Geçtiğimiz 2 hafta

Geçen haftasonu kısa bir tatile çıktığım için, genellikle pazar günleri yazdığım ve o hafta içi yayınlanan çizgi romanlardan bahsettiğim post’umu yazamadım. Bu nedenle bu pazar 2 haftayı birden kapsayacak şekilde yazıyorum.

Bu 2 hafta içersinde yine birçok çizgi roman çıkmasına rağmen benim aralarında en merakla beklediklerim X-Force 28 ve Second Coming 2 idi. Second Coming X-Men cephesinin son 1-1.5 sene içerisindeki en önemli olayıydı. Marvel dünyasında mutantların soyu tehlike altındaydı ve yıllardır hiçbir mutant doğumu gerçekleşmiyordu. Ta ki mutant ırkı tarafından mesih olarak görülen Hope gelene kadar. Hope, Cable’in koruması altında, güvende olması için geleceğe gönderilmişti. Second Coming ise Hope’un günümüze dönüşünü konu alıyordu. Second Coming hikayesi, kurgu ve öykü açısından çok fazla süpriz ya da twist içermese dahi, benim için okuması oldukça zevkli bir seri idi. Olayın aksiyon tarafı X-Force 28’de, hikayenin geneli göz önüne alındığı zaman belki birazcık hızlı bir biçimde son buldu ancak yine de beni tatmin etti.

nathan-hope

Second Coming’in sonuçları ise Secong Coming 2’de açıklandı. Her ne kadar X-Force 28’de zaten göz kırpmış olsa dahi, Second Coming 2’de Hope’un Phoenix’in bir sonraki reankarnasyonu olduğu da tescillenmiş oldu. Genel olarak Second Coming zevkliydi. Bazı çok güzel anlar vardı. Mutantlar bu olaydan nispeten az zarar görerek kurtuldular. Ancak herkesin sevdiği adam Kurt Wagner’ın ve Nathan AKA Cable’ın ölümleri de olaya gölge düşürmedi değil. Yakın zamanda bütün bir event HC olarak yayınlanacak ama o kadar da paraya değeceğini düşünmüyorum. Bu tip eventleri fasiküller şeklinde takip etmek daha hesaplı ve eğlenceli oluyor bence.

Okumaya devam et

Reklamlar

Shadowland: Bir Parallax vakası daha?

1990’lı yılların ilk yarısı süper kahramanlar için karanlık yıllardır. 92 yılında Superman Doomsday tarafından öldürülmüş, 93 yılında ise Batman Bane tarafından sakat bırakılmıştı. Fakat başına en kötü bela açılan kahraman belki de Green Lantern  Hal Jordan olmuştur.

Superman’in diriliş öyküsü sırasında Hal Jordan’ın memelekti olan Coast City, Cyborg Superman ve Mongul tarafından yok edilmişti. Hal Jordan Mongul’dan intikam almayı başarsa bile, doğup büyüdüğü şehri kurtarmayı başaramamış ve sonuçta Coast City yok olmuş ve milyonlarca kişi can vermişti. Bu olayın üzerine Jordan, bir türlü kendini toplayamamış ve yüzüğünü kullanarak Coast City’i tekrar yaratmaya çalışmıştı. Yüzüğün enerjisi biten Jordan daha fazla güce ihtiyaç duymuş ancak Jordan’ın şefleri konumundaki “Guardians of Universe” buna izin vermemiş, üstüne üstlük Jordan’dan yüzüğü, kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı gerekçesi ile, kendilerine teslim etmesini istemişlerdi. Psikolojisi zaten bozuk olan Jordan ise beklenin aksine, gardiyanlara baş kaldırmış ve Green Lanter’ların yüzüklerinin güçlerinin kaynağı olan ve gardiyanlar tarafından muhafaza edilen “Central Power Battery”i ele geçirmeye çalışmış ve süpriz biçimde bunu da başarmıştı. Bunu yaparken Green Lantern Corps’u yok etmiş ve Ganthet dışındaki bütün gardiyanları öldürmüştü. En sonunda da Central Power Battery’i ele geçirmiş ve artık bir Green Lantern olmadığını söylemiş, kendisini Parallax olarak tanıtmıştı.

Green Lantern (1994) #049 pg_00-FC

Jordan bundan  sonraki 6-7 sene boyunca Parallax olarak devam etti. Dc evreni içerisinde çok sık gözüken bir karakter değidli ancak gözüktüğü zaman bu, belanın da geldiği manasına geliyordu. Zero Hour: Crisis in Time adlı crossover’da Parallax’ı baş kötü olarak gördük. Dc gerçekliğini komple değiştiremese bile DC tarihinin baştan yazılmasına sebep oldu. Bunun haricinde irili ufaklı birçok kötülük daha yaptı. Ta ki Final Night adlı cross-over’ın sonunda Güneş’i bir Sun-Eater’dan kurtarmak için kendini feda edene kadar Dc evreninin en çok korkulan ve nefret edilen villain’lerinden biri olarak kalmayı başardı.

