Kesin Hak Etmiştir

Reklamlar

3 adet fan filmi

Artık hemen her hafta ilgi çekici bir fan filmi çıkmaya başladı.Açık konuşmak gerekirse, bu fan filmlerinden birçoğu oldukça ucuz ve kötü olsa bile “fan film” konsepti ve bu konsept içerisinde üretilen filmler beni oldukça eğlendiriyor. Çünkü ne kadar kötü olsalar bile birçok fan filminin süresi birkaç dakikayı geçmediği için isteseler bile sıkıcı olamıyorlar. Eğer film güzelse de gayet doyurucu ve eğlendirici birkaç dakikalık bir film/trailer izlemiş oluyorum ki, o zaman da tadı damağımda kalıyor.

Çok yeni olmasalar bile bu hafta 3 tane fan filmi izledim:

1. The Incredible Hulk Meets The Ever Lovin’ Blue Eyed Thing
3 film içerisinde en eğlenceli olanı buydu. 1980 yılında çekilip, 82 yılında tamamlanmış bir film. Yani oldukça eski aslında. Filmin çıkış noktası ise aşağıdaki fotoğrafta da görmüş olduğunuz Benjamin Grimm aka The Thing kostümü. Gerry Giovinco 1971 yılından beri Creation Conventions’lara katılmaktadır. Gerry 1979 yılında  The Thing kostümü ile konvensiyonlarda boy gösterir ve bu kostüm diğer katılımcılar tarafından çok beğenilir.  Kostüm vesilesi ile o sıralar convestion’larda çalışan ve daha sonra birçok büyük çizgi roman firmasında editörlük yapacak olan Bob Shreck ile tanışır ve ikili Gerry’nin kostümünden yola çıkarak kendi prodüksiyonlar olacak ve tamamen eğlence amaçlı kısa bir film çekmeye karar verirler.
hulkmeetsthingmain
The Incredible Hulk Meets The Ever’ Lovin Blue Eyed Thing aslında “absürd” sayılabilecek bir film. Birçok çizgi roman kahramanın yanında filmin yapımcıları sevdikleri birkaç popüler karakteri de (Darth Vader gibi) filme dahil etmişler. Film bir barda geçiyor ve konusu “yok” denecek kadar saçma. Oldukça komik bir film. Özellikle Hulk’un bira içişi (bu, tarık isminde bir arkadaşımı hatırlattı ) ve Darth Vader’ın müzik seçimi beni çok güldürdü.
Tamamen eğlence amaçlı yapılmış bir yapım. İzlemenizi tavsiye ederim.

2. Mortal Kombat: Rebirth
3 film arasından en beğendiğim bu oldu. Mortal Kombat şimdiye kadar birden çok kez filme alınmış bir oyun. Oyunun doğru dürüst bir konusu olmadığı için tamamen beyaz perde düşmanı gibi dursa bile, bence, oyundan uyarlama filmler arasında MK ve devamı olan MK Anhilation en eğlenceli yapımlar arasında. Ancak daha da ilginç olanı MK Rebirth’ın, önceki uyarlamalardan çok daha fazlasını vaatediyormuş gibi gözükmesi. Rebirth bir fan filmi olsa bile ticari amaçlı olarak ve kendi pazarını yaratmak için çekildiği ortada. Ortaya çıkan sonuç da oldukça başarılı.
MK mitolojisi şu an ne durumda bilmiyorum. MK oyunları ile ilişkim MK Trilogy ile sona ermişti. Dolayısıyla oyun, konu olarak nerdedir bilmiyorum.Anlaşılan Rebirth de bunu pek umursamamış ve eski MK filmlerine göre, aynı karakterleri kullanarak daha az miitolojik ve daha “urban”  ve yepyeni bir ortam yaratmış. Pek fazla karakter gözükmüyor aslında ama görünenler de (Coni Cage,  Baraka, Sonya Blade, Jax, Reptile ve Scorpion) oyundaki orjinal versiyonlarına çok sadık olmasalar bile oldukça etkileyici gözüküyorlar.
reptile
Karakterler bir yana film içerisinde Baraka ve Cage arasında geçen dövüş sahnesi ise  çok başarılı. Çok enerjik ve kareografisi (doğru kelime bu mu?) ile birçok Hollywood yapımına  taş çıkartacak kalitede.
Rebirth’in yapımcısının bence MK için umut vaateden bir vizyonu var. Umarım Rebirth sayesinde bir sponsor ya da yapımcı ile anlaşır da biz de şöyle sağlam bir Scorpion – Sub-Zero maçı izleriz.
İzleyiniz arkadaşlar.

