Frank Yemeğini Soğuk Sever

Wolverine’in oğlu Daken’ı severim. Bence son yıllarda Marvel evrenine kazandırılmış en önü açık karakterlerden biri. Ancak Marvel’da hepsinden daha çok sevdiğim bir adam varsa o da herhalde Frank Castle AKA Punisher’dır. Bundan bir süre önce Frank Castle, Daken tarafından gerçek manada parça parça doğranmış, Frank’den arta kalan parçalar Mobius ve yandaşları tarafından toparlanarak tekrar bir araya getirilmiş ve  Punisher, FrankEN Castle olarak  aşağıda göreceğiniz içler acısı hali ile yaşama geri dönmüştü:

frank

Daken “So called Bad Ass Punisher”ı öldürdüğünü sana dursun, Punisher’ın sadık takipçileri olan biz (ben ve diğer 4 kişiliğim) Frank’in canavarlar dünyasında geçen saçma sapan maceralarını sıkıntıyla ancak sabırla okumaya devam ettik. Biliyorduk ki gün gelecek Frank, kendisine güzel bir sofra kuracak, iyi bir menü hazırlayıp, yemeğini yavaş yavaş pişirecekti.  Sonunda da o soğumuş yemeği, afiyetle mideye indirecekti. Sonunda o gün geldi:

intikam

Önümüzdeki ay çıkacak olan Punisher #19 ile beraber Frank Daken zibidisinden intikamını almaya başalayacak ve biz de bunu sabırsızlıkla bekliyoruz.İçimin yağları eridi valla.

Reklamlar

Siege’in en şok edici anı

Marvel Comics’i takip edenlerin bildiği gibi Marvel’ın güncel event’i Siege, başta kendi dergisi olmak üzere birçok dergide birden aynı anda devam ediyor. Bu ‘event’ süresince de;  Siege #2’de Sentry’nin Ares’i çarşaf gibi ortadan ikiye ayrırması ve yine Siege #3’te Sentry’nin Asgard’ı tuzla buz etmesi dahil Siege etiketli dergilerde birçok “şok” edici an okuduk. Ancak benim için hiçbiri Dark Wolverine #84‘teki bu sayfa  kadar şok edici değildi (Her ne kadar Daken‘in böyle huylarının olduğunu daha önceki Wolverine dergilerinde ucundan kıyısından görmüş olsam bile):

hehe.

Wolverine: Evolution

17 Kasım 2009 tarihinde io9’da yayınlanan “The 15 Dumbest Superhero Retcons Of All Time” başlıklı eğlenceli yazısında Tim Barribeau, çok ünlü birçok çizgi romana giydiriyor. Güncel Amerikan çizgi romanları ile ilgili iseniz yazının orjinalini okumanızı tavsiye ederim.

Yazıda bahsi geçen karakterlerden biri de Wolverine. Aşağıda yazının, Wolverine ile ilgili olan kısmının hızlı yapılmış  Türkçe bir çevirisini bulacaksınız:

Aslında Wolverine’in tarhiçesi birbirine üstüne yığılmış  işe yaramaz tek bir retcon’dan ibarettir.

Başlangıç için şuna bakalım: Wolverine ilk ortaya çıktığı zaman ileri derecede evrim geçirmiş gerçek bir wolverine’di ve pençeleri eldivenlerinin birer parçasıydı. Daha sonra pençeler, Weapon X projesi sırasında yaratılan implantlara dönüştüler ve Logan da artık bir wolverine değil, bir mutanttı. Daha sonra ise Logan’ın  Sabrethooth’un oğlu olduğunu öğrendik. Ayrıca pençlerin de, taa en başından beri Logan’ın iskeletinin birer parçası olduğu ve Weapon X sırasında metal ile kaplandıkları ortaya çıktı. Bütün bunlara rağmen yakın zamanda işler, Logan için bile “garip” bir hal almaya başladı.