Okumaya devam et

Alışveriş Listesi

Geçtiğimiz aylarda  çeşitli Türk ve Yabancı firmalar tarafından yayınlanan  çizgi romanlardan satın almayı istediklerimin listesidir:

  • Beasts of Burden: Animal Rites HC (Dark Horse): Bu aralar ciltli olarak satın almaya değer gördüğüm tek çizgi roman sanırım bu. Yıllar sonra bir arkadaşımın çocuğuna ya da yeğenime falan hediye olarak verebilirim. İyi yatırım.
  • Dingo TPB (Boom Studios): Henüz çıkmadı ama yarın öbür gün çıkıyor sanırım. 2010’un ilk yarısında okuduğum en eğlenceli çizgi romanlardan biriydi. İçinde tanrıçaların, cadıların,  bir kutunun, dev bir köpekle, bir tür rocknralla’nın olduğu modern amerika’nın çeşitli eyaletlerinde geçen fantastik bir öykü. Neil Gaiman’ın Amerikan Tanrıları’nı beğenmişseniz, bunu da beğenme ihtimaliniz var. Eskiden Blog başlığı; “Ava Giden Avlanır” yazısının altındaki köpek resmi Dingo’dan bir panelden kesilmişti.
  • Final Crisis TPB (Dc Comics): Bence Final Crisis aradan zaman geçtikçe tekrar tekrar okunabilecek bir macera. Rengarenk ve korkunç. Oldukça uçuk ama biraz dağınık. Ancak Hardcover versiyonu satın alınacak kadar da iyi değil. Fakat sof-cover’ı çıkmış. 300 küsür sayfa. 20 Dolar. Bir köşede bulunmasını isterim.
  • Irredeemable Vol:1 TPB (Boom Studios): 10$. Süperkahraman türü içerisinde bana en yenilikçi gelen çizgi roman bu. Bir ton olay oldukça minimalist bir tarzla anlatıyor. Fiyat süper. Almak istiyorum açıkcası.
  • Karakule: Eve Giden Yol (Altın Kitaplar): Anladığım kadarı ile ilk cilt olan ‘Silahşör’ün Doğuşu’nu satın alanlar ikiye ayrılıyor: 1. Kitap ‘Kara Kule’ olduğu için satın alanlar. 2. ‘kaliteli ve güzel gözüken bir çizgi roman’ olduğu için satın alanlar. Benim de dahil olduğum ilk grup eseri beğenmiş. 2. grubun bir kısmı ise öykünün kendisinden dolayı 1. grup kadar beğenmemiş. Bu çizgi romandaki ilüstrasyonların çok iyi olduğunu gösteriyor. İki grubun da ortak sıkıntısı ise çeviri.  Ben satın almaya devam edeceğim. Hatta, heyecanla bekliyorum.
  • Spider-Man: Öteki (1. Cilt), Siyaha Dönüş ve Son Bir Gün (Hoz Comics): Bu üçünü henüz satın alamadım.

Aşağıdakiler de “Gönül İsterdi ki…” kısmı. Görüp istediklerim ama muhtemelen önümdeki belirsiz zaman zarfı içerisinde satın alamayacaklarım:

  • Ölüm: Yaşamanın Ağır Bedeli (Baykuş Kitap): Neil Gaimann’ın benim kafamda yeri şu: Rastgele satın alacağım bir çizgi romandan/kitaptan %70 daha iyi çıkacaktır. Yaşamın Ağır Bedeli’ni de uzun süredir satın almak istiyorum ve ne zaman sahaflara/kitapçılara gitsem, bir elime alıp karıştırıyorum. Sayfa sayısına göre biraz tuzlu olduğu için de her seferinde geri bırakıyorum. Ama bir gün alıcaz kısmetse.
  • Daredevil: The Devil’s Hand TPB (Marvel): Andy Diggle ve Roberto’nun işlerini ne kadar beğendiğimden daha önce de bahsetmiştim. Genel olarak Daredevil’in Hand’in başına geçmesi anlatılıyor.
  • Batwoman: Elegy Deluxe Editin HC (Dc Comics): Bunu bir gün kitapçıda, çizgi roman dükkanında basılı halde görürsem küt diye satın alabilirim aslında. İlüstratör J.H. Williams III. panelleri kullanarak çok değişik kompozisyonlar oluşturmuş ve sanatı da oldukça etkileyici. Çoğu kompozisyon 2 sayfayı birden kaplıyor. Renklendirme gerçekten güzel.  Basılı hali hardcover versiyonu satın alınacak kadar etkileyici olabilir.  Sanat bir yana, hikaye de çok başarılı; sanki çok iyi yazılmış bir Batman hikayesini andırıyor fakat kahramanın Batman’e nazaran bambaşka bir orijini ve modern bir arka-planı var. Tabii yine de Bruce Wayne’e göz kırpıyor. Ve tabii ki  yarasa orda duruyor.
  • Blackest Night HC (Dc Comics): Kalın cilt. 30 dolar. Cıvcıvlı, rengarenk.  İlk listedikilerimin birçoğunu ve bir de bunu bu ay içerisinde satın alırsam eğer iki ay sonra elektriğim kesilebilir.
  • Batman & Robin: Batman vs. Robin Deluxe Edition (Dc Comics): Bu da sert kapak. 25 dolar. Doğalgaz da gidiyor..
  • Punisher Max: Kingpin Premier: Aslında yukarıdaki ikisine göre daha iyi olan  üçüncü sert kapak. Su da kesildi. Bu şehri terk ediyorum.

