Haftalık İnceleme

Bir itirafta bulunuyorum: Bu Haftalık İnceleme’ler tagli postlar biraz deneme yanılma şeklinde oldu. Çünkü geçen hafta şunu yapacağım bunu yapacağım diye atıp tutmuşum ama samimi konuşmak gerekise ÇR’ları başka birinin yarattığı bir formata göre incelemek beni kastı. Kafama göre gideceğim. Buyrun: The List: Punisher Yayıncı: Marvel Puan: 4/5 Tadı: Kötü bir yemeğin üstüne yenilen güzel bir tatlı gibi. (Spoiler İçerir)

List’in bu sayısı beni şaşırttı. Bu sayıda yaşanan olaylar Marvel’ın şu aralar major event’i olan Dark Reign’in gidişatını doğrudan etkileyecek biçimde değil (ya da öyle mi?). Bu da acaba “ben en baştan beri bu The List serisini yanlış algılayıp o yüzden mi beğenmiyorum?” sorusunu getiriyor. Norman SHIELD’ın başında geçip SHIELD’ı HAMMER yapıp dünyanın en güçlü adamına dönüştükten sonra, Frank Castle (AKA Punisher) ne kadar vahşi ve acımasız olsa da delikanlı bir adam olduğu için Norman’ı öldürmeye karar verir ve Osborn’a bir suikast düzenler. Ancak bu cesur plan Sentry sayesinde -tabir-i caizse eğer- Frank’in elinde patlar. Üstüne üstlük bu olaydan sonra Osborn da Frank’i öldürmeye and içer ve onu kara listesine yazar. The List: Punsiher da Osborn’un kara listesindeki bu maddeyle iligi. En sevdiğim çizerlerden biri olan John Romita Jr. tarafından çizilmiş. Norman acımasızca bütün bir HAMMER’ı Frank’in üstüne salıyor ancak Frank kısmen paçayı kurtarıyor… Derken  Norman polislerin yılların psikopatı Punisher’ı karşısında çaresiz kaldığını anlıyor ve, Daken’ı Frank’in peşinden gönderiyor. Uzun ve kanlı bir kapışmadan sonra Daken gerçekten de Frank’in önce kollarını sonra bacaklarını keserek kafa ve gövdenen oluşan bir torsoya dönüştürüne kadar parçalara ayırıyor. Ama yine de Frank iş o noktaya gelene kadar Daken’ı anasından doğduğuna pişman ediyor ve kafası vücudundan ayrılana kadar Daken’ın suratına tükürürcesine bakmayı da bırakmıyor.

List’in bu sayısını okumak oldukça keyifliydi. Okuyucuyu yormadan oldukça güzel ve kanlı biçimde neredeyse sırf aksiyondan ibaret bir sayı. Frank ölüyor ancak Marvel Punisher’ı bu kadar kolay bırakmaz  ve nitekim de bunu hiç gizlemeyerek okuyucuya preview şeklinde gösteriyor. Hikaye gerçekten abuk subuk yönlere sapacak gibi. Ancak iyi manada:) Çizer Romita Jr.’ı her ne kadar beğensem bile sanki biraz baştan savma gibi geldi bu sayı. Tek eksiği budur. Onun dışında herşey ok.’dir.


Hulk #16 Yayıncı: Marvel Puan: 1.5 /5 Tadı: 3 öğün aynı yemeği yiyip, 4. öğünde de aynı şeyi yemek gibi

Hulk, yani dergi olarak Hulk, yani şu yanda 16. sayısının kapağını gördüğünüz dergi bizim eski yeşil dev Bruce Banner’dan öte (hiç yoktan şimdilik)  kimliği ve tam olarak ne peşinde emin olamadığımız gizemli Red Hulk ile ilgili. Red Hulk, Hulk dergilerine bence hareket getiren bir karakter. Ancak bu hareket artık biraz sünmeye başladı. 16 sayıdır yani 1 yıldan daha uzun bir süredir bu herifin kim olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz. Tamam, iyi hoş ama artık biraz kabak tadı vermeye başladı. Hani serinin çizimleri zaten ciddiyetten yoksun ama artık bir okuyucu olarak konun da biraz ilerlemesini istiyorum. Ya da birkaç ipucu versin  ne olup bittiğine dair ama yok. Red Hulk’un saftirik ve “insanı” bir tarafı olduğunu görmemiz dışında hala bir numara yok desem çok da acımasızca olmayacaktır. Bu sayı boyunca genel olarak Red She-Hulk ve Red Hulk arasındaki konuşmalarla geçiyor. İkisini de kim ve ne peşinde olduğunu bilmiyoruz hatta ikisi de birbirinin kim olduğunu bilmiyor zaten. İlk sayfalardaki geçen sayıdan devam eden aksiyonu saymazsak eğer bütün sayı bundan ibaret. Ancak konuşulanlar pek dişin kovuğunu dolduran cinsten konular da değil… En son sayfada çıkan “süpriz” finali saymassak. Her ne kadar “süpriz” olsa bile belki de fazlaca zorlama olduğu için bir süprizin yapması gerektiği gibi beni şaşırtmadı. Eğer dergi bu yavaşlıkta ilerlemeye devam ederse Red Hulk’un kim olduğunu ancak 3 sene sonra öğreneceğiz.