Son zamanlarda ortaya çıktı ki Wolverine aslında bir mutant değilmiş. Wolverine aslında bir Lupine’miş –homa saphien’e paralel olarak evrim geçiren ancak maymun yerine kurttan evrimleşen bir tür. Ve bu tür içerisinde iki kabile varmış: Bu iki kabileden biri sarı saçlı, bir diğeri ise esmermiş ve iki taraf da bir diğerinden nefret ediyormuş. İşte bu yüzden Sabrethooth Wolverine’e karşı bu kadar kin besliyordu. Tabii ki Marvel evreni içerisinde tek Lupine’ler Logan ve Creed (Sabrethooth) değil. Diğer tanıdığımız Lupine’ler: Wolfsbane, Feral, Wildchild ve Thorrn. Yani aslında bildiğimiz birçok kurt/hayvan görünüşlü/tavırlı mutant aslında mutant değil ancak kurt-adam gibi birşeymiş. Ayrıca Lupine’ler Romulus adı verilen neredeyse ölümsüz, çok yaşlı bir lider tarafından  binlerce yıldır manipüle ediliyorlarmış.

Wolverine’in birkaç sene öncesinde ortaya çıkan bu orijin değişimini bu yazıdan öğrenmiş oldum. Romulus ile Wolverine Origins’te zaten  tanışmıştım:

Ancak Romulus ilgili ufak bir araştırma yapınca aslında karakterin Wolverine Origins dergisinde değil, Wolverine #50’de ortaya çıktığını öğrendim. Wolverine sayı 50 ile beraber 6 sayı süren ve 55. sayıda sonuçlanan (daha doğrusu devam etmek üzere son bulan) Evolution isimli macera başlıyor. Evolution’da, tarihi, örümcek adamın ağlarından daha karmaşık bir hal almış olan Wolverine’in geçmişi biraz daha kurcalanıyor ve bırakın okuyucuya cevaplar vermeyi, tam tersine daha fazla soru işareti ile uğurluyor.

Evolution Jeph Loeb tarafından yazılmış ve Simone Bianchi tarafından çizilmiş. Bu 6 sayılık macerada Wolverine’in baş düşmanı ünvanını en çok hakeden karakter Sabrethooth ile Logan’ın son kapışmalarını okuyoruz. Bu kapışma/yüzleşme 6 sayı boyunca devam ediyor ve sonunda Wolverine’in Sabrethooth’un kafasını Marumasa Blade ile koparması ve dolayısıyla Sabrethooth’u gerçek manada öldürmesiyle sonuçlanıyor.

Jeph Loeb’e karşı -kendi cahilliğim- ve Heroes dolayısıyla uzun süredir gıcık duygular besliyordum. ancak Evolution aslında önyargılarım nedeniyle çok güzel bazı eserleri de kaçırmış olabileceğimi bana bir kez daha hatırlattı. Bu 6 sayının çizeri/ çinicisi/renkelndirmecisi olan Simon Bianchi ise acayip bir herif bence. Hikaye ve çizimler o kadar güzel öpüşüyor ki, “lan” diyorsunuz “bitmesin şu hikaye, Wolverine ve Sabrethooth durmadan kapışsınlar”.

Tim Barribeau, her ne kadar Wolverine’in özellikle bu son dönem retcon’unu, başlıktan da anlaşılacağı gib en salakça 15 retcon arasına koymuş olsa bile ben tam aksini düşünüyorum. Karakteri ilk ortaya çıktığı günden beri Wolverine’i çevreleyen bilinmezlik dalgası bence bu seride olabilecek en iyi şekilde biçimlendirilmiş. Yıllardır Creed ile süregelen düşmanlığı ve  feral mutantların kendi aralarındaki çekişmelerine sonradan giydirilen bu kılıf bence Wolverine’in tarihini başarısız bir retcon olarak bozmak yerine, ortada olan, birbirini stil olarak tamamlayan birçok dağınık parçayı (Pençeler, wolverine’in berserk olayı, hayvani içgüdüleri, hatta kurt görünüşü, Sabrethooth, Wildchild, Omega Red gibi karakterlerin birbirine benzerliği) bir araya getirerek, gerçekten okuması çok zevkli bir macera altında birleştiriyor. Üstüne üstlük çok da sık görmediğimiz derecede tehlikeli ve güçlü bir baş-düşman da yaratıyor: Romulus.

