Ya Hank Pym’e de film yapılırsa?

Müzik gruplarında “frontman” denilen bir kavram vardır. Frontman, o grubun üyelerinden biri olmasına rağmen grubun ismi söylenince akla gelen isim, yüzdür. Konserlerde ortada durur, kliplerde en çok onu izleriz,  genellikle şarkıları o söyler, röportajlarda o konuşur vs.

DC Comics bir müzik grubu olsaydı eğer frontman’leri kimler olurdu diye sorsak herhalde her 10 çizgi roman okurunun 9’undan aynı cevabını alacağımızı tahmin ediyorum:

trinity

Dc Comics bir firma olarak yukarıdaki şu 3 işareti taşıyan 3 kahramanı hep el üstünde tutmuştur. Batman ve Superman zaten Dc’nin lokomotif dergileridir. Wonderwoman’ın onlar kadar sattığını veya geniş bir ürün yelpazesine sahip olduğunu zannetmiyorum ancak “fikirsel” olarak bu 3’ü ayrılmaz bir ailedir.

Marvel evreninde ise durum biraz daha farklı. Herşeyden önce Marvel’ın frontmanleri arasında bir köşede hep Örümcek Adam var. O cepte. Örümceğe göre daha genç bir kahraman olsa bile  Wolverine’i de onun yanına alabiliriz. Etti ikiii. Bu ikisi sağlam karakterlerli dolayısıyla diğer kahramanlarının önüne geçseler bile bütün bir Marvel evreninin liderliğini üstelenebilecek kişilik yapılarına da sahip değiller. Dolayısı ile bu ikisi her ne kadar lokomotif kahramanlar olsa bile Dc’nin Trinity’sine bir cevap olmaları pek olası değil. O zaman kim olabilir? Okumaya devam et

Modern Marvel Kronolojisi 1: Avengers Disassembled (Brian Bendis, David Finch)

Konu: Magneto’nun kızı, eski mutant terorist, mümkün mertebe uzun süreli Avenger Scarlet Witch delirir. Herkes delirebilir ancak deliren kişinin gerçekliği manülpüle etme gücü varsa bir dur demek lazım. Scarket Witch’in delirmesi 3 intikamcının ölümüne yol açar. Zaten hem kendi içerisinde hem de dış dünyadan baskı gören Avengers bu olayın sonucunda dağılır.

Önemi: Bronz Çağından beri süregelmekte olan ve artık kemikleşmiş tabir edilebilecek Avengers’ın sonu gelir. (Thor, Kaptan Amerika, Demir Adam, Hawkeye, Scarlet Witch)

İyi tarafları: Konu aslında güzel. Koskoca Avengers’ı dağıtmak hem cesaret isteyen hem de değişik bir hamle. Avengers’ın Marvel evreni içerisinde ne kadar büyük bir yeri olduğu göz önüne alınınca, dağılmasıyla beraber birçok olasılık hem okuyucuya hem de yazara/çizere  göz kırpmaya başlıyor. Hikayede çok fazla diyalog olmasına rağmen, bu diyaloglar okuyucuyu çok sıkmıyor. Süper Kahramanları elleri kollar bağlı, paranoyaklaşmış vaziyette okumak oldukça zevkli.

Çizer David Finch kendisinden çok da bahsedilmeye gerek olmayan bir sanatçı. Finch Hem Avengers gibi aşırı popüler bir çizgi romanı taşıyabilecek kadar klasik standartlara bağlı bir çizer hem de çalışmalarını görünce imzaya bile bakmadan direk olarak “Bu çizim David Finch” diyebiliyorsunuz. Bence hangi sanat dalında olursanız olun en önemli özelliklerden biri budur. Ayrıca kişisel olarak ben çizimlerini oldukça “dramatik” ve canlı bulurum. Çizdiği kareler, hikayeyi betimlemekten öte, hikayeyinin bizzat kendisini anlatabilir.

