadele oluyor açıkcası, Superman her ne kadar oldukça zorlansa (bir gözü şişiyor adamın) sonucu tahmin etmek çok da zor değil: Galip Kal-El. Gerçekçi mi: Eh yani. Sonuçta Superman. Fazla söze gerek yok. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta buradaki Hulk’un kişiliği Hulk değil, Dr. Bruce Banner. Yani eleman Hulk’un vücuduna ve Banner’ın aklına sahip. Fakat Hulk’un takipçileri bilirler ki: Hulk gets madder, Hulk gets stronger. Dolayısı ile Hulk, eğer Banner yerine Hulk’un benliğine sahip olsaydı Superman’e epey bir kan kustururdu diye düşnüyorum. Hulk çok çok kızdığı zaman neler yapabileceğini World War Hulk’ta gördük (Her ne kadar WWH, DC vs. Marvel’dan yaklaşık bir 10 sene sonra yayınlanmış olsa bile). Ancak yine de Superman, Superman’dir. Gönlüm el vermez yeşil deve karşı kaybetmesine.

11. Raund: Captain America vs. Batman

İşte en sonuncu ve belki de en sağlam mücadele. İki tarafın da aslında süper güçleri yok. Ancak ikisi de kendi evrenlerinde süper güce sahip olmayan bir insanın gelebildiği en üst fiziksel (ve belki de ruhsal) özelliklere sahip karakterleri. Bunları bıraksanız herhalde sonsuza kadar kapışırlar. Zaten kendileri de aynı şeyi söylüyorlar. Ve gelin görün ki maç da hemen hemen berabere bitiyor diyebiliriz. Dövüştükleri kanalizasyonu su basıyor ve Batman Cap. America’yı kurtarıyor. Her ne kadar maç berabere bitse dahi benim oyum biraz gönül borcu dolayısı ile Batman’den yana.

Sonuçlar

Dc. Vs. Marvel’daki esas maçlar bu kadar. Bunlar yanında birçok ilginç karakterin de bir araya gelmesi ilginç sahneler doğuruyor: Perry ve J.J.Jameson, Darkseid ve Thanos gibi.

Resmi sonuçlar şu şekilde:

Görüyoruz ki Marvel’ın 6’ya 4 üstünlüğü var (Cap vs. Batman’i saymıyorum).

Bu da benim sonuçlarım:

Hoş benimki de çok farklı çıkmadı aslında. Ancak 1 puan 1 puandır. DC, Marvel’ı 6’ya 5 indirdi. Marvel evreni havaya uçtu tuzla buz oldu.

Valla çok eğlendim bu postu yazarken. Siz de eğlendiyseniz ne mutlu bana.

Spider-Man 2010

Marvel Comics birkaç gündür Spider-Man ile ilgili bazı teaser’lar yayınlıyordu. Bu teaser’lar bir puzzle’ın parçaları şeklindeydi ve bugün itibari ile yayınlanan son teaser ile beraber puzzle tamamlanmış oldu:

Bu teaser ne anlama geliyor? Bilmeyenler ve seriyi son yıllarda takip etmemişler için ufak bir hatırlatma yapayım: 2007 yılında Marvel’ın tüm evreni kapsayan major event’i “Civil War”‘da, Peter Parker, örümcek adam olduğunu kamuoyuna açıklamıştı. Bunun sonucunda tabiki Kingpin başta olmak üzere, Peter Parker ve ailesi, Spider-Man’in yıllardır kan kusturduğu birçok kötü adam için açık hedef haline gelmişti. Parker’a düzenlenen bir suikastte, Peter yerine yanlışlıkla May Hala vurulmuştu. May Hala hastanede ölüm kalım savaşı verirken Peter vicdan azabı ile halasını kurtarmak için kapı kapı iyi-kötü kim varsa dolaşmış ve yardım aramıştı ancak hiçkimse Peter’a yardımcı olamamıştı. Tek bir kişi dışında: Marvel evreninde Şeytan tanımına en çok uyan kişi olan Mephisto.

4 sayı süren One More Day adlı macerada Mephisto Peter’a bir anlaşma önermişti: Buna göre Mephisto gerçekliği, Peter örümcek adam olduğunu kamuoyuna hiçbir zaman açıklamamış ve dolayısıyla May Hala asla vurulmamış gibi değiştirecekti. Bunun karşılığında ise Peter ve Mary Jane hiçbir zaman evlenmemiş olacaklar, ikisi de kendi yollarına gidecekti. Son sözü Mary Jane söylemiş ve Peter ve Mephisto’nun anlaşmasını kabul etmişti.

