Türkçe baskısı bulunan ve okumanız gereken birkaç çizgi roman

Aşağıdaki liste sanırım en çok sevdiğim (türkçe baskısı bulunan) çizgi romanların listesi. Postu yazmaya başlamadan önce “okumanız gereken ilk 10” ya da “ilk 5” gibi haavalı bir başlık düşünmüştüm ancak işi daha kişisel düzeyde tutmaya karar verdim. Çünkü öbür türlü işin içine henüz okumadığım bir sürü çizgi roman ve Türkiye’de çizgi romanın bence esas yüzünü oluşturan ve benim Nathan Never ve Dylan Dog dışında çok az alakamın bulunduğu İtalyan çizgi romanları giriyordu. Ben de boyumun ölçüsünü biliyim dedim.

Eğer Ava Giden Avlanır’ı düzenli okuyorsanız ya da arada bir bakıyorsanız bu blog’un açıklamasında da yazdığı gibi daha çok Amerikan çizgi romanları ve süper kahramanlar hakkında olduğunu da biliyorsunuzdur. Bu post bir tür “Top 10” olmaktan öte kişisel olarak benim sevdiğim ve beğendiğim çizgi romanların listesidir. Peki bunu neden yazıyorum? İnanıyorum ki bu blog’u okuyorsanız ortak bir yönümüz var demektir. Dolayısıyla benim gözümden kaçan ve türkçesi bulunabilen iyi çizgi romanlar olduğu gibi belki sizin de gözünüzden kaçan bazı yayınlar vardır.  Belki bu postta birkaç tanesini bulursunuz. Okumaya devam et

Post’a dönüşen cevap: All Star Batman & Robin: The Boy Wonder

All-Star Batman & Robin #07 - 00B

Aslında bu post, justan0therg33k’in All-Star Goddamn Batman başlıklı postuna bir comment olarak başlamıştı. Ancak bir cevap için gereğinden fazla uzun olduğunu ve dün de herhangi bir post atmadığımı düşününce, bu cevabın, bugünün postu olmasına karar verdim.

All Star Batman & Robin yukarıdaki linkte ve daha birçok yerde (örneğin wikipedia’nın entrysinde) görüp okuyacağınız gibi çoğu zaman olumsuz eleştriler almış bir eser. Hatta öyle ki Cliff Biggers, Comic Shop News’deki değerlendirmesinde “çizgi roman tarihinin en büyük tren kazası” demiş. Hatta dergiyi “D” ile notlandırıp; “Jim Lee’nin sanatı olmasaydı F verirdim, konuşma balonları boş olsaydı daha iyi olurdu” demiş. William Gatevackes ise PopMatters’da “kesinlikle uzak durulması gereken bir yapım” diye bahsetmiş. Iann Robinson All Star Batman & Robin: The Boy Wonder’ı The Dark Knight Returns ve Batman: Year One ile karşılaştırmış ve Frank miller’ın bu işleriyle sağladığı bütün başarıyı çöpe attığını söylemiş.

Bana gelince: Ben All Star Batman’i beğendim ve bu yukarıda yazanların hiçbirine katılmıyorum.

Biraz Frank Miller’dan ve onun Batman’inden bahsedelim. Öncelikle Sin City’i henüz okumadım ve zaten konumuzla alakası yok. Ancak vakt-i zamanında türkçe olarak da basılmış olan ve Frank Miller’ın yazarlığını yaptığı Batman: Year One ve Batman : The Dark Knight Returns’e sahibim. Açıkcası dönüp çizgi roman koleksiyonuma baktığım zaman verdiğim paraya en çok değenlerin başında bu ikisi geliyor. İkisi de o kadar iyi yazılmış çizgi romanlar ki dönüp dönüp bir daha okuyabiliyorum ve hangisinin daha iyi olduğuna hala karar verebilmiş değilim. Zaten bu konuda sanırım bütün çizgi roman otoriteleri (o da ne demekse artık) sanırım benimle aynı fikirde. Bu iki eser yazılmış en iyi Batman öyküleri olmanın yanında (Alan Moore’un Öldüren Şaka’sını bunun dışında tutuyorum çünkü onu bir Batman öyküsünden öte bir Joker öyküsü olarak görüyorum)  yazılmış en iyi süper kahraman çizgi romanlarından bazıları olarak kabul ediliyorlar. Dolayısıyla bu da, Frank Miller’ı bu sanat dalının zirvesine oturtuyor şüphesiz.

Okumaya devam et

Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 2. Bölüm

Bu yazının aylar önce yazdığım ilk bölümünde şu an 200. saysına 3 sayı kalmış olan, Imgae Comics tarafından 1992 yılından beri kesintisiz ancak düzensiz olarak yayını sürdüren Spawn adlı dergiden bahsedeceğim. Eğer Spawn’ın başından geçenlere çok hakim değilseniz ya da öğrenmek istiyorsanız ilk bölümü okumunazı tavsiye ederim: Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 1. Bölüm.

Yazının ilk bölümünde Spawn’ın şu an 18 seneyi doldurmak üzere olan tarihinin birkaç sayfalık bir özeti vardı. Şimdi okuyacaklarınız ise bu 18 sene hakkındaki düşüncelerimdir.

Şimdi dönüp baktığım zaman Spawn’ın ortaya çıktığı dönem olan 92 yılında çizgi romanlar açısından oldukça karanlık bir dönemdi. Superman ölmüştü ya da ölmek üzereydi, Batman’in beli kırılıyordu, Green Lantern Parallax’a dönüşmek üzereydi, koca koca silahlar yeni yetme bir sürü kahramanın elinde dolaşmaktaydı..vs.vs. Spawn sanırım o dönemde çizgi roman okurlarının uzun süredir görmek istediği birşeyi okurlara sundu: Rakiplerini öldürmekten çekinmeyen bir süper kahraman evreni içerisinde var olagelen bir ana karakter. Herşeyden önce her ne kadar bu diyeceğim göreceli olsa bile- Spawn iyi gözüken karizmatik bir karakterdi. Bariz biçimde Batman ve Spiderman esintileri taşıyordu. Basit bir taklitten öte bu iki kahramanın bazı özelliklerinin güzel bir senteziydi. Görünşü biraz sayg duruşu niteliğinde olsa bile klasik (ruhunu şeytana satan adam) ama gittikçe derinleşen evreni ile paralel olarak ilgi çekeci hale gelen bir hikayesi de vardı. Okumaya devam et