Ben  Joker, Magneto, Green Goblin gibi “arch-enemy” tabir edilen süper kötüleri de aslında düşmanları oldukları süper kahramanların karakterlernin birer parçası/yansıması ve bir yandan da başkahramanın karakterlerini şekillendiren bir dış etken olarak görüyorum. Dolayısıyla Sabrethooth da biraz farklı şekilde olsa da Wolverine’in karakterini etkileyen en önemli unsurlardan biri. Yukarıda da bahsettiğim gibi Wolverine Sabrethooth’u öldürdü. Evolution macerası ise Sabrethooth’tan boşalan koltuğu çok kıvrak ve estetik biçimde Romulus’a devrediyor. Romulus Sabrethooth’a göre çok daha ağır abi konumunda olan, kafası ondan çok daha iyi çalışan, zeki, gölgelerin arkasında kalmayı ve bulunduğu noktadan insanları manipüle etmeyi seven bir karakter. İlk çağlardan beri yaşıyor, bir zamanlar Roma İmaparatoru imiş, aynı zamanda Weapon X projesinin arkasındaki isim. Aslında Evolution ve Origins boyunca anlıyoruz ki Wolverine’in bu çorap söküğü haline gelmiş hayatının tek sorumlusu, Logan’ı belki de yüzyıllardır gölgeler arkasında manipüle eden Romulus. Ve hala da manipüle etmeye devam ediyor. Romulus’un esas hedefi ise tahtını devralacak bir halef ve bu halefin Lupine’ler içerisinde en güçlü olanı olması gerekiyor. Şu an için Marvel evreninde bu adaylar Wolverine ve oğlu Daken. Bu da; bu iki karakterin Romulus’un tahtı için karşı karşıya gelmesi ve şu an için görünen o ki birinin, bir diğerini ve de Romulus’u öldürmesi demek oluyor. Ancak Logan, Romulus ve hatta kendi oğlu Daken’ı öldürse bile yine de Romulus tarafından manipüle edilmiş ve onun istediği noktaya gelmiş olacak. Daken ise annesinin gerçek katilinin Wolverine değil, Romulus olduğunu öğrendiğinden beri babası ile aralarında bir ateşkes var ve o da Romulus’tan intikam alma peşinde. Ancak Daken intikamını alsa bile aslında bu da Romulus’un istediği sonuca çıkıyor ve sonunda baba-oğul karşıkarşıya geliyorlar ki bu noktada Daken’in Logan’ın gözünün yaşına bakacağını sanmıyorum.

Wolverine Origins serisinden ve yazarı Daniel Way’de daha önce bahsetmiştim. Şurada da göreceğiniz gibi Wolverine Origins’te Mart 2010 itibari ile başlayacak olan “Reckoning”adlı hikaye ile son bulacak. Şu an için Logan Romulus’u alt etmek için  alışılagemişin dışında bir ekip toplamakla meşgul (Bruce Banner ve oğlu Skaar, Silver Samurai, Cloak..). Logan’ın Romulus’u ve öldürmeden, Romulus’un onun için çizdiği kaderden nasıl kurtulacağı meçhul ancak daha önceki postumda da dediğim gibi zaten bu güzel hikayenin sonu baştan beri hazırdı ve Daniel Way’in bir şekilde hem tatmin edici hem de Wolverine’in şanına yakışır biçimde yeni soru işaretleriyle dolu bir final yapacağına inanıyorum.

P.S. Hikayeler boyunca Romulus’un yüzyıllardır bir sarışın, bir esmer Lupine’i karşıkarşıya getirdiğini görüyoruz. Sabrethoot ve Wolverine gibi. Ancak şu an sarışın bir lupine görünürde yok. Romulus ve iki esmer olan Daken ve Logan hayattalar. Origins’teki hikayenin buna bağlı olarak bir yerlere yöneleceğini düşünüyorum ancak nasıl olacağını henüz kestirebilmiş değilim.

Wolverine Origins

Wolverine’i karakter olarak çok çok da sevmediğimi ancak bunun kişisel zevklerle ilgili birşey olduğundan daha önce de bashetmiştim. Geçen hafta yeni çizgi roman ne çıkmış diye bakarken Wolverine Origins #41’i de okuma “gafletinde” bulundum. Gaflet diyorum çünkü tek tatil günüm olan pazarı; bütün Origins serisini baştan sona okuyarak geçirmiş oldum. Değdi mi? Netbook’un 10.1 inçlik ekranına 4 saat kadar kesintisiz bakmamı saymazsanız değdi.

