Spider-Man Okumak

Son yıllarda amerikan çizgi romanları  bir yazarın o karakter üzerindeki “run”ı olmaktan çıktı. Eğer bir yazar o seriyi 100 sayı boyunca yazıyor olsa bile –belki biraz da ticari sebeplerden dolayı- bu 100 sayıyı kronolojik olarak birbirini takip eden ancak kurgusal olarak birbiriyle bağlantısı olmayan maceralara bölüyor. Dolayısıyla birçok çizgi romanı değişik yazarların bakış açılarından okuyabiliyoruz ya da tek bir yazar bildik karakterleri kullanarak yeni öyküler anlatabiliyor.

Ancak bazı dergiler var ki onları kim yazarsa yazsın, o yazarın, o dergiyi yazarken kendi öykülerinden ya da bakış açısından önce okuyucuların  dergiden beklentileri göz önünde bulundurması gerekiyor. Bu tip dergiler kendi standartlarını belirlemiş oluyorlar ve genelde bu standartlar da yüksek oluyor. Spider-Man de bunlardan biri.

Hoz Comics’in çok güzel bir kararla seçtiği J. Michael Straczynski imzalı öyküleri okurken, anlatılan öykülerin bu “Spider-Man standartlarının” rahatça yakalandığını hissettim.

Spider-Man’i yazmak diğer çizgi romanları yazmaktan daha  farklı  olmalı. Örneğin bir İç Savaş’ı ya da Iron Man Extremis’in son sayfasını bitirdiğiniz zaman arka kapağı kapar ve derin bir nefes alırsınız. Hikaye sonlanmıştır ve  doymuşsunuzdur. Spider-Man’de ise hiçbir zaman bu duyguyu hissedemezsiniz.  Aradan yıllar geçse, örümceğin kostümü onlarca kere değişse,derginin sayfaları her türlü çizeri görmüş olsa bile Spider-Man’in özünde  “bakalım gelecek sayı ne olacak?” vardır.

Okumaya devam et