Kötü tarafları: Hikayeye katkı yapmaktan öte bir nevi “ağıt” olan Finale sayısını katmazsanız eğer hikaye 4 sayı gibi kısa bir zamanda son buluyor. henüz 3. sayıda bu işleri Avengers’ın başına açanın dışardan bir güç değil, kendi içlerindeki bir üyeleri olan Scarlet Witch olduğu anlaşılıyor. Ancak yine de 4. sayının ortalarına kadar Dr. Strange’i hala bazı kahramlara gerçeği açıklarken okuyorsunuz. Gereksiz.  Ayrıca hikayeye biraz kuşbakışı bakınca Scarlet Witch’in öldürdüğü 3 intikamcının, neden o 3ü olduğu biraz anlamsız kalıyor. Ayrıca Scarlet Witch’in delirmesi sonucu öfkesini yöneltmesi gereken doğru insanlar Avengers değil. Babası olan Magneto gibi insanlar var bence daha st sıralarda. Dolayısıyla Scarlet Witcvh’in delirmesi Avengers’ı dağıtmak için bir araç olarak kullanılıyor. Bu nedenden dolayı okuyucunun  hissetmemesi gereken o ticari koku burnumuzu şöyle de olsa bir yalıyor.

Hikayenin Anlaşılabilirliği: Avengers ne olduğunu bilmeniz hikayenin çoğunluğunu anlayabilmek için yeterli. Ancak yine de İntikamcıları bu noktaya sürükleyen  olayları da kavrayabilmek gerekiyor. Neyse ki bunlar esas hikayeye yedirilerek güzel noktalarda anılıyor ya da anlatılıyor.

Okumak gerekli mi?: Ortalama çizgi romanı okuyucusundan çok daha çok Avengers sevenlerin zevk alabileceğini düşünüyorum. Biraz ticari olduğu için çok da etkileyici ya da dramatik olduğunu söylemek zor. Ancak okunmuyor da değil. Boş zaman değerlendirmek açısından güzel.

Çarpıcı Anı: She-Hulk’ın Vision’ı ortadan ikiye bölmesi. Hikaye içerisinde çok şok edici olmasa bile yine de güzel sahne:

Dc vs. Marvel

1996 yılında Marvel ve Dc ortaklaşa yayınladıkları 4 sayı süren bir mini-seri’de herhalde amerikan çizgi roman fanlarının onlarca yıldır bekledikleri bir soruyu yanıtlıyor: Amerika’nın bu en büyük 2 çizgi roman üreticisinin süper kahramanları olaki karşılaşıp birbirleriyle mücadele etmek zorunda kalsalardı ne olurdu?

Ron Marz ve Peter David tarafından yazılan ve Dan Jurgens ve Claudio Castellini tarafından çizilen bu mini-serinin bence oldukça uyduruk olan hikayesi kısaca şu şekilde: Evrenin ve zamanın başından beri 2 kozmik varlık vardır. Bunlar şimdiye kadar kimsenin varlıklarını bile bilmediği, her iki evrendeki (Dc ve Marvel evrenleri) en güçlü varlıkların bile güçlerini katbekat aşan güçlere sahip bir nevi yaratıcı varlıklardı:

Milyarlarca yıldır varolagelen bu varlıklar kardeş olmalarına rağmen birbirlerinin var olduklarını bile unutmuşlardır ancak yakın zamanda yaşanan bir takım kozmik olaylar sonucu iki kardeş tekrar birbirlerinin varlıklarını sezerler ve her nedense hangi birinin daha güçlü olduğunu görmek için aralarında inatlaşırlar. Ancak birbirleri aralarında yapacakları bir savaş her iki evrenin de yıkımı ile sonuçlanacağı için kendi evrenlerinin ‘şampiyonlarını’ karşı karşıya getirmeyi daha uygun bulurlar. Her iki kardeş de kendi evrenlerindeki en güvendikleri kahramanları toplar ve karşılaştırırlar. 11 maçın sonucunda kaybeden evrenin yok olacağı bu mücadelede tek bir kural vardır: Rakiplerden bazıları birbirlerine o kadar denktirler ki mücadeleleri sonsuza kadar sürebileceği için maç sırasında “hareketsiz” kalan taraf o raundu kaybedecektir.