Herşeyden önce Origins’in yaz başında sinemalara gelen X-Men Origins: Wolverine ile bir ilgisi yok. Origins MU’da günümüzde geçiyor ancak yine de adından da anlaşılacağı gibi daha çok Logan’ın geçmişiyle ilgili. Logan (Wolverine) çok fazla potansiyele sahip bir karakter. Healing Factor’e  yani iyileşme gücüne sahip. Dolayısıyla hemen hemen ölümsüz. Kendi bile tam olarak ne zaman ve nerde doğduğunu tam olarak bilmiyor, ya da nasıl ölebileceğini. Geçmişinden de tam olarak emin değil, bütün bir yaşamı kayıp zamanlarla, hatırlamadığı süreçlerle dolu. Bu karanlık zamanların bazılarını kendisi bilinçli olarak yaratmış (Prof. X’den yardım alarak) bazen de birileri onu bunu yapmaya zorlamış (Weapon X projesi)
WvsDBütün bunlar Wolverine’e çok yüksek bir potansiyel yüklüyor. Yani hem neredeyse ölümsüz olması hem de bu geçmişindeki bilinmez karanlık noktalar karaktere olabildiğince “malzeme” yüklemek için yer açıyor. Daha önce de bahsettiğim gibi bu “bilinmezlik” öğesi her ne kadar okuyunun/izleyicinin ilgisini çekse bile yine de yayımcı için büyük bir kumar niteliğindedir (ya da öyle olması gerekir). Çünkü karakterlerin geçmişinde yaşanmış ve onları bugünkü hallerine getirmiş bu bilinmez noktaları açığa çıkarmaya karar verdiğiniz zaman ve üstüne üstlük bunu Logan gibi “herkesin favorisi” sayılabilecek bir karakterle yapıyorsanız eğer yüksek tirajı garantilemiş oluyorsunuz. Ancak zaten okuyucu ve yaratcı ekip arasındaki problem bu noktadan sonra başlamaktadır: Bir ÇR yazarı olarak uğraştığınız onun “orijinler”i hakkında birşeyler söylemeniz gereken adam Logan. Yani Wİzard dergisinin gelmiş geçmiş en iyi ÇR karakteri olarak gösteridği şahıs. Dolayısıyla eğer karakterle ilgili “gizemleri” açıklarken ortaya Logan’ın şanına uygun birşey çıkaramazsanız eğer, elinize yüzünüze bulaştırmış ve çok satan karakterin tirajını belki gerliletip / belki geriletmezseniz bile yine de emin olun ki bazı sağlam okuyucular için saygınlığını ya da daha da önemlisi saygınlığınızı kaybetmiş ve eğer saygınlığınız yoksa da kariyerinizdeki çok iyi bir fırsatı geri tepmiş kaybettirmiş oluyorsunuz.

Wolverine origins kronolojik olarak günümüzde geçse bile yukarıda da dediğim gibi Wolverine’in geçmişiyle ilgili  en çok detay veren seri. Yazar Daniel Way. Way’in geçmişine baktığım zaman öncelikle dikkatimi çeken benden çok çok da büyük olmaması okumadığım birkaç ÇR’de yazar olarak çalışmış olması. Yani şöyle bir bakınca etkliyeci bir tarafı yok gibi (ancak eserlerini incelemeden bunu söylemek yanlış) Dolayısıyla uzaktan bakınca Wolverine Origins gibi bir seriyi bu adama vermek Marvel için kumar gibi birşey olsa gerekti. Ama eğer öyleyse Marvel gerçekten çok iyi bir kumarbaz.

Lafı fazla uzatmıyım. origins’i çok beğendim ve bunun nedeni artık herkesin ezberlediği bir karakteri alıp çok güzel bir öykünün ve kurgunun içine yerleştirmiş olması: SK ÇR’leri bilirsiniz: Esas adam vardır. Bir banka soyulur, esas adam  soygunu durdurur, suçluyu yakalar, hapse atar. Suçlu hapisten kaçar ömür billah onu  hapse atan SK’nın başına bela olur. 3 sayı to be continued olur, 4. sayıda concluded ve sonra başka bir kötü adamla baştan başlarız.

