Heyecanla Beklediğim Karşılaşma

Krypto

Yukarıda görmüş olduğunuz köpeğin adı Krypto. Bu saçma sapan yaratık için -pelerinden de anlaşılacağı üzere- Superman ve ailesinin köpeği diyebiliriz. Kendisi onlarca yıldır DC evrenindedir ve Superman’in yardımcılarından biridir. Superman ile anı olağanüstü güçlerin hepsine sahip olmakla beraber, bütün Lassie özelliklerini de göstermektedir. Biz kedi-sevrlerin zaman zaman kıl olduğu bu köpek yıllardır DC evreninde en olağandışı durumlarda ortaya çıkıp kötü adamların birçok planını beklenmedik biçimde bozmaktadır. Ancak artık DC evreninde, kötü adamların da bu kemik kemiricisine karşı bir cevabı var:

catz

Kendisi yanılmıyorsam eğer ilk olarak  DC’nin 2008 yılı Crossover’ı Sinestro Corps War sırasında, daha sonraları ise Rage of The Red Lanterns mini-serisinde Atrocitus’un yanında görülmüştü. Geçen ay yayınlanan Green Lantern Sayı 54’te gördük ki her kedi nankör değilmiş. Bu mavi renkli Red Lantern pisi pisi hala Atrocitus’un yanında:

caat

Her ne kadar bu bölümün sonlarına doğru Hal Jordan’dan sıkı bir tekme yemiş olsa bile, Red Lantern Corps’ üyesi olan bu kediciği  bundan böyle bir tür maskot olarak görmeye devam edeceğiz ve inanıyorum ki gün gelecek o burnu havada Krypto’yu fena şekilde hırpalayacak. Dört gözle bekliyorum.

Vah Piglett’in haline

Yaratıcılığın çok çeşitli şeylerden beslenebileceğine inananlardanım. Bu herkes için değişir. Bazı insanlar taştan, ağaçtan, dağdan, tepeden, bayırdan ilham alır, bazısı dinlediği müzikten, okuduğu kitaptan, izlediği filmden, bazı insanlar aşık olmaktan, bazı insanlar ise aşık olamamaktan, bazısı da (sanırım benim gibi olanlar) domuz gibi hissetiklerinde birşeyler yaratmaya başlarlar.
Peki bu durumda yaratıclık nedir? Tamamen kişisel fikrim olarak söylüyorum ki; kişisel amaçlar uğruna yapılmış ve sonlandırılabilmiş hemen herşey bence yatıcılıkdır ve eğer bu eylem sonucu ortaya çıkan “yaratı” birilerinde bir şekilde insanı duygular ya da insana dair birşeyler uyandırabiliyorsa eğer (heyecan, üzüntü, şiddet, seks, sevgi gibi) bu bir sanat eseridir.
Örneğin bu blog bir yaratdır. Yaratım sürelerim domuz gibi hissettiğim zamanlarda ortaya çıkıyor (evet domuz gribi benim hastalığım ancak bir de ayı gribini görün siz, seneye çıkacak ve ebenizi zükkecek). Ve eskisine oranla çok daha az post attğııma göre domuz gibi hissetmiyorum demektir. Yani OOOokkkeey hissediyorum. Bunu da paylaşıyım dedim sevgili arkadaşlar. Sonuçta bu blog wordpress’in olduğu kadar da benim malım değil mi?

61aXE

Geri Sayım

Trafik ışıklarına keşke geri sayım göstergesi takmasalardı. Bakıyorsun ve yaşamın da o saniyelerle beraber akıp gittiğini görüyorsun. Kedi de trafiğe çıksaydı o da benim gibi düşünürdü.

Windows Live Writer Denemesi

Compaq mini için windows live messengerîn yeni sürümünü yüklerken bir de aynıinstall paketi içeirisinde “writer” diyte birşey gördüm. hİÇ login falan olmadan direk bu program üzerinden bloga post atmaya yarıyor. Bu onun deneme postu. Kategorilerimin hepsini görüyor ancak çok kullandığım tagleri açamıyor sanırsam. Ayrıca kedim şu 2 satrlık şeyi 15 dakikada yazdırttı bana. Normal kediler elektronbik eşyaları pek umursamaz, benimkinin en büyük eğlencesi kuyruğunu yakalamaktan sonra mouse pointer kovalamak ve capslocka basmak. Bir de çay içmeye bayılıyor. Beyinsiz hayvan. Ayrıca bi fotosunu da çektirtmedi.

G_r_nt033

Ekleme: Windows Live Wirter’ı kullanmaya fdevam ediyorum. Aslında hemen hemen herşey ok. gibi. Ancak tek eksik gördüğüm şey daha önceki online olarak ttığım postları burdan editliyemiyorum. O da olsa süper olacakmış. Hani database import gibi bir seçenek de yok sanırsam. Olsaydı eğer edit imkanı da olurdu diye düşünüyorum. Onun dışında writer üzerinden bloga yolladığım postları hemen “local draft” hem de “online draft” olarak kaydedebiliyorum ve editleyip, update edebiliyorum. Güzel yani. Ama dediğim gibi önceki postları editlememek kötü. Ayrıca çok kullandığım tagler de çıkıyormuş. Çıkmıyo değil.