Bu teaserda da görüyoruz ki Marvel’ın sevişgen çiftlerinin 3 sene süren ayrılığı 2010 içerisinde son bulacak. Ya da bulmayacak. Çünkü One More Day’in teaserı da şu şekildeydi:

Bu teaser’da görülen hiçbir karakter One More Day boyunca Peter’a yardımcı olamamıştı ve hatta bazılarının hiç alakası bile yoktu. 2010 yılında Mary Jane ve Peter bir daha bir araya gelir mi bilinmez ama yeni yılın bu ilk günlerinde yayımlanan Spider-man teaser’ına bakacak olursak, Marvel’ın 2010 içerisinde ağırlık vereceği dergi grubunun Spider-Man olacağı kesin gibi.

P.S. One More Day’de Mephisto her ne kadar istediğini almış olsa bile Peter ve Mary Jane’in aşkından 1000 yılda bir görülen bir aşk olarak bizzat Mephisto tarafından bahsedilmesi, çiftin tekrar bir araya geleceğinin kesin kanıtı gibiydi zaten.

Örümceğin Siyah Kostümü

İlginç birşey öğrendim. Örümcek Adam’ın siyah kostümünün esasen bir fan tarafından yaratıldığını ve Marvel tarafından bu fandan 220$’a satın alındığını biliyor muydunuz? 220$???. Sİyah kostüm örümceğin satışlarını dönem dönem hoplatan etkenlerden biridir. Marvel’a belki de milyon dolarlar kazandırmıştır, Venom, Carnage, Anti-Venom gibi birçok karakterin yaratılmasını sağlamış, Spider-Man’in karanlık tarafının simgesi haline gelmiştir. Çok karlı anlaşma. İşte Marvel’ın siyah kostümün gerçek yaratıcısı Randy isimli fana 1982 yılında gönderdiği mektup:

spidey black costume letter

Haftalık İnceleme (Tembel ve Soğuk Pazar günü remix)

Punisher Max #01‘in çizim tarzı aslında benim çok da sevmediğim bir tarz. Bakıyorsunuz; rahatsız edici bir tarafı yok ancak ilginizi de çekmiyor. “Sıradan bir çizgi roman sayfası” diye düşünüyorsunuz (hoş aslında haklısınız da). Bir yandan da bu tip bir çalışmayı daha önce onlarca kez gördüğünüz ve diğerlerinden çok da bir farkı olmadığı duygusuna da kapılıyorsunuz ki bu aslında ilk hissiyatınızın devamı ve evet: Bunda da haklısınız. 80’lerden hatta 70’lerden beri bu tipteki çizimleri onlarca kez gördünüz. Dolyaısıyla çizerinin kim olduğunun da çok bir önemi yok. Sonuç olarak Punishermax #01’i çizim açısından çok beğenmedim ancak hikayedeki ciddiyet ve ileriki sayılarda  bir kan davasına dönüşeceği belli olan Wilson Fisk (Kingpin) – Frank Castle kapışmasının doğuşunu izlemek heyean verici. Fisk buralarda bir yerlerde göreceğiniz birkaç kareden sonra kendine epey küfür edecektir eminim ki. Max sıradan Marvel evrenine nazaran daha çok yetişkinlere hitap eden ve normal Marvel evrenine göre hikayeler içerisinde ya hiç ya da çok az süper gücün/sihrin barındığı bir mekan. PunisherMax #01 de zaten ne karakter ne de konu olarak bunları barındırıyor. Eğer yeni bir seriye başlamak istiyor ama klişeleşmiş süper kahraman “dan-dunun” da biraz uzakolsun istiyorsanız PunisherMax bu manada (mafyalı, silahlı, kanlı) bir seçenek olabilir. Ayrıca Max’teki Frank Castle/Punisher, normal Marvel evrenindeki versiyonundan çok daha psikopat ve hastalıklı gözüküyor. Sözde kötü adam Kingpin. Ancak eğer olay good bad ugly ise, ugly wilson fiks, bad ise Frank Castle. En çok hoşuma giden kapak da bu ayrıca. Okumaya devam et