Origins böyle değil: Daha ilk sayılardan ortada tüm seriye yayılmış bir hikaye olduğunu anlıyorsunuz. Yani “gittiği yere kadar gider” tipinde bir seriden öte, girişi gelişmesi, sonucu olan ancak bundan öte bence abartısız şimdiye kadar okuduğum bütün ÇR’ler içerisinde en başarılı kurguya sahip ÇR’lerden biri. Yani şunu demek istiyorum: Bu serinin bir sonu, bir finali olacak; Seri çok sattığı için devam etmeyecek ya da (umarım) az sattığı için falan sonlanmayacak. Bir hikayesi olduğu için devam edecek ve eğer yazar şu anki kalitesini korumayı başarırsa; seri taş gibi bir finalle sonlanacak

Herşeyi anlatıp eğer olur da okuyacak olanlar için bu güzel serininn tadını kaçırmak istemem ancak Origins sadece Wolverine’den öte biraz da onun ırkı/”kin”i ile igili. MU’da Logan’ın birçok karakterle esrarengiz bağlantıları vardır. Bu bağlantıların ne olduğu çok açıklanmaz ancak yine de bu karakterle Logan’ın ortak noktası Healing Factor’dur. Bu karakterlerin en başında taze ölen Sabrethoot, Wildchild, Omega Red gibi karakterler gelmektedir. Oldum olası bu tipler arasında bir çeşit çekişme vardır. Origins ana konusu aslında bu çekişme.

wolverine vs. daken 1 Seriyi sevmemi sağlayan ayrı bir katakter var ve ondan da bahsetmeden geçemeyeceğim. O da Logan’ın oğlu: Daken. Daken güç olarak babasına benziyor. Tıpkı onun gibi healing Factor’e sahip. Tıpkı babası gibi pençeleri var. Tıpkı babası gibi yakın dövüş konusunda uzman, hoplamayı zıplamayı seviyor. Ancak bunlar sadece fiziksel özellikler. Karakter olarak ise babasının neredeyse tam tersi: Saygısız, bazen zevzek sayılabilecek bir tip. Wolverine’in maçoluğunun aksine saçları sanki babasına baş kaldırırmış gibi mohikan, kollar dövmeli (healing factor’e sahip biri nasıl dövmeye sahip oluyor o da saçma gerçi ama yakışmış). Karakteri de tıpkı dış görünüşü gibi. Yani babası ne kadar görünüş ve tavır olarak maço bir herifse, oğlu da onun tam zıttı. Logan’ı maçoluğundan dolayı çok sevemediğimi daha önce söylemiştim, Daken’ı da Logan’ın neredeyse tam tersi olduğu için bir o kadar sevdim. “Bub” da demiyor ayrıca. Logan’ı da birkaç kere pataklaması cabası. Gerçi aralarında geçen kavga gürültülerde Wolverine hep Daken’ın Logan’a karşı nefreti, Logan’ın da Daken’a karşı içgüdüsel baba sevgisi olduğu için de Logan dayak yiyor. Ancak yine de ikisinin de zıvanadan çıkmış halleri görülmeye değer. Baba mı daha beter oğul mu bilemedim.
Daken dışında dir de Romulus’umuz var ancak o da süpriz olarak kalsın.

Wolverine Origins’i okurken şunu hissettim: Hikaye her ne kadar Wolverine çevresinde dönse bile aslında esas odak hikayenin kendisinde. Tüm hikaye boyunca birbinden çok farklı karakterle karşılaşıyor okuyucu: Daken, Deadpool,  Captain America, Bucky, Black Widow, Hulk.. Ancak çoğu çizgi romandan farklı olarak her karakterin, her olayın, her objenin hikaye içersinde bir yeri var. Hiçbirşey boşuna değil , hiçbir kare, hiçbir konuşma baloncuğu oraya boşu boşuna ya da o sayıyı doldurma amaçlı konulmamış. Herşey serinin kurgusunda bir yer kaplıyor ve bence inanılmaz güzellikte birbirine bağlanıyor.  Sanki yazar Daniel Way ne yapmış etmiş bu dergininin yazarlığını almış ve sonra da haftalarca eve kapanıp inciğine cıncığına kadar herşeyi düşünüp muhteşem bir olay örgüsü hazırlamış. Seri öyle ki aslında finali şimdiden yazılmış, yazar finalde ne olacağını, neyin nasıl neye bağlanacağını çoktan biliyor ve kurgulamış.

Wolverine Origins uzun zamandır okudğum en iyi seri ve okurken çok zevk aldım. Hala Logan bence yaratılmış en iyi karakter değil ama bu kadar güzel bir seri okuduktan sonra insanın gözünce ister isteremez bir sempati kazanıyor. Origins okumak iyi bir Christopher Nolan filmi izlemek gibi. Her türlü ÇR okuyucusuna tavsiye ederim.