3. Street Fighter: Legacy
Saçma olacak belki ama Street Fighter kısmen benim uzmanlık alanım sayılabilir. Sadece 3 karakterin bütün hareketlerini bilirim ve sadece de onlarla oynarım. Ancak konu (varsa tabii), karakterler, olayları nedir falan hepsini bilirim (aha bu da kanıtım). Sanırım bütün tv ve sinema uyarlamalarını da izledim. Empire dergisi her ne kadar Jean Claude Van Damme’in oynadığı Street Fighter’ı “en iyi oyundan uyarlama filmler” kategorisine dahil etmiş olsa bile izleyip izleyebileceğiniz en kötü filmlerden biridir ve SF ile karakterlerin isim benzerlikleri ve kısmen görünüşleri dışında hemen hemen hiçbir benzerlik yoktur. Street Fİghter: Legend of Chun-Li’den bahsetmiyorum bile.
Ancak filmler bir yana Street Fighter’ın animeleri konu açısından her ne kadar saçma, eksik ve tutarsız olsalar dahi görsel olarak ve oyunun ruhuna sadık kaldıkları için oldukça başarılı buluyorum. Manga firması tarafından yapılmış bu animeleri, eğer aksiyonu bol animeleri ya da street fighter seviyorsanız şiddetle izlemenizi öneririm.
SF: Legacy, MK: Rebirth kadar başarılı bir film değil ancak daha önceki SF  filmlerden öte animelere benzerlik gösteriyor ve bu yüzden oldukça beğendim. Filmde sadece 3 karakter gözüküyor: Ryu, Ken ve Akuma. Yani benim tek oynamasını bildiğim karakterler. Akuma’nın gözüktüğü anlar belki 1,2 saniyeden uzun değildir. Filmin konusu basit: Ryu vs. Ken: Round 1 Fight! Zaten bir SF uyarlamasına daha fazlası konulmaya çalışınca (mesela konu gibi) saçmalamaya başlıyor.
Street-Fighter-Legacy-short-film-movie-image-2-600x445
Kıyafetleri ve renkleri (artık filtre mi denir? bilmiyorum) güzel seçmişler. Oyunun demolarını andırıyor. Hadouken (Aduken)  ve Shryuken (or yu ken) gibi klasik hareketler görüyoruz. Ancak bunun yanında oyundaki bilindik komboları da uyarlamaya çalışmışlar.
Karakterleri canlandıran oyuncular ise nerdeyse komik kaçmış. Belli ki yapımcılar oyuna sadık kalmaya çalışmışlar. Fakat Ken’in kara kaşlarından da anladığımız üzere bu “sadık kalma” olayını biraz aşırıya kaçırmışlar. Dolayısıyla karakterler “karizmatik”  gözükmek bir yana, oldukça “karikatürüze” gözüküyorlar. Ryu’nun şöyle sert ifadeli bir baby face olması (o nasıl olacaksa) ve yapılı ve atletik bir vücuda sahip olması gerekiyor. Burdaki adamcağız ise memur gibi birşey.  Dövüş içinse ancak “eh işte” diyebilirim. MK Rebirth ile karşılaştırılınca oldukça sönük kalıyor. Efektler de çok başarılı değil. Özellikle Aduken’i izlerken filmin bütçesi kendini belli etmeye başlıyor. Müzikler ise ayrı bir kabus. SF oyunlarında yıllardır bıkmadan kullandıkları o tiz sesli elektro gitar solosunu allahın emriymiş gibi yine koymuşlar.
Filmin elemanları ele alınıp tek tek incelendiğinde birçok kusur var gördüğünüz gibi. Ancak genel olarak başarılı ve eğlenceli bir film ve (belki de biraz fazla) sadık bir yaklaşım. Oyunu seviyorsanız izleyin. Zaten 3 dakika.