Kötü Adam: Daredevil?

Blog içerisinde “haber” niteliğindeki postlara çok fazla yer vermiyorum çünkü bunu benden çok daha iyi yapan yerli ve yabancı kaynaklar var. Ancak Marvel’ın 5 sayı sürecek olan mini-serisi Shadowland beni oldukça heyecanlandırıyordu ki gördüğüm son teaserlarla heyecanım iki katına çıktı:

shadow shadow2

Sizin de gördüğünüz üzere herşeyden önce slogan –biraz ucuz olsa bile- dikkat çekici: Marvel Evrenin en büyük kötü adamının doğuşu. İlginçtir ki kötü adam olarak da -ben kör ya da şaşı değilsem- Daredevil’i görüyoruz. İlk posterde yeni siyah üniformasıyla Bullseye’ı, Bullseye’ın yıllar önce Eelektra’yı “sai”lemesi gibi, sailiyor. İkinci posterde ise eski kostümünü giymiş olsa bile sayın Murdock’un yüzünde oldukça “şeytanca” bir ifade var.

Matt Murdock AKA Daredevil her ne kadar son sayılarda biraz “gücün karanlık tarafına” doğru kayıyor gibi gözükse bile bunu “iyi” bir amaç için yaptığını biliyoruz (Hiç yoktan çizgi romanı okuyanlar). Dolayısıyla Daredevil, yukarıdaki teaserlardaki gibi “Marvel’ın en kötü adamına” dönüşür mü? Ben Marvel’ın bu kadar cesur bir adım atacağını zannetmiyorum. Zaten Marvel’ın teaserlarına pek güvenilmeyeceğini geçtiğimiz seneler boyunca yayınlanan teaserlarla öğrendik.

Ancak şu an Marvel’ın yeraltı dünyasında bir boşluk var sanırım. Kingpin yanılmıyorsam Hand’in liderliğini Matt Murdock’a kılpayı kaptırdı. Hood ise Siege’den beri pek ortalıklarda gözükmüyor ve yanlış hatırlamıyorsam büyük oranda güç kaybetti. Dolayısıyla sokaklara hükmeden, ağırlığı olan bir kötü adam eksikliği var gibi.

Eğer teaserlar gerçekten gözüktükleri gibiyse Marvel evreni hakikaten ciddi bir villain kazanmış olur. En tehlikeli villain tipi de budur zaten. Başlangıçta iyi, sonradan kötü olanlar. Ancak dediğim gibi; Matt Murdock’a kıyabilirler mi? Bilemiyorum.

Marvel’dan Geriye Kalanlar

Yukarıda görmekte olduğunuz bu kaydadeğer koleksiyon benim çok yakın ve çok eski bir arkadaşıma ait. Kendisini Spider-Man pioneerı olarak tanımlayabiliriz. Peki bu resmi neden buraya koydum? Çünkü bu koleksiyon bize birşey anlatıyor: Bazı insanlar aynı türde olsalar bile o türe ait bazı spesifik şeyleri severler. Mesela tahmin edebileceğiniz gibi bu koleksiyonun sahibi olan Arda ismindeki arkadaş Spider-Man’i seviyor. Bu demek değil ki diğer çizgi romanları sevmiyor ya da okumuyor veya takip etmiyor. Zaman zaman ediyor evet ama adamın olayı Spider-Man. Ondan zevk alıyor.

Marvel Comics’in güncel olaylarını ve maceralarını takip ediyorsanız eğer Marvel’ın son büyük event’i Siege’in sonlandığını da biliyorsunuz demektir. Genel olarak bu macera hakkındaki düşüncelerimi dün yazdığım ve şurada bulunan post‘ta okuyabilirsiniz.

Siege, Marvel’ın Spider-Man dışındaki lokomotif dergileeri olan Thor, Avengers gibi dergiler içerisinde şekillenen bir macera. Yani Guns n’ Roses bir çizgi roman olsaydı Siege de muhtemelen Axl Rose olurdu.