Hikayenin sonunda her iki evren de bir şekilde paçayı kurtarmayı başarır tabii ki. Ancak benim ilgimi çeken kısım hikayeden öte bu birebir yapılan maçlar. Gelin bu maçlara bir göz atalım ve çizgi romanda kimin kazandığına ve “gerçekte” kimin kazanması gerektiğine bakalım:

1. Raund: Captain Marvel Vs. Thor

Thor’u az buçuk çizgi roman ile ilgilenen herkes bilir. Kendisi İskandinav mitolojisinden fırlamış, Odin’in oğlu, Asgard’ın yıldırım tanrısıdır. Marvel evrenindeki en sağlam adamlardan biridir. Captain Marvel ise günümüz okuyucuları tarafından Thor’a nazaran daha az bilinen bir tiptir. Tengunner’un Marvel ailesi hakkındaki güzel yazısı karakteri çok tanımayanlar için aydınlatıcı olabilir.

Çizgi romandaki bu ilk roundu Thor kazanıyor. Ancak ne şekilde? Maçın tek kuralı olan karşı tarafın 1 saniyeliğine de olsa hareketsiz kalması vasıtası ile. Peki gerçekte ne olurdu? Hmmm zor soru. İki taraf da birbirinden güçlü desek yanlış olmaz. Ancak Mark Waid tarafından yazılan ve Alex Ross tarafından çizilen Kingdom Come mini-seri’sinin son sayısında Superman’in Captain Marvel tarafından tabiri-caizse eğer “ağzının yüzünün dağıtıldığını” görmüştük. Fakat Cap. Marvel bunu yıldırımlar vasıtası ile yapıyordu. Şimdi karşısındaki ise bizzat yıldırım tanrısı Thor. Dolayısı ile bence kafa kafaya bitecek bir mücadele. Ama yine de Cap. Marvel normalde bu roundu alır gibi geliyor bana.

2. Raund: Namor vs. Aquaman

Bu maç beni heyecanlandırdı işte. İki denizler imparatoru karşı karşıya. Kim kazanıyor? Yukarıdaki sayfaya bakarsanız eğer şık “balina hareketi” ile Namor’u hareketsiz hale getiren Aquaman. Peki gerçekte kim kazanırdı: Aquman Dc evrenindeki en eski ve göreceli olarak en güçlü karakterlerinden biri. Diplomatik konumu da, Namor’unkiyle hemen hemen aynı. İkisi de kendi evrenelerinde denizler imparatoru. Aquaman her ne kadar DC’nin sağlam karakterlerinden biri olsa bile Namor’la boyölçüşebileceğini zannetmiyorum. Namor Marvel’ın en eski iki karakterinden biri  ve şimdiye kadar Sentry ve Hulk da dahil kafa kafaya girişmediği tek bir adam dahi yok. Ve hepsini oldukça zorlamıştır. Dolayısı ile galip bence açık ara Namor AKA Sub-Mariner olurdu.

3. Raund: Flash vs. Quicksilver

İki evrende de birden fazla speedster olmasına rağmen kendi evrenlerinin en hızlı iki üyesi bunlar. Sonuç ne olur? Serinin yazarları bile bunu fazla üzerinde durmamışlar sanırım. Quicksilver’ın Mach 10 gibi hızlara erişebildiğini biryerlerde okuduğumu hatırlıyorum ama karşısındaki adam Flash. Bırakın Mach 10’u, sadece koşarak zaman içerisinde sıçramalar yapabiliyor kendisi. Eh sonuç da rahat bir galibiyetle Flash’ın oluyor zaten.

4. Raund: jubilee vs. Robin:

Hikayede bu ikisi birbirlerine görür görmez aşık oluyorlar. Hoş bir romantizm. Ama işin ucunda evrenlerin yok olması varken yine de birbirleriyle mücadele etmelerini kaçınılmaz. Jubilee iyi hoş ve tatlı bir kız. Kendisini ayrıca severim. Ellerinden rengarenk ışıklar çıkarır. Ancak karşısındaki Karanlık Şövalyenin sağ kolu olunca ışıkları nereye savuracağını bile bilemiyor. Boru değil, Robin bu. Jubilee’nin doğuştan sahip olduğu yetenekler karşısında, Timothy Drake kendi alın teriyle Batman’in sidekick’i olmuş bir karakter. Jubilee’nin hiç şansı yok. Zaten çizgi romanda da Robin oldukça rahat bir şekilde güzel kızımızı etkisiz hale getiriyor.

5. Raund: Green Lantern vs. Silver Surfer

İşte bu sağlam maçlardan biri. Green Lantern; Dc evrenine göre