The Punsiher #10 Yayıncı: Marvel Puan: 4.5 Lezzet: Öğlen yememği yemeyip akşam yemeğinde iskender yemek gibi

Punisher’ın 10. sayısı The List: Punisher’dna hemen önceki olayları konu alıyor. List’i okuduktan sonra Punisher cephesinde ne olup bittiği merak ettim ve 10 sayıyı da biraz araştırmayla buldum ve okudum. Yazar Rick Remender oldukça iyi bir iş çıkarmış bence. Kapağının rsimleri buralarda bir yerlerde olacak olan 10. sayıyla noktalanan  ve bu maceranın “aftermath”i sayılabilecek The List ile eğer yukarıdaki review’u okuduysanız Frank Castle’ın Daken tarafından rosto gibi doğrandığını da okumuşsunuzdur. Bu 10 sayılık macera Black Hawk Down ya da Phone Booth’u izlemek gibiydi. Punisher’ 1’de Frank belki de biraz boyunun ölçüsünü aşarak MU’nun en güçlü adamı Norman Osborn’a Sentry tarafından engelenen, başarısız bir süikastlik girişiminde bulunuyır. Nowmon’un şu aralar MU’da Kingpin’in koltuğunda oturan (ve ondan çok daha ürkütücü ve güçlü olan) The Hood’u Frank’in peşine takıyor ve olaylar tıpkı Black Hawk Down gibi; bir kopuyor.. ta ki Frank Daken tarafından öldürülene kadar. Ancak dediğim gibi List sayısını bir aftermath olarak görebiliriz çünkü belki de Frank’in tüm insanlığı ile bağlantısını kopardığını 10. sayıda görüyoruz (her ne kadar %100 emin olamasak bile). Ancak tıpkı ismi gibi 10. sayı Frank Castle’ın tüm MU için potansiyel bir ceza olabileceğini gösteriyor. Bence buradaki olay10 sayı süren karşıklı bir insan avı olsa bile Hood tarafından en “mahrem” noktalarına kadar zorlanan Punisher’ın bütün MU’yu gözünü kırpmadan yok edebilecek bir delilik potansiyeli olduğunu anlatıyor. Çizer de bunu çok güzel yakalamış. Resimlere bakarken bana Frank’in nefretini, hısını ve vahşetini müthiş biçimde hssettirdi deseme abatmış olurum bilmiyorum. Çok lezzetliydi.


Spider- Man: Anti-Venom #2 (of 3) Yayıncı: Marvel  Puan: 2.5/5 Lezzet: Yoğurt gibi

Venom ve dolayısıyla Eddie Brock, sanırım 92 yılları civarında muhterem şahıs Todd McFarlene tarafından yaratılmış, belki McFarlene’in yazarlığından ileri gelen belki de hakkaten ürkünç ve tehliklei olduğu için o güne kadar Spider-Man’in  gördüğü en büyük belaydı. Neyse durumlar değişti. Brock kendi venom’unu oluşturmuş bir şekilde. Anti-Venom ya da White-Venom olarak geçiyor. Bana  görünüş ve hatta yetenek olarak yine McFarlene’in yeni karakteri Haunt’uı andırıyor. Bu hafta Punisher haftası mıdır yoksa benim bilinçaltımın random seçimleri mi beni Punisher’a götürdü bilmiyorum ama her okudğum şeyin altından (aslında altında demek yanlış ne de olsa 2 dergi zaten Punisher) Punisher çıkıyor. (Gerçi Dalily Scans’t hakkaten Punisher haftasıymış. Daily Scans’ı da atrtık kendime saklamak yerine blogroll’a link olarak koysam iyi olacak.) Anti-Venom#2 meksikalı gangsterle Anti-Venom arasında geçen, bolca Punisher sosuna batırılmış bir kızartma, pardon kapışma. Anti-Venom’un dedesinin kötülük dolu, Frank Castle’ın zaten deli bir seri katil ve Meksikalı gangsterlerin de meksikalı ganster olduğunu düşünürsek ve bu 3 “subject”i alıp olayın ilk 1.5 sayısının geçtiği gibi daracık bir mekana koyarsak  elimize ne geçer: Doğru bildiniz; şiddet, küfür, tehdit, vahşet. Aynen de böyle oluyor zaten. Gerçekleşen olayların çok ciddi bir tarafı yok, daha çok Punisher ve Anti-venom hem birbirlerini hem de çevredekileri parçalarına ayırsınlar diye yapılmış 3 sayılık bir mini-seri. Okurken çok heyecanlanmadım, ya da birşeyleri merak etmedim hatta öykünün finali bile daha ilk sayının ilk karelerinden belli gibi  ancak genel olarak yine de okuması zevkliydi. Öğleden sonra 2 öğün arasında yenilen bir çanak sade yoğurt gibi..


Ultimate Comics: Avengers #03 Yayıncı: Marvel Puan: 4.5 Lezzet: Sinemada ağzınıza “daha çok daha çok” diyerek tıkıştırdığınız patlamış mısır gibi Benim cahilliğimmiş… Bu seriden “ne güzel yapmışlar ya” anafikriyle bahseden bir post daha önce atmıştım. Orda da şöyle demişim: “bir yandan sürükleyici, bir yandan da beylik ve dramatik laflardan uzak akıcı aksiyon dolu klasik bir çizgi roman hikayesi. Üstüne üstlük, hikaye normal marvel evreninden de oldukça farklı yerlere sapmaya hazırlanıyor gibi.”

Cahilliğim de burdan kaynaklanıyor zaten. Meğersem serinin yaratıcı ekibi Civil War’u ve Old Man Logan’ı yaratan ekipmiş (Old Man Logan kıyamet sonrası Mad Max vari bir gelecekte geçen bir “Logan” öyküsü. Tadı aileyle yılda bir yenilen her türlü lezzetli akdeniz yemeğinin bulunduğu bir balık sofrası gibiydi). Yazar Mark Millar bence aslında biraz asi bir yazar. Karakterleri neredeyse “yok etmeyi” seviyor diyebilirim. Civil War’u çok takip etmedim (o dönemler ÇR’lara bir süre ara vermiştim.) Ancak konu itibariyle bütün SK’lkarın amerikan hükümetine gerçek kimlikleriyle kayıt yaptırmalarını gerektiren bir kanun çıkarılması ve bunun karşısında ikiye bölünen Marvel evreni idi (Cap. Amrica’nın maskeli tarafta olması bence ilginçti). Civil War önemli bir seri / olaylar silsilesi çünkü Marvel Evrenin’de bundan sonra gerçekleşecek olaylar Civil War’un sonuçları tarafından yaratılan kurallar içerisinde olmak zorunda. Yani demek istediğimn Cival War ile yazar Millar aslında hiçbir fizik kuralının olmadığı, hayal gücü ile herşeyin mümkün olacağı bir dünyanın “yasalarını” kısmen de olsa değiştirmiş, baştan yazmış oldu. Ultimate: Avengers’da gördüğüm şey ise yine daha önceki post’um da bahsettiğim gibi bildiğimiz Marvel karakterlerinin artık o bildiğimiz Marvel karakterleri olmayışı. Bu ekibin yarattığı dünyalar her taşın altından SK fışkıran Marvel evreninden biraz daha farklı kokuyor. Karakterler klasik versiyonlarının güçlerine ve adlarına sahip bambaşka insanlar gibi. Ne Fury bildiğimiz Fury ne de War Macine ya da Wasp. Kahramandan öte insan üstü yeteneklere sahip “para kazanmaya” çalışan tipler gibiler. Dolayısıyla hareketleri de bu yönde şekilleniyor. Son olarak eklemek istediğim birşey daha var: Old Man Logan ve Ultimates Comics: Avengers’da gördüğüm bir özellik bu. Bütün olaylar (aksiyon, dramatik sahneler, aşk sahneleri ve çok daha fazlası olsun) aslında resimlerle anlatılıyor. Asla bir düşünme balonu ya da 3.bir şahsın ağzından anlatılan kare bir kutucuk görmüyorsunuz. Çok güzel yazılmış olan bu hikayeler kelimelerden öte resimlerle anlatılıyor. Bu ekibin ürünleri kişisel zevkime ve sanırım kafamdaki çizgi roman tanımına çok yakın bir yerde duruyor.

Haftalık İnceleme

Comic Book Resources’ta Buy Pile diye bir column var. Buy Pile Hannibal Tabu tarafından yazılan haftalık bir review column’u. Çoğunlukla Hannibal  ile beğenlerimiz uyuşmasa dahi yine de her hafta takip ediyorum. Ancak konu bu değil. Konu Buy Pile’ın formatı. Column haftalık review’ları 4’e ayırıyor: Kesinlikle alınması gerekenler, okunması gerekenler, bahsedilmesi gerekenler ancak çok iyi olmayanlar ve çöpler. Buy Pile’ın yazarı kadar çok ÇR okumuyorum ve dolayısıyla onun kadar bilgili değilim. Ancak köşenin formatı hoşuma gidiyor. Birçok çizgi roman hanibal’ın da köşesinde söylediği gibi “çok çok iyi” değil ancak kötü de değil. İkisi arasında bir yerlerde vasatın üzerinde duran ancak yeterince iyi olamamış birçok  ÇR var. Dolayısıyla ben de bu haftalık incelemelere “iyi” ve “kötü yanında bir de “orta şekerliler” eklemenin iyi olacağını karar verdim. Başlayalım bakalım.

Haftanın Lezizleri:

Incredible Hulk #603
Yayıncı: Marvel
hulk 603 Hulk #603: Her açıdan çok güzel bir sayı. Bruce Banner, Hulk’un başka bir gezegenden gelen oğlu Skaar’ı, Hulk’tan intikam alabilmesi için eğitmekte ve bunun için de önceki sayıda Juggernaut ile bir kapışma hazırlamış ve Skaar Juggernaut’a dersini vermişti. Ancak bu sefer biraz daha dişli bir rakip var karşısında: Wolverine’in oğlu Daken; Hulk ve Wolverine’in kapışmaları hep ilginç olmuştur. Daken ve Skaarr’ın ki de bilakis öyle. Öykü anlatımı olarak oldukça eğlenceli. Babalar nasıl aralarında anlaşıyorsa, onların “zıttı” sayabileceğimiz oğulları da kendi aralarında bir şekilde anlaşıyorlar. Aksiyon da cabası. Ayrıca şu aralar Marvel’daki en iyi çizim ve boyama ekibi bence bu dergide.

 

 

Beasts of Burden #2
Yayıncı: Dark Horse Comics

beastsofburden2 BoB bozmadan devam etmiş. Ancak üzücü birşey öğrendim: Ben bu dergiyi uzun süreli bir yayın zannediyordum ancak 4 sayılık bir mini seriymiş .Bu sayıda aslında yine oldukça alışık olduğumuz hatta “klasik” sayableceğimiz bir tür hayalet hikayesini köpek ve kedilerden oluşan paranormal olaylar dedektiflerinin gözlerinden izliyoruz. BoB’u gerçekten ayrı bir sevdim çünkü bir ÇR olmanın bütün avantajlarını kullanıyor; kahramanlar bir çocuk dergisinden fırlamış gibi, çizimler çocuklar için yazılmış bir masal gibi ancak bir yandan da üzücü bir hayalet öyküsü ve sadece ÇR’larda görebileceğiniz bir tür psikolojik şiddetle birleşmiş durumda. Ama o ilk sayıdaki masalsı fabl havası da hala tüm derginin üzerinde duruyor. Mmmmhh..gene lezizdi.

 

Haftanın Orta Şekerlileri:

Dark Avengers #10
Yayıncı: Marvel

dark_avengers_10 Ben bu seriden çok umutluydum ancak #12’in sayıda Dark Reign ve dolayısıyla Dark Avengers da bitecek deniliyor. Dark Avngers ilginç bir ekip, MU’da her gün gerçekleşen birşey değil. Bu orjinalliğine rağmen çok da yetenekli olmayan yazarlara emanet edilmiş gibi. Ortam ilginç: Super-villain’ler SK’ların yerinde, Norman herşeyin başında, Sentry ile ne oluyor ne bitiyor meçhul, Doctor Doom var bir köşede, Osborn kimsenin bilmediği bir haltlar karıştırıyor… Demek istediğim elde aslında bolca entrika doldurulabilecek bir malzeme var ancak bu seri nedense bir türlü vasatın üzerine çıkamadı. Okuyucu(beni) tam manasıyla içine alamadı. Bir önceki sayıda Sentry’in kafası bizzat karısı tarafından patlatılmıştı ve Sentry’e (bir kez daha) öldü gözüyle bakıyorduk. Şimdi ise Sentry hiçbir şey olmamış gibi yine etrafta uçuşuyor ve biliyorum ki bu olayın sonucu ancak 1 ya da 2 sayı sonra açıklanacak. Hata şurda: yazar dergiyi götürecek ilginç bir yön bulmasına rağmen, genel olaylara çok da bir etkisi olmamasına rağmen aksiyonun içinde “ilgnç”1 olan fikri kaybediyor, okuyucudan biraz fazlaca gizliyor. Olayların sonucunda bunların cevaplarını alacak (ve muhtemelen ilginç bulacak) olsak bile yine de birkaç sorunun cevabını öğrenmek için “anlamsız” sayabileceğimiz 10 küsür sayı okumak, başarılı bir seri tanımı içerisinde yer almıyor diye düşünüyorum.

Blackest Night: Batman #01-03
Yayıncı: DC Comics

blackest_night_batman Blackest Night şu aralar DCU’da “major event”. Bütün DCU kahramanlarını bir şekilde etkiliyor ancak olayın göbeğinde Green Lantern’lar var. Blackest Night için kabaca “uzaydan gelen zombi” olayı diyebiliriz. DCU’daki bütün ölmüşler diriliyor ve ilgili alakalı insanların başına tabiri caizse musallat oluyorlar. Batman ve Robin de bundan paylarını alıyor bittabii. Aslında ilk 2 sayı oldukça güzel, heyecanlı ve hatta korkunç ve gerici diyebilirim. Ancak 3. sayıda sanki biraz işlerin cıvkı çıkıyor ve bu zombi hikayesi “onlar bizim korkualarımızdan besleniyorlar” gibi artık klişenin de klişesi bir sonuca çıkıyor. Ancak yine de okuması zevkli ve herşeyden öte Batman ve Robin’in trajik geçmişleriyle yüzleşmeşmesini okumak güzel. Temelde bir irade savaşı izliyoruz, Batman de bunun altından kalkıyor. Çok çok da iyi değil yani.

 

Haftanın Yazıkları

Predator #2
Yayıncı: Dark Horse

predator2 Predator’u film ve karakter olarak sevmeme rağmen, yine de hiçbir zaman üzerine sayılarca ÇR yapılabilecek bir şahıs olarak görmemişimdir. Ne de olsa alt tarafı yengeç suratlı, aklında avlanmaktan başka birşey olmayan bir avcı (avcı ırkı). Dolayısıyla bu tipe ne kadar olay ve karakter yüklenebilir bilmiyorum. Daha önceki Predator ÇR versiyonlarına da şöyle bir göz atmışlığım var ancak hiç sarmamalarından dolayı göz atmakla kaldım sadece. Nitekim version 3. başlatmıiş Dark Horse Comics, ben de bir şans veriyim dedim. Ancak söyleyebileceğim tek şey o ki: Yine olmamış. Öykü tamamen agresif bir ortamda geçiyor, karakterler sadece birbirlerini aşağılıyor ve içlerinde oldukları kaosun içinden çıkmaya çalışıyorlar ancak nitekim bu 2. sayıda progresiv tabir edebileceğim bir olay olmuyor. Çizimler ise kötü. Hani gerçekten kötü bence. Stil açısından sıfır. Sadece çizilmesi ve yayınlanması için resmedilmiş gibi duruyor. Hiç memnun kalmadım senden predator git film yap sen. (Bu arada hakkaten yeni Predator filmi geliyor ve filmi Robert  Rodriguez çekiyor ve filmde Machette oynuyor. Gelse de izlesek).

 

Blackest Night: Superman #01-03
Yayıncı: DC Comics
Blackest_Night_Superman_by_Bakanekonei Bu da Batman’in Superman versiyonu. Bu da onun gibi 3 sayılık bir mini seri. Olaylar Smallville’de Clark, Martha ve Connor (Superboy) arasında geçiyor. Bildiğimiz klişe superman diyebilirim. Batman’in aksine zombiler herhalde Superman’in okuyucuya verdiği – nasıl olsa Superman’e birşey olmaz güveniyle ilerliyor, ve hakkaten de birşey olmuyor. Üstüne üstlük Superman de Batman gibi bu Black Lantern (Zombiler)’ler hakkında birşeyler çözmeyi başarıyor. Ama genel olarak bana sıkıcı ve klişe geldi. Ne olay ilerleyişinde, ne aksiyonda çok çok eğlenceli birşeyler yoktu. Peh.

 

.

 

Hulk #603
Yayıncı: DC Comics
The List - Hulk List serisi anlamsız varoluşunu yine bu sayıyla sürdürüyor diyecektim ki o kadar da acımasız olmamak lazım sanırsam. Incredible Hulk çizerleri tarafından çizildiği için bence çok üst kalite. Ancak konu yine de aham şaham değil. Hani evet birşeyler oluyor ancak olan şey The List’in alakadar olduğu event olan Dark Reign’e birşeyler katmıyor Incredible Hulk’la ilgili birşeyler oluyor. Kolay okunuyor ancak o kadar. Sevmedim. Sevemedim.

Red Hulk

Bugün Taksim’de savaş yaşanırken, gaz bombaları taksim meydanına yağarken ben de oturduğum koltukta burnumun yanması şeklinde gazı hissettim. Gözlerim hafif yaşlı yaşlı, burnumda ufak bir yanmayla Hulk’un 16 sayısını okudum.

World War Hulk’tan sonra Marvel her ne kadar Hulk’u marvel evreninde biraz daha arka plana atmış olsa dahi yine de Hulk çizgi romanları kendi içerisinde tam gaz devam ediyor. Bence yıllardır da Hulk’ta görülmemiş değişiklikler var. Belki biliyorsunuzdur. Hulk Marvel evreninde tektir, onla kapışacak güçte bir tek Sentry vardır, zaten onlar da kapışmış, maç biraz kafakafaya bitmiştir. Hulk tektir artık doğru bir kelime değil, çünkü yeşil devin karşısında artık bir de kırmızı dev var.

redhulk Red Hulk, World War Hulk’tan sonra, Hulk#01 ile ortaya çıkan bir karakter. Tamamen Hulk gibi gözüküyor (kırmızı olması dışında). AncakHulk gibi kendinden 3. şahıs olarak bahsetmiyor. Tam tersine oldukça akıllı, planlar yapıyor hatta bu planları uygularken silah bile kullanmaktan çekinmiyor. Kimdir, nedir, neyin peşindedir, master planı nedir; hiçbiri belli değil. Şu aşamada tek bildiğiniz Hulk’un en eski kanlısı olan General Ross ile bir çıkar ilişkisi olduğu ve tahmin edersiniz ki bizim “good old” yeşil devi dünya yüzeyinden silmeye ant içtikleri.

Review’larda Red Hulk çevresinde gelişen olaylar oldukça düşük puanlar alsalar dahi benim ilgimi çekiyor. Çünkü Hulk’u her ne kadar sevsem bile Hulk’un maceralarında çok şaşırtıcı birşeyler pek olmaz. Eninde sonunda Banner yeşil canavara dönüşür ve ortalığın A.koyar tabiri yerindeyse. Ama şimdi başka oyuncular da var. Üstüne üstlük  bu son sayıda (16) bir de She-Hulk’un kırmızısı çıktı ortaya. Birileri bir yerlerde haldır haldır Hulk üretiyor herhalde.

Ayrıca ek bir bilgi olarak Marvel’ın yaptığı açıklamaya göre Hulk cephesindeki yaklaşan major event (ve büyük ihtimalle tüm Marvel evrenini bir şekilde etkileyecek olan) ‘in adı “The Fall of Hulks”. Hmmm. Açıkcası beni oldukça heyecanlandırdı bu isim. Bakalım ne olacak. Bayılıyorum kendimi boş umutlarda kaybetmeye.

Ancak son olarak birşey eklemek istiyorum. Bu 16. Sayıda birşey dikkatimi çekti. Wolverine ve Red Hulk kapışıyorlar. Wolverine pençelerini Red Hulk üzerinde kullanıyor haliyle ve gözlerini kör ediyor (Tabii ki geçici bir süre, sonuçta kırmızı da olsa o da Hulk). Red Hulk Wolverine’i ebesinin şeyine fırlattıktan sonra ise “lanet olsun kör oldum” diyor ancak bunu gayet üzgün bir biçimde söylüyor. Dolayısıyla her ne kadar Red Hulk akıllı ve kırmızı olsa bile bu sahne bana Yeşilin kırmızıyı (sadece esas adam o olduğu için değil) vahşetiyle yeneceğini gösterdi. Kör olan bizim yeşil dev olsaydı eğer oturup haline üzüleceğine 2 katı hınçla saldırır taş taş üstünde bırakmazdı. Dolayısıyla eninde sonunda yeşil kırmızıyı bir şekilde çıtır çıtır yiyecek. Ancak bu “The Fall of Hulks” ne manaya geliyor, o konuda henüz yorum yapmak için erken. Keşke haftalık olsa şu dergi ya.

Marvel iyi gidiyor

İş yerinde gerçekten çok mu boş vaktim var, yoksa tembel bir insanmıyım bilmiyorum ama günlerdir bloglarda scfi ve comic kovalıyorum. Aynı zamanda da beğendiğim merak ettiğim comicleri de torrentten kovalayıp cbr formatında indiriyorum. Gönül isterdi ki paperback olsun tabii ama  bu scan endüstrisi epey gelişmiş durumda. hafta hafta bütün comicler çıkıyor. Çok eski olmadıkça hemen herşeye ulaşabiliyor. Ama şöyle bir durum var: Eskisi gibi okuyamıyorum comicleri.

Klasik super kahraman çizgi romanlarından sıkılmam aslında birkaç sene önce oldu sanırsam. Adını unuttuğum bir yayınevi yine güzel ülkemdeki umut dolu ama başarısız biçimde sonuçlanan aylık marvel çizgi romanlarını çıkarma cüreti göstermişti. Biraz pahalıydılar ama cebim el verdiği sürece tabii ki takip ettim bunları. Spiderman’i hatırlıyorum. Konu şuydu aşağı yukarı: totemlerle beslenen bir adam var: Adı moglum ya da benzeri birşey. İşte bu adam hayvanları kendine güç timsali belirlemiş tipleri avlayıp onların güçleriyle besleniyordu. Yani kabaca aslanadam, kaplanadam bu gibi karakterleri öldürüp güçlerini alıyordu. Üstüne üstlük hedefine yaklaştıkça gücü de artıyordu. Dolayısıyla örümcek adam da bu kardeşimizin beslenme menüsünde bulunuyordu. Ezeikel (örümceğin kankası ve onla tıpatıp aynı güçlere sahip bir yaşlı delikanlı) bu monglum’la uğraşırken bizim esas adamı kurtarmak için canını verdi. Hatırlıyorum da bu macera sırasında çeşitli forumlarda “acaba ne olacak, kim dövecek, örümceğin bu sefer sonu geldi bence”…ba bababa gibi bir sürü tartışma okumuştum. Açıkcası herif örümceği fena benzetiyordu ve ben bile lan acaba hakkaten örümcek ayvayı yedi mi diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Fakat bilin bakalım ne oldu? Çok iyi bildiniz. Peter Parker gene zekasını kullanıp moglum’u nükleer reaktörün birinde bi dalavere çevirip yendi. Ve bu öykü ne kattı örümcek serisine? Hiçbirşey. O kadar heyecanlandım ettim, aha dedim örümcek  sıçtı amma velakin hiçbirşey olmadı. Ve sizin de bildiğiniz gibi aslında genel olarak süper kahraman çizgi romanları genelde böyle ilerliyor. Bir ton tantana dövüş, vurdu kırdı, dramatik laflar falan filan fişmekan ama sonunda ne oluyor? %90 HİÇBİRŞEY.  O gün biraz sıkıldığımı fark ettim. Evet çizgi roman okumak zevkli, çıtır çerez gibi gidiyor hala ama ben biraz ciddiye alıyorum sanırsam. O kadar beylik laf ve pembe dizi tadında muhabbet okuduktan sonra sanırım hiçbirşey olmaması beni sıkıyor.

Mesela World War Hulk da öyleydi. Okuduğum en son büyük macera oydu. Bu Marvel’ın sanırım 90’ların sonunda Onslaught ile world-war-hulk-x-men-20070713073455986başlayan adeti. Artık her sene tüm marvel evreninde devam eden ve sonunda dramatik değişiklikler yaratan büyük bir macera oluyor. WWH bundan iki sene öncesinin macerasyıdı. HULK’u çok severim. Bence en dramatik kahramanlardan biridir. En güçlü de odur (Sentry’i saymazsak tabii ama o biraz karışık bir hikaye). Zaten WWH’de de bunu görüyoruz. Reed richards, dr. stange, blackbolt, namor ve xavier (aslında xavier kayıplarda o sıralar) ilumunati adında top secret örgütleriyle Hulk’un çok zararlı olduğuna karar verip ona götlük yapmaya karar verirler.  Onu bir uzay gemisine bindirip uzayda allahın bile boşverdiği bir yere yollarlar, mutlu yaşasın diye ama işler birkaç arıza ve yanlış anlama sonucu saçma sapan bir noktaya gelir ve HULK tüm dünyadan intikam almak için geri döner. Bu macera da bütün serilerde birden devam eder. Hulk tek tek “acaba Hulk’la kapışsa kim kazanır?” diye  düşündüğüm adamların dersini “Hulk Smashes, Hulk gets angrier, Hulk Gets stronger” diyerek verir. Kısacası dünyanın anasını ağlatır. En son olarak da Sentry ile kapışır. Ama o kadar uzun boylu değildir iş. Sentry’le bir nevi kafa kafaya kalırlar. Peki bu hikayeden sonra ne oldu? HİÇBİRŞEY. Hiç birşey değişmedi. O kadar tantana gürültü,, dövüş ama yok gene de değişen birşey olmadı. Ama ben gene de okudum.Bu da sçma oldu di mi?

Bunun gibi örnekler yüzünden biraz klasik çizgiromanlardan sıkıldım aslında. Son olarak Blue Ray Bill’in “Godhunter” diye 3 sayılık bir mini-serisini okudum. Blue Ray Bill (Thor ile eşit güçlere sahip at kafalı bir cyborg (ahaha bööle okuyunca çok komik geliyor)) Bill, korumakla yükümlü olduğu halk, gezegen yiyici galactus tarafından “consume” edilince, Galactus’un peşine düşer, bir sürü olay olur, gene bir sürü tantana dövüş falan derken en sonunda gene kimsede trajik bir değişiklik olmadan işler sonlanır.

Sonuçta işbudur ki, değişik birşeyler olmadıkça artık çizgi romanlar çok çok da ilgimi çekmemeye başladı. Çünkü baştan beri belli işte ne olacağı. Dan dun bam güm derken hayat hiçbirşey olmamış gibi devam edecek. Bütün o güzel çizimller, renkler, kareografiler artık bana yetmiyor. Öykü aramaya başladım artık biraz içinde. Dolayısıyla giderek mini serilere ve “What if?” tarzı çizgi romanlara yönelmeye başladım.

“What if?” marvel’ın çok eski bir serisi. ve bence en ilginç sserilerinden biri. Hemen her bölüm birbirinden bağımsız ayrı bir macera bulunuyor. Hani şu konspte: “İşler öyle gitmeseydi de böyle gitseydi ne olurdu?” Hani mesela ilumunati Hulk’u uzaya potaladıklarında Hulk gerçekten o hedeflenen barış dolu gezegene ulaşsaydı ne olurdu? Ya da nükleer savaş yaşansa kalan canlı kim olurdu? Cevap gene: Hulk. Vs. vs. Hiçbirşeyin değişmediği bu fantastik evrende değişen birşeyler ancak bu şekilde oluyor.

X-Men_Dark_AvengersO yüzden aslında son dönem Marvel dünyası çok ilgimi de çekmeye başladı aslında. Öncelikle WWH’tan sonraki sene House of M yaşanmış. 100 küsür mutant dışındaki bütün  mutantların ölümüyle sonuçlanan bir trajedi. SÜPER! Daha sonraki sene ise “civil war” ve “secret invasion” Bu macerayı tam takip etmedim. Ama genel fikir şekil değiştirme özelliğine sahip Kree’lerin süper kahramanların yerine geçmeleri. Geç kalmış bir fikir aslında. Secret Invasion sonrası gelişmeleri aslında çok beğendim. Öncelikle Tony Stark herhalde o aralar gelmekte olan Iron Man filminin etkisiyle hemen her taşın altından çıkmaya başlamıştı. SHIELD’ın başındaydı, Avengers’ların lideri olmuştu. Fakat bu istiladan sonra durumu kurtaran Norman Osborn olmuş. Eski Green Goblin, spiderman’in baş düşmanı. İstila yüzünden Iron Man suçlanmış ve dolayısıyla Tony Stark’ın da avengersın da pabucu dama atılmış. Tony Stark dünyanın en çok aranan adamı haline gelmiş. Ohhhh içimin yağları eridi.

Olaylar bunla da kalmamış. Koskoca ben kendimi bildim bileli varolan SHIELD da dağılmış. SHIELD, HAMMER’a dönüştürülmüş. En güzeli de HAMMER’ın başında NORMAN OSBORN var. Ahahaha buna kahkahalarla güldüm işte. Bencebir kez daha SÜPER! Şimdi açık seçik konuşalım Norman Osborn Marvel dünyasındaki gelmiş geçmiş en büyük orospu çocuklarından biri. Hatta belki de en büyüğü. Dünyayı istiladan kurtarmakta en önemli görevi o üstlenmiş olabilir ama bu onun orospu çocukluğundan vazgeçeceği manasına gelmemiş. Öncelikle çakma bir avnegers ekibi kurmuş. Hawkeye yerine Bullseye var (dünyaca ünlü suikastçi, daredevil’ın baş düşmanı), Spiderman aslında Venom (yani şekil değiştirebilen simbiyot), Ms. Marvel yine bir supervillian olan Moonstone, Wolverine maskesi altına gizlenen adam ise Wolverinine’iin nankör evladı Daken, tek önem verdiği şey savaşmak olan Ares ve Marvel’in en güüçlü karakteri ama bir yandan da en sağlam delilerinden Sentry. Ve bu adamlar yeni Avengers. Yani bütün Marvel evrenin top ekibi. başlarında da Iron Man’den arakladığı zırhlarla kendisini Iron Patriot olarak çağıran Norman. Sadece bununla da kalmıyor Norman, Emma White’ı ikna ederek bir de Dark X-Men oluşturmayı başarıyor. Ve hepsinden daha fenası da bence şu: henüz Norman norman. Yani kendisi. Spiderman okuyucuları bilir ki yeşil cin, norman’ın alt benliğidir. Ve daha o ortaya çıkmadan norman bu kadar piçlik yapıyorsa bir de yeşil cin ortaya çıkınca ne olacak? Bu hikayenin sonunda tahmin ediyorum ki Norman ölecek.Hatta ölümü de Sentry’nin elinden olacak. Daha doğrusu Void’in(Sentry’in 2. kişiliği). Yani bir nevi peak yaparak ölecek Norman.

Şimdi 9. sayıyo heyecanla bekliyorum. Çünkü Scott Summers (Cyclops) duruma biraz uyanmış durumda ve X-Men ile Avengers birbirlerine girmek üzereler. Bence Avengers kesinlikle X-Men’i haklayacak. Ağızlarını burunlarını kıracak. X-Men’in dayak yediğini görmek bana hep ayrı bir zevk vermiştir.Bu arada gerçek Avengers nerde hiçbir fikrim yok açıkcası.

Neyse efendim. Marvel cephesinde işler böyle. DC’de de olaylar biraz karışmış. Bruce Wayne galiba Batman’likten emekli olmuş, yerine eski Robin’lerden biri olan Dick geçmiş. Onun dışında Green Lantern’la ilgili tüm DC evrenini etkileyen birşeyler de dönüyor ama nedir ne değildir bilmiyorum. Ona da eğilmek lazım.

Demek istediğim şu ki: Her ne kadar eninde sonunda işler normale dönecekse bile yine de Marvel’ın böyle manyaklaşması, işlerin karışması çok hoşuma gitti. Umarım daha da bulanıklaşır. Kumar istiyorum Marvel, dehşet istiyorum, değişim istiyorum, what if’in gerçek olmasını istiyorum. Daha fazla saçmalamadan bu postu sonlandırıyorum.