Siege bu kadar büyük bir olay olarak lanse edilmesine rağmen öyle kötü, öyle ucuz çıktı ki yaşı 18’in üstünde olan birçok sadık Marvel okuyucunun kendilerini saygısızlığa uğramış gibi hissettirmiş olmalı. “2 senedir bunu mu bekliyorduk ya?” dedim ben.

Marvel evreninde bayrağı taşıyan yazar; Siege’in de yazarı olan uzun ve yıllardır çizgi roman piyasasının “taşaklı” adamlarından biri olarak rağbet gören Brian Michael Bendis (adamın tip süper aslında).  Ve önümüzdeki yıl da (hiç yoktan 6 ay boyunca) bu bayrak yine Bendis’te kalacak. Bu bence şu demek: marvel comics’in lokomotif dergileri yine yerinde sayacak, maceralar 15-16 yaşındaki oğlan çocuklarına fast-food tadında bir “ürün” olarak satılmaya devam edilecek. Yine her blog’da reklamı yapılan büyük olaylar yaşanacak ama büyük ihtimalle hepsi Siege gibi kolpa çıkacak.

Peki bu durumda Arda gibiler ne yapsın? Arda’dan öte “Hacı ben DC’den hoşlanmıyorum, Marvel daha güzel geliyor bana” diyen arkadaşlarımız ne yapsınlar? Herşeyden öncelikle Arda (ve kardeşi Kemal Can!) Siz Spider-Man okumaya devam edin, çünkü ben okumuyorum (kötü olduğundan falan değil sadece ben okumuyorum).

“Ben Marvel okuyacağım” diyen ama “Valla ya, bu Avengers saçmalığından ve bendis kolpalığından daral geldi” diyen diğer arkadaşlar için Marvel evrenine şöyle bir göz atalım; şu an ve önümüzdeki aylarda neler okuyabileceğimize bir bakalım:

Daredevil

Valla ne yalan söyleyeim geçen yıla kadar büyük bir Daredevil fanı değildim. Dikkat vererek tek okuduğum öyküsü türkçe de yayınlanmış olan Frank Miller ve John Romita Jr.’ın Korkusuz adlı eseriydi. Geçen yıl 500.cü sayısı yayınlanmış olan Daredevil’a bir şans vermeye karar verdim ve o gün bugündür her sayısını iple çekiyorum.

Dardevil Andy Diggle tarafından yazılıyor. Matt Murdock AKA Daredevil oldukça uzun süren bir değişim sürecinin belki de son aşamasında. Artık gizli kimliği halk tarafından biliniyor. Ancak bundan öte Daredevil Hand’in başına geçmiş durumda (Hand katil ninjalardan oluşan Japonya kökenli bir suç  örgütüdür. Daredevil başta olmak üzere Marvel evreninin herhangi bir köşesinden fırlayabilirler. neredeyse “unlimited resources” gibi bir özellikleri vardır.). Amacı ise Hand’i kendi istekleri doğrultusunda kullanabilmek. Ancak o o kadar kolay olacak mı belli değil. Ve ayrıca burada anlatılan hikaye Marvel’ın sıradaki büyük olaylarından Shadowland’e uzanacak gibi duruyor.   Her ne kadar anlatılan hikayenin kökleri, Daredevil’in onlarca yıllık geçmişine uzansa bile biraz dikkat verilerek okunursa eğer karmaşık gözüken bu hikayeye okuyucu rahatça dahil olabiliyor. Tam Marvel tarzı bence.

Daredevil’i merkez alacak ve Luke Cage, Punisher, Spider-Man gibi daha “ayak takımı” kahramanlar arasında geçecek olan crossover Shadowland: Dağılın Ule!!!!

Hikaye size çok orjinal gelmemiş olabilir aslında ama bence anlatımı çok iyi. Bu da bir çizgi romanı “iyi” yapmaya yeten 2 özellikten biridir. Diğeri ise tabii ki işin çizgi kısmı: Hikaye, Daredevil’da 10 üzerinden 7 ise (misal yani) dergideki sanat bence 10 numara. Özellikle 501-504. sayılar arasında degiye can veren sanatçı Roberto De La Torre muhteşem bir herif. Bence bir Batman hikayesi bu adama yakışırdı (belki de çizmiştir, araştırmadım).