Hulk Cephesi

Geçtiğimiz haftaiçi Superman #700 ve The Return of Bruce Wayne #03”ün de dahil olmak üzere satın almaya değer birçok çizgi roman yayınlandı. Ancak ilginç biçimde, çıkan bu çizgi romanlar arasında benim en çok dikkatimi çeken uzun süredir dönüp suratlarına bile bakmadığım Hulk dergileri yani Hulk ve The Incredible Hulk oldu.

Haberiniz yok ise Hulk cephesinin son 2 yıldır epey karışık olduğunu söylemeliyim. Herşey Red Hulk adlı karakterin ortaya çıkması ile başladı. Özellikle Hulk dergisi Red Hulk üzerine yoğunlaştı ve geçtiğimiz aylara kadar “Red Hulk Kimdir?” sorusunun cevaplanmasını bekledi okuyucular. Red Hulk karakteri ile beraber birçok olay da Hulk dergilerinde cerayan etmeye başladı. Modok, Samson ve Leader’ın kurdukları Hulk’u yeryüzünden silmeye kararlı Intellegica da buna dahildi ki zaten Red Hulk karakteri de bu kötü adamlar topluluğunun başının altından çıkmıştı. Okumaya devam et

Ya Hank Pym’e de film yapılırsa?

Müzik gruplarında “frontman” denilen bir kavram vardır. Frontman, o grubun üyelerinden biri olmasına rağmen grubun ismi söylenince akla gelen isim, yüzdür. Konserlerde ortada durur, kliplerde en çok onu izleriz,  genellikle şarkıları o söyler, röportajlarda o konuşur vs.

DC Comics bir müzik grubu olsaydı eğer frontman’leri kimler olurdu diye sorsak herhalde her 10 çizgi roman okurunun 9’undan aynı cevabını alacağımızı tahmin ediyorum:

trinity

Dc Comics bir firma olarak yukarıdaki şu 3 işareti taşıyan 3 kahramanı hep el üstünde tutmuştur. Batman ve Superman zaten Dc’nin lokomotif dergileridir. Wonderwoman’ın onlar kadar sattığını veya geniş bir ürün yelpazesine sahip olduğunu zannetmiyorum ancak “fikirsel” olarak bu 3’ü ayrılmaz bir ailedir.

Marvel evreninde ise durum biraz daha farklı. Herşeyden önce Marvel’ın frontmanleri arasında bir köşede hep Örümcek Adam var. O cepte. Örümceğe göre daha genç bir kahraman olsa bile  Wolverine’i de onun yanına alabiliriz. Etti ikiii. Bu ikisi sağlam karakterlerli dolayısıyla diğer kahramanlarının önüne geçseler bile bütün bir Marvel evreninin liderliğini üstelenebilecek kişilik yapılarına da sahip değiller. Dolayısı ile bu ikisi her ne kadar lokomotif kahramanlar olsa bile Dc’nin Trinity’sine bir cevap olmaları pek olası değil. O zaman kim olabilir? Okumaya devam et

Dc vs. Marvel

1996 yılında Marvel ve Dc ortaklaşa yayınladıkları 4 sayı süren bir mini-seri’de herhalde amerikan çizgi roman fanlarının onlarca yıldır bekledikleri bir soruyu yanıtlıyor: Amerika’nın bu en büyük 2 çizgi roman üreticisinin süper kahramanları olaki karşılaşıp birbirleriyle mücadele etmek zorunda kalsalardı ne olurdu?

Ron Marz ve Peter David tarafından yazılan ve Dan Jurgens ve Claudio Castellini tarafından çizilen bu mini-serinin bence oldukça uyduruk olan hikayesi kısaca şu şekilde: Evrenin ve zamanın başından beri 2 kozmik varlık vardır. Bunlar şimdiye kadar kimsenin varlıklarını bile bilmediği, her iki evrendeki (Dc ve Marvel evrenleri) en güçlü varlıkların bile güçlerini katbekat aşan güçlere sahip bir nevi yaratıcı varlıklardı:

Milyarlarca yıldır varolagelen bu varlıklar kardeş olmalarına rağmen birbirlerinin var olduklarını bile unutmuşlardır ancak yakın zamanda yaşanan bir takım kozmik olaylar sonucu iki kardeş tekrar birbirlerinin varlıklarını sezerler ve her nedense hangi birinin daha güçlü olduğunu görmek için aralarında inatlaşırlar. Ancak birbirleri aralarında yapacakları bir savaş her iki evrenin de yıkımı ile sonuçlanacağı için kendi evrenlerinin ‘şampiyonlarını’ karşı karşıya getirmeyi daha uygun bulurlar. Her iki kardeş de kendi evrenlerindeki en güvendikleri kahramanları toplar ve karşılaştırırlar. 11 maçın sonucunda kaybeden evrenin yok olacağı bu mücadelede tek bir kural vardır: Rakiplerden bazıları birbirlerine o kadar denktirler ki mücadeleleri sonsuza kadar sürebileceği için maç sırasında “hareketsiz” kalan taraf o raundu kaybedecektir.

Hikayenin sonunda her iki evren de bir şekilde paçayı kurtarmayı başarır tabii ki. Ancak benim ilgimi çeken kısım hikayeden öte bu birebir yapılan maçlar. Gelin bu maçlara bir göz atalım ve çizgi romanda kimin kazandığına ve “gerçekte” kimin kazanması gerektiğine bakalım:

1. Raund: Captain Marvel Vs. Thor

Thor’u az buçuk çizgi roman ile ilgilenen herkes bilir. Kendisi İskandinav mitolojisinden fırlamış, Odin’in oğlu, Asgard’ın yıldırım tanrısıdır. Marvel evrenindeki en sağlam adamlardan biridir. Captain Marvel ise günümüz okuyucuları tarafından Thor’a nazaran daha az bilinen bir tiptir. Tengunner’un Marvel ailesi hakkındaki güzel yazısı karakteri çok tanımayanlar için aydınlatıcı olabilir.

Çizgi romandaki bu ilk roundu Thor kazanıyor. Ancak ne şekilde? Maçın tek kuralı olan karşı tarafın 1 saniyeliğine de olsa hareketsiz kalması vasıtası ile. Peki gerçekte ne olurdu? Hmmm zor soru. İki taraf da birbirinden güçlü desek yanlış olmaz. Ancak Mark Waid tarafından yazılan ve Alex Ross tarafından çizilen Kingdom Come mini-seri’sinin son sayısında Superman’in Captain Marvel tarafından tabiri-caizse eğer “ağzının yüzünün dağıtıldığını” görmüştük. Fakat Cap. Marvel bunu yıldırımlar vasıtası ile yapıyordu. Şimdi karşısındaki ise bizzat yıldırım tanrısı Thor. Dolayısı ile bence kafa kafaya bitecek bir mücadele. Ama yine de Cap. Marvel normalde bu roundu alır gibi geliyor bana.

2. Raund: Namor vs. Aquaman

Bu maç beni heyecanlandırdı işte. İki denizler imparatoru karşı karşıya. Kim kazanıyor? Yukarıdaki sayfaya bakarsanız eğer şık “balina hareketi” ile Namor’u hareketsiz hale getiren Aquaman. Peki gerçekte kim kazanırdı: Aquman Dc evrenindeki en eski ve göreceli olarak en güçlü karakterlerinden biri. Diplomatik konumu da, Namor’unkiyle hemen hemen aynı. İkisi de kendi evrenelerinde denizler imparatoru. Aquaman her ne kadar DC’nin sağlam karakterlerinden biri olsa bile Namor’la boyölçüşebileceğini zannetmiyorum. Namor Marvel’ın en eski iki karakterinden biri  ve şimdiye kadar Sentry ve Hulk da dahil kafa kafaya girişmediği tek bir adam dahi yok. Ve hepsini oldukça zorlamıştır. Dolayısı ile galip bence açık ara Namor AKA Sub-Mariner olurdu.

3. Raund: Flash vs. Quicksilver

İki evrende de birden fazla speedster olmasına rağmen kendi evrenlerinin en hızlı iki üyesi bunlar. Sonuç ne olur? Serinin yazarları bile bunu fazla üzerinde durmamışlar sanırım. Quicksilver’ın Mach 10 gibi hızlara erişebildiğini biryerlerde okuduğumu hatırlıyorum ama karşısındaki adam Flash. Bırakın Mach 10’u, sadece koşarak zaman içerisinde sıçramalar yapabiliyor kendisi. Eh sonuç da rahat bir galibiyetle Flash’ın oluyor zaten.

4. Raund: jubilee vs. Robin:

Hikayede bu ikisi birbirlerine görür görmez aşık oluyorlar. Hoş bir romantizm. Ama işin ucunda evrenlerin yok olması varken yine de birbirleriyle mücadele etmelerini kaçınılmaz. Jubilee iyi hoş ve tatlı bir kız. Kendisini ayrıca severim. Ellerinden rengarenk ışıklar çıkarır. Ancak karşısındaki Karanlık Şövalyenin sağ kolu olunca ışıkları nereye savuracağını bile bilemiyor. Boru değil, Robin bu. Jubilee’nin doğuştan sahip olduğu yetenekler karşısında, Timothy Drake kendi alın teriyle Batman’in sidekick’i olmuş bir karakter. Jubilee’nin hiç şansı yok. Zaten çizgi romanda da Robin oldukça rahat bir şekilde güzel kızımızı etkisiz hale getiriyor.

5. Raund: Green Lantern vs. Silver Surfer

İşte bu sağlam maçlardan biri. Green Lantern; Dc evrenine göre belki de galaksideki en güçlü silah olan, sahibinin iradesiyle doğru orantılı olarak hayal gücü ile yaratabileceği hemen herşeyi gerçeğe dönüştüren yüzüğün sahibi, 3. Green Lantern (ve benim en sevdiğim) Kyle. Fakat karşısındaki de gezegen yiyici Galactus’un elçisi Silver Surfer. Galactus’un elçisi olmasına rağmen gezegen yiyicinin ona bahşettiği güç öyle yüksek ki çoğu zaman Galactus girdiği mücadelelerde gümüş kayakçıyı da yanına ‘summon’luyor. Dolayısı ile iki karakterin de   gücü hemen hemen galaktik düzeyde. Zorlu bir maç. Zaten ikisi arasındaki mücadele de tek bir patlama sahnesiyle betimlenmiş. Kazanan kim? Silver Surfer. Gerçeğe uygun mu? Bence evet. Peki Kyle yerine 2. Green Lantern olan Hal Jordan olsa işler değişir miydi? Bilemiyorum valla. Ancak Hal Jordan’ın 90’ların ortalarında bütün bir Green Lantern Corps’u yok ettiğini düşünürsek eğer Silver Surfer için işlerin daha ciddi bir alacağı kesin olurdu.

6. Raund: Elektra vs. Catwoman

Çok uzatmaya gerek yok. Catwoman temelde çok iyi akrobatik yeteneklere sahip bir hırsız. Fakat Elektra ise kendi jenerasyonu içerisinde üstün yeteneklere sahip iki karakterden biri (Diğeri ise onun aşkı ve arch-enemy’si Daredevil). Üstüne üstlük doğduğu andan itibaren Ninja süikastçiler tarafından yetiştirilmiş. Catwoman’ın pek bir şansı olduğunu düşünmüyorum, bilakis çizgi romanda da Elektra galibiyet alırken çok fazla yorulmuyor. Görünen köy kılavuz isyemez. Bu ikisi arasındaki mücadele “hangisi daha fetiş?” şeklinde olsaydı eğer o zaman kaydadeğer bir mücadele okurduk (Valla iyi olurdu).

7. Raund: Wolverine vs. Lobo

İkisi de puro ve içki seviyor. İkisi de hafif Redneck’imsi. İkisi de barlara bayılıyor. Birinin daha çok country sevdiğini tahmin ediyorum, diğeri ise katıksız bir heavy metal’ci. İkisi de ulaşım aracı olarak değişik tiplerde chopper’lar kullanmayı seviyorlar. İkisinin de ağzı bozuk ve kendilerine has lafları var. ve ikisi de kendi evrenlerindeki diğer karakterler ile karşı karşıya geldikleri zaman karşılarındaki adama bir “gulp” dedirtiyorlar. İkisi de kendilerince ölümsüz sayılabilir. Birinin healing factor’u var. Öbürü ise cehennem tarafından bile istenmediği için ölemiyor. Zaten umrunda da değil.
Yukarıdaki sayfada da gördüğünüz gibi bu maçı Wolverine alıyor. Hmmm. İşte bu bana pek olası gözükmedi. Wolverine’ın hakkı yenmez. Manyak oğlu manyak Hulk ile bile kafakafaya girişmiştir. Lobo da bilakis Superman ile. Sorun şu ki Hulk Wolverine’i oldukça fena hırpalerken, Lobo birden fazla kere Superman’e kan kusturtmuştur. Dolayısı ile bu maçta ben Wolverine çok da şans tanımıyordum.  Ama ününden dolayı olsa gerek yazarlar Logan’ın galip gelmesine karar vermişler. Hadi ordan.

8. Raund: Storm vs. Wonder Woman

Aslında güzel eşleşme. Dc’nin en sağlam kadın savaşçısı, Marvel’ın yaşayan dişi tanrılarından birinin karşısında. Wonder Woman Olimpia tanrılarının gücüne sahip olsa bile Storm da kendi evreni içerisindeki en tehlikeli mutantlardan biri. Hava elementlerini kontrol edebiliyor. Eh buna yıldırımlar da dahil. Bir nevi Thor’un Kenya versiyonu. Dolayısıyla Thor Cap Marvel’ı yendiğine göre, Storm’un da Wonder Woman’ı yenmesi bu çizgi roman mantığına göre kaçınılmaz. Ama gelin görün ki gerçek bir maç olsa bu ikisinin arasındaki Wonder Woman’ın bu kadar çabuk düşeceğini zannetmiyorum. Ama yine de Storm kazanırdı gibime geliyor.

9. Raund: Superboy vs. Spider-Man

4 sayılık macera içerisindeki en güzel karşılaşma bence buydu. İki “zibidi” karşı karşıya desem abartmış olmam herhalde. Bol muhabbetli bir maç. İlk bakışta Superboy’un Superman klonu olduğunu düşnürsek ciddi bir avantajı olduğunu varsayılabilir. Ama rakibi de yılların tecrübesine sahip, Marvel’ın belki de en büyük karakteri olan ve herhalde hemen hemen bütün Marvel evreniyle bir defa dahi olsa kapışmış olan Spider-Man. Karşısındaki gerçek Superman olsaydı durum elbetteki farklı olabilirdi ancak bu karşılaşma her zaman için gücün değil, esas önemli olanın tecrübe olduğunu gösteriyor. Spider-Man ufak bir trick ile Superboy’u indirmeyi başarıyor. Bazılarınıza belki bu pek inandırıcı gelmeyebilir ama bu bir futbol maçı olsa en kalın sesimle ve avazım çıktığı kadar şunu söylerdim: “Armut dalda asılsın, ipne superboy nasılsın? O kiraz dudaklara, Peter Parker asılsın.”

10. Raund: Superman vs. Hulk

Babalar karşıkarşıya. İki karakteri de bilmeyen yok. DC’nin near-omnipotent’î Superman ve Marvel’ın bütün evreni titreten canavarı Hulk. İyi mücadele oluyor açıkcası, Superman her ne kadar oldukça zorlansa (bir gözü şişiyor adamın) sonucu tahmin etmek çok da zor değil: Galip Kal-El. Gerçekçi mi: Eh yani. Sonuçta Superman. Fazla söze gerek yok. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta buradaki Hulk’un kişiliği Hulk değil, Dr. Bruce Banner. Yani eleman Hulk’un vücuduna ve Banner’ın aklına sahip. Fakat Hulk’un takipçileri bilirler ki: Hulk gets madder, Hulk gets stronger. Dolayısı ile Hulk, eğer Banner yerine Hulk’un benliğine sahip olsaydı Superman’e epey bir kan kustururdu diye düşnüyorum. Hulk çok çok kızdığı zaman neler yapabileceğini World War Hulk’ta gördük (Her ne kadar WWH, DC vs. Marvel’dan yaklaşık bir 10 sene sonra yayınlanmış olsa bile). Ancak yine de Superman, Superman’dir. Gönlüm el vermez yeşil deve karşı kaybetmesine.

11. Raund: Captain America vs. Batman

İşte en sonuncu ve belki de en sağlam mücadele. İki tarafın da aslında süper güçleri yok. Ancak ikisi de kendi evrenlerinde süper güce sahip olmayan bir insanın gelebildiği en üst fiziksel (ve belki de ruhsal) özelliklere sahip karakterleri. Bunları bıraksanız herhalde sonsuza kadar kapışırlar. Zaten kendileri de aynı şeyi söylüyorlar. Ve gelin görün ki maç da hemen hemen berabere bitiyor diyebiliriz. Dövüştükleri kanalizasyonu su basıyor ve Batman Cap. America’yı kurtarıyor. Her ne kadar maç berabere bitse dahi benim oyum biraz gönül borcu dolayısı ile Batman’den yana.

Sonuçlar

Dc. Vs. Marvel’daki esas maçlar bu kadar. Bunlar yanında birçok ilginç karakterin de bir araya gelmesi ilginç sahneler doğuruyor: Perry ve J.J.Jameson, Darkseid ve Thanos gibi.

Resmi sonuçlar şu şekilde:

Görüyoruz ki Marvel’ın 6’ya 4 üstünlüğü var (Cap vs. Batman’i saymıyorum).

Bu da benim sonuçlarım:

Hoş benimki de çok farklı çıkmadı aslında. Ancak 1 puan 1 puandır. DC, Marvel’ı 6’ya 5 indirdi. Marvel evreni havaya uçtu tuzla buz oldu.

Valla çok eğlendim bu postu yazarken. Siz de eğlendiyseniz ne mutlu bana.

Hulk Vs. Wolverine Junkie

Yabancı arkadaşlar deyimiyle kendimi “A sucker for Wolverine vs. Hulk” olarak tanımlayabilirim sanırım. Wolverine ilk kez Ekim 1974’te yayınlanan The Incredible Hulk #180’de; Kanada’nın süper kahraman ekibi olan Alpha Flight’ın (Wolverine’in kendi deyimiyle) “saykotik” elemanı olarak ortaya çıkmıştı.  Yıllar boyunca, 2 karakter arasında geçen bu ilk mücadele  birçok dergide, birçok falshback’in konusu olmuştu. Yazarlar bu hikayeyi kendi bakış açısılarıyla yorumlamayı seviyorlar sanırım.

Aşağıdaki sayfalar Wolverine (Volume 3) sayı 50’nin sonundaki Jeph Loeb tarafından yazılan ve Ed McGuiness tarafından çizilen “Punny Little Man” adlı kısa hikayeden alınmıştır:

Wolverine ortadan ikiye bölündüğü sayfalarda Wolverine’in üniformasının değişmesinin nedeni Marvel’un Ultimate evreninde geçen “Ultimate Wolverine Vs. Hulk” adındaki  mini-seriye  “başka gerçeklikler” kisvesi altında gönderme yapıyor oluşudur.  Punny Little Man’in son sayfası:


Wolverine vs. Hulk’un başka bir yorumu

ve The Incredible Hulk #340’tan bir de ekstra:)

Marvel Universe Beyazperdeye mi Taşınıyor?

iron-man-2_pst2_720 Marvel Comics’in son dönem sinema uyarlamaları oldukça fazla olsa bile 7. Sanat açısından bakıldığı zaman bu filmlerin birçoğu vasat aksiyon filmlerinden öteye geçemiyor. Hatta Daredevil (Korkusuz) için vasat kelimesi bir iltifat gibi kalıyor. Ghost Rider’dan bahsetmek bile istemiyorum (bahsetmiş oldum). Ancak yine de Iron Man, Spider-Man gibi doyurucu sayılacak filmleri de göz ardı etmemiz gerekiyor.

Iron Man 2’nin trailer’ı bu hafta içi yayımlandı. Trailer’ı buradan izleyebilirsiniz. Bana biraz Matrix Reloaded’ın trailer’ını hatırlattı. Film hakikaten trailer’da gözüktüğü gibi olursa fanlar için bile doyurucu bir yapım olacak gibi gözüküyor. İzlemediyseniz izleyin.

Trailer’da benim dikkatimi çeken (War Machine hariç) 2 karakter var: Bunlardan biri Nick Fury. Eğer karakterin filmografisine bakarsak 3 tanesi henüz tamamlanmamış 5 farklı prodüksiyonda aynı oyuncu tarafından (Samuel L. Jackson) canlandırıldığını görüyoruz. Bunlardan biri de Iron Man 1. Tony Stark ( AKA Iron Man)’e baktığımızda ise o da Robert Downey Jr. tarafından 4 farklı filmde canlandırılıyor. The Incredible Hulk’un son dakikalarına kadar izlediyeseniz, Robert Downey Jr.’ın Tony Stark rolünde General Ross’a Hulk’u altetmek için bir teklif götürdüğünü de izlemişsiniz demektir. Okumaya devam et