Daredevil 504, Sanatçı: Roberto De La Torro

X-Men Cephesi

House of M’den beri X-Men’i takip etmiyordum (Oldukça popülüst bir davranışmış aslında). X-Men cephesinde son durum şu (Biliyorsanız diğer paragrafa geçin): Dünyadaki mutant sayısı 200’ün altına düşmüştür ve mutantların soyu tükenmek üzeredir. X-Men başta olmak üzere, uzun yıllardır mutantlara kök söktüren, mutant karşıtı gruplar da bunu fırsta  bilerek mutant ırkını tamemen ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Bunların başını da aslında fazlaca “iy” programlanmış bir android olan Bastion çekmektedir. X-Men bir yandan bu faşistlerle uğraşırken bir yandan da o sırada Big Bad Boss Norman Osborn’a karşı da mücadele verir. Sonunda X-Men San Fransico açıklarındaki bir adaya yerleşir ve burayı Utopia diye isimlendirerek dünya üzerinde sağ kalmış hemen hemen bütün mutantlara bir sığınak olarak açar. Bütün bunlar olurken kimsenin beklemediği birşey gerçekleşir ve yıllar sonra mutant bir bebek dünyaya gelir. Bu kız çocuğu iki taraf tarafından da mutant ırkını kurtaracak bir mesih olarak adlandırılır.  Dolayısı ile herkes kızın peşine düşer. Kızı kurtaran Apocalypse’in hüküm sürdüğü, cehennem benzeri alternatif bir gelecekten gelmiş olan ve Cyclops’un (zaman yolculuğu dolayısı ile) ondan yaşça çok büyük olan oğlu Cable’dır. Cable bir asker olmasının yanısıra bir zaman gezginidir. Bebeği (Hope) alır ve onu kurtarmak ve büyütebilmek için gelecekteki “güvenli” bir zaman dilimine kaçırır.

Şu an X-Men evreni de kendi büyük event’ini yaşıyor. İsmi Second Coming. Cable ve Hope’un uzun süreden sonra gelecekten dönmesini konu alıyor. X etiketi taşıyan hemen hemen bütün dergilerde devam ediyor ve bence şu an piyasada süregelen en güzel maceralardan biri. Sonunda bir süprizle karşılaşır mıyız bilmiyorum ama henüz Marvel tarihinde sırat köprüsünü görmemiş karakterlerden biri olan Kurt Wagner, Hope’u kurtarmak için can veriyor. Hikaye bir aksiyon filmi şeklinde ilerliyor ve şu ana kadar temposunu gayet sağlam biçimde ve tutarlılıkla koruyor ve henüz yarısına gelmiş değil. Açıkcası güzel süprizler bekliyorum.

Aslında X-Men hakkında söylemek istediğim birçok şeyi Emre şu çok güzel post’unda zaten söylemiş. X-Men’e ne oluyor diye merak ediyorsanız okumanızı tavsiye ederim.

X-Men’de değişim hat safhada. X etiketi taşıyan hemen her birey (sanırım X-Factor dışında) X-Men ve Utopia çatısı altında toplanmış durumda. Yok olmanın eşiğindeler ama Scott Summers AKA  Cyclops’un önderliğini kabul etmiş durumdalar. Buna Magneto da dahil. Utopia’daki mutantlar adeta Cyclops’un önderliğinde bir asker taburu gibi hareket ediyorlar. Cylops’un onlarca yıldır -her ne kadar liderlik vasfı hep ön planda tutulmuş olsa da- karakter olarak depresif, dramatik lider imajı çizse de, şu an tamamen nötr ve (hiç yoktan çizgi romanlarda) halkı için karar alan bir lider gibi davranıyor. Ve şu ana kadar da oldukça başarılı.

Ayrıca bu noktada X-Force’a da değinmek istiyorum. Cyclops tarafından kuruldu. Liderliğini Logan yapıyor. Bir nevi Black-Ops timi. varlığından üyeleri ve Cyclops dışında hiçbir X-Men bilmiyor. Buna Emma Frost da dahil. Cylclops’un emriyle ortalığı gayet kana bulabiliyorlar.  X-Force’un güzel yanı benim için görmek istediğim X elemanlarını bana hep görmek istediğim şekliyle göstermesi: Wolverine’i hakikaten o pençeleri hakkıyla kullanırken. Ya da (bu dergi içinde favaori karakterim olan) Archangel’ı ortalığı mezbahaya çevirirken görmek gibi. X-Men’de bir başka çok sevdiğim muhabbet ise Cyclops ve wolverine itiş kakışlarıdır. Tahmin edersiniz ki X-Force’da bundan da bolca bulabiliyoruz.

Derginin ilk maceraları çok da iştah açıcı olmasa bile Necrosha okuması zevli bir maceraydı. Şu an X-Force da Scond Coming içine dahil. Bundan sonra ne olacak kestirmesi zor ama bu derginin sayfalarında bolca insan ve mutant kanının dökülmeye devam edeceği kesin gibi.

Bunun yanında derginin sanatı da birçok çok satan çizgi romandan ayrı bir yerde duruyor. Karanlık ve kanlı atmosfere oldukça uygun. Tıpkı Daredevil gibi x-Force da çoğunlukla tek bir kişi tarafından çiziliyor, mürekkepleniyor ve boyanıyor:Mike Choi.

Scarface’i hatırlatan..

oldukça düşündürücü ve sofistike sahneler

Peki bunlar dışında Marvel’da neler var: Punisher Max kesinlikle okunmaya değer. Çok güzel suç, psikopatlık ve mafya öyküleri anlatıyor. Bunun dışında el ele yuürüyecek gibi duran (Dark) Wolverine ve Wolverine origins dergileri de tam gaz devam ediyorlar. origins geçtiğimiz ay başlayan macera ile sonuçlanacak ve sonlandıralacak gibi duruyor. Açıkcası Origins’i cilt halinde edinmek istiyorum (tabii finalinde çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamazsam).

Veeee…. Sanırım bu kadar.Aklıma başka birşey gelmiyor. Şu aralar 2 sene önceki gibi olmasa da Iron Man gazlanıyor. Thor’un sinema filminin görüntüleri düşmeye başladı dolayısıyla Thor önümüzdeki aylarda epeyce fişeklenecek. Marvel’ın kozmik olaylarını hiç bilmiyorum. Hiçbir zaman ilgilenmedim o yüzden yorum yapamayacağım. Hulk cephesi deseniz… Okumayı bırakalı birkaç ay oldu. Anlamsız derecede karmaşık ama bir yandan da bir o kadar laubali bir dergi grubuna dönüşmüş durumda.

Sonuçta Marvel’ın bence son zamanlardaki içler acısı durumu budur. Yazarlar mı, firma mı, editörler mi suçlu bilmiyorum. Çok da umrumda değil aslında. Ama yine de bazı fikirlerim var. Ama bir okuyucu olarak yukarıdaki dergiler hariç Marvel beni kes-mi-yor.

Haftalık İnceleme (Tembel ve Soğuk Pazar günü remix)

Punisher Max #01‘in çizim tarzı aslında benim çok da sevmediğim bir tarz. Bakıyorsunuz; rahatsız edici bir tarafı yok ancak ilginizi de çekmiyor. “Sıradan bir çizgi roman sayfası” diye düşünüyorsunuz (hoş aslında haklısınız da). Bir yandan da bu tip bir çalışmayı daha önce onlarca kez gördüğünüz ve diğerlerinden çok da bir farkı olmadığı duygusuna da kapılıyorsunuz ki bu aslında ilk hissiyatınızın devamı ve evet: Bunda da haklısınız. 80’lerden hatta 70’lerden beri bu tipteki çizimleri onlarca kez gördünüz. Dolyaısıyla çizerinin kim olduğunun da çok bir önemi yok. Sonuç olarak Punishermax #01’i çizim açısından çok beğenmedim ancak hikayedeki ciddiyet ve ileriki sayılarda  bir kan davasına dönüşeceği belli olan Wilson Fisk (Kingpin) – Frank Castle kapışmasının doğuşunu izlemek heyean verici. Fisk buralarda bir yerlerde göreceğiniz birkaç kareden sonra kendine epey küfür edecektir eminim ki. Max sıradan Marvel evrenine nazaran daha çok yetişkinlere hitap eden ve normal Marvel evrenine göre hikayeler içerisinde ya hiç ya da çok az süper gücün/sihrin barındığı bir mekan. PunisherMax #01 de zaten ne karakter ne de konu olarak bunları barındırıyor. Eğer yeni bir seriye başlamak istiyor ama klişeleşmiş süper kahraman “dan-dunun” da biraz uzakolsun istiyorsanız PunisherMax bu manada (mafyalı, silahlı, kanlı) bir seçenek olabilir. Ayrıca Max’teki Frank Castle/Punisher, normal Marvel evrenindeki versiyonundan çok daha psikopat ve hastalıklı gözüküyor. Sözde kötü adam Kingpin. Ancak eğer olay good bad ugly ise, ugly wilson fiks, bad ise Frank Castle. En çok hoşuma giden kapak da bu ayrıca. Okumaya devam et

Haftalık İnceleme

Her gün en az 1 en çok 5 olmak üzere haftada sanırım ortalama 20-25 civarında ÇR okuyorum. Bunların hepsinin hakkında tek tek inceleme yapmayı gereksiz ve yorucu görmekle beraber, okuduğum bunca şey arasında 2-3 kelimeyi hakkeden eserlerin sayısının da küçümsenmemesi lazım. Dolayısıyla bundan böyle okuduğum ve dikkatimi çeken (hem pozitif hem de negatif yönde) dergiler hakkında ufak da olsa bir inceleme yapmaya karar verdim.

P.S. : Çizim ve öykü olarak iki farklı puan veriyorum. Daha sonra, bu puanların ortalamasını o sayının genel puanı olarak notlandırıyorum.

P.S. 2: Bu incelemeleri elimden gelidğince haftalık (yani güncel) yapmaya gayret edeceğim ancak benim o hafta okuduğum fakat yayın tarihi daha önceki haftalara denk gelen ÇR’ler de bu inceleme  içinde yer alabilir.)

Lezizler:

Anna Mercury 2 #001-#002
Yayıncı: Avatar
Puan: 8.5

anna-mercury Anna Mercury Avatar Comics (daha önce hiç duymamıştım) yayınlanıyor. Bu 2. versiyon. Ne daha önce duydum ne de gördüm ancak 2. versiyonu olduğuna göre oturmuş bir geçmişi olsa gerek. Wiki’lemek gerekecek ve bunu da zevkle yapacağım.
Anna bir şekilde uzayla bağlantısı olan, henüz kim için çalıştığını çözemediğim, kızıl saçlara ve de beklenildiği üzere ne şekle girersen girsin hala seksi gözükmeyi başaran vücuda sahip olan özel bir ajan. Dolayısıyla elimizde tuttuğumuz ya da ekranımzda gördüğümüz dergi de işin içine bolca bilimkurgu, fantazi, biraz seks ve politika yerleştirilmiş, yerinde ve güzel espriler koklatılmış bir  çizgi roman. ÇR’larda ne ajanları ne de dişi ÇR kahramanlarını severim (çünkü nedense her erkek ÇR kahramanı ayrıntılı sayılabilecek bir kişiliğe sahipken, birkaçı hariç (özellikle “evil” olanlar) kadın karakterkerin hemen hepsi birbirinin aynıdır). Ancak Anna kafamdaki bu faşitçe tabuyu ne olduğunu anlamadan yıkıverdi. Öyküye dair konuyla ilgili bilgisizlikten öte gelen (wiki…) boşluklarım olsa da gidişat oldukça neşeli ve kıvrak. Çizimler de bilakis stil sahibi. Öykünün çoğunluğu zaten bu güzel çizimlerle anlatılıyor. Üstüne üstlük bir de Anna’nın komik sayılabilecek bir espri anlayışı var. Bana İngiliz çizgi romanlarını hatırlattı. Haftanın altın madalyası.

Beast of Burden #001
Yayıncı: Dark Horse
Puan: 8

BeastsOfBurdenDarkHorseComics_thumb Konu klasik aslında. Amerika’nın kırsal bir eyaletindeki köylerden birinde garip, esrarengiz olaylar dönmektedir. Bu olayları kimse gönül rahatlığıyla dile getiremez ancak yine de herkes bir şekilde hissetmektedir. Kasaba ahalisinden çeşitli yaşlar ve “türlerdeki” gençler de bu garip olayları araştırmaya karar verir. Buraya kadar sanırım her şey normal. Tek fark ÇR’nin baş kahramanları olan bu topluluk üyelerinin kasabanın kedi ve köpeklerinden oluşması.
Henüz ilk sayısında olmasına rağmen (bu hafta 2. sayı çıkıyor sanırım). Beasts of Burden bir şekilde kendisine beni bağımlı yapacak gibi duruyor. Başkahramanların kedi ve köpeklerden oluşması ve hiç insan olmaması BoB’a modern bir fabl havası katmış ve gerek çizimler, gerekse de renklendirme olsun, bu yönde şekillenmiş. Hikaye belki kedi köpek arasında, belki de ormanlarda ev bahçelerinde geçmesinden dolayı bir masal yumuşaklığına yakın sayılabilirdi – Tabii henüz ilk sayı olmasına rağmen Avngers vs. Hulk tadında bir kavga olduğunu ve 1 köpek ve de 1 kedinin telef olmasını sayılmazsa. BoB’un anafikri komik derecede basit olmasına rağmen bu ilk sayıdaki hava korunabilirse önümüzdeki yıllarda hatırlanacak bir ÇR olacağını nah şuraya yazıyorum. tüü…yazdım.

Daredevil #501
Yayıncı: Marvel
Puan: 8

daredevil501 Hayatımda hiç Daredevil okumadım. Gerçekten. Yani gittim en gereksiz çizgi romanları bulup çıkardım, okudum. Ancak Marvel’ın bu en çok satan ve MU’da bir şekilde en çok saygı gören kahramanlarından biri olan DD’i gerçekten  vakit ayırıp ne okumuşluğum ne de araştırmışlığım vardır. Ayrıca bir gıcığım falan olduğundan değil, tam tersine; genellikle spider-man ve punisher gibi  dünyadan önce çevrelerindeki yaşamı kurtarmaya çalışan daha “ayak takımı” tiplerin arasında görmüşümdür DareDevil’ı ve genellikle hikayeyi renklendirir.
DD 2. jenerasyona ait bir karakter ve hemen hemen bu dönemin tüm özelliklerini taşıyor. Ya da ben taşıdığını zannediyordum ta ki geçen ay DD #500’ü, The List: Daredevil’ı ve bu hafta da DD #501’i okuyana kadar.
Ahlak timsali kör avukatımız Matt Murdock (Daredevil) sanırım herşeyi kaybetmiş; gizli kimliğini, kariyerini, kız arkadaşını.. vb. Elinde avucunda acı ve dramdan başka pek birşey kalmamış sanırım. Dolayısıyla Murdock eski yaşamanı tamamen terk ederek yer altına çekilmeye ve eski düşmanlarından The Hand adlı katil ninja örgütünün “greater good” için başına geçmeye ve onları kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya karar vermiş. Hatta bunun için örgütün isediği “fedakarlık”ı kabul ederek kendi ustası ve Hand’in ezeli düşmanı Izo’yu bile öldürüyor ve hikaye burda to be continued oluyor.
Hiç beklemiyodum ama şu an süper kahramanlar arasında hikayesi bende en çok merak uyandıran karakter Daredevil. Öyle gözüküyor ki Matt Murdock birçok SK ÇR’sinde zor görülebilecek bir kimlik değişimi içerisinde ve bu, hikayeyi sonu belli bir ölme-dirilme hikayesinden çok daha heyecanlı ve dinamik kılıyor. Hikaye anlatımı olabildiğince sade ve bence konunun dramatizmine uygun şekilde “içe dokunur” vaziyette ve çizimler de Daredevil’ın geçirmekte olduğu bu karanlık dönemi çok güzel resmediyor. Herşey gayet uyumlu ve tadında. Kapak da ayrı bir leziz.

Frank Castle: Punisher
Bunu uzun uzun yazmaya gerek yok ancak Marvel da tıpkı DC’nin Vertigo’su gibi, MAX adında daha yetişkin kesime hitap eden bir alt şirket kurdu ve bildiğimiz MU’dan buraya geçiş yapan ilk kahramanlardan biri de Punisher oldu. Bu yeni başlayacak olan serinin ilk sayısı ve 5 kısa öyküden oluşuyor. Güzel sayı. Puanı: 7

Haftanın Yazıkları

Batman #691
Yayıncı: DC
Puan: 6.5

batman 691 Bruce Wayne’in ölmesiyle beraber Bats cephesinde işler karıştı bildiğiniz gibi. Şu aralar Batman bayrağı eski Robin Dick Grayson’un elinde. Batman 691 sıradan bir geçiştirme sayısı. Aslında çok kayda değer bir durum yok. Batman Two-Face ile kendi sanctuary’sinde kapışıyor ve alfred’in de yardımıyla Harvey’i alt ediyor. Elbet ki ileriye dönük birkaç göz kırpma mevcut. Yeni bir düşman Batman’i alaşağı etmek için planlı biçimde hazırlanıyor (taktik olarak Bruce’un belkemiğini kıran Bane’i hatırlattı bana) ve bunun içinde Bats’in bütün baş düşmanlarını kendi emri altında örgütlüyor. Bunun dışında yeni Batman’imiz, Bruce’un, Garyson ailesinin ölümü ile ilgili bir sırrın kapısını azcık da olsa aralıyor.
Bruce’un ölmesiyle ve massive tabir edilebilecek 700. sayının yaklaşmasıyla beraber Batman’de daha kritik gelişmeler bekliyordum ancak bu sayı beni kişisel olarak çok da heyecanlandırmayan içeriği ile biraz hayal kırıklığına uğrattı. Öykü anlatımı ehhh işte – çünkü bu sayıda anlatacak çok birşey yok, çizimler ise yine şık ve güzel ama o kadar yani. Olay olmadığı için o da çok zevk vermedi.

The List: Secret Warriors
Yayıncı: Marvel
Puan: 6

the listsecret warriors The List hakkında daha önce epey attım tuttum. Şimdiye kadar bu seriden 4 ya da 5 sayı çıktı sanırım; bir dolu/bir boş şeklinde. Yanılmıyorsam yalnızca iki sayısında MU’yu etkileyecek birşey gerçekleşiyor (bu da onlardan biri) ancak yine de genel olarak bence baştan savma ve başarısız bir seri. Bu sayı bir nebze diğerlerine göre daha heyecanlıydı (başrolde Nick Fury olmasına rağmen – hiç sevmem süper kahramanlar arasında ajan muhabbetini). Ama yine de gerek çizimler gerekse de hikaye bana boş geliyor. Sırf daha sonra olacakları doğru dürüst anlayayıım, birşeyler kaçırmıyım diye okuyorum bu seriyi. Çünkü yakında The Siege adlı yeni bir event vuku bulacak MU’da ve büyük ihtimalle bu Dark Reign’in ve Osborn’un sonu olacak. Bazı dedikodulara göre Sentry ölecek ve deus ex machina olarak da tüm işi planlayan kişinin Mephisto olduğunu göreceğiz. Sentry ölmesin ama Mephisto iyidir, severim. Deus Ex Machina olsa bile abimdir.

Bu haftalık bu kadar valla, daha fazla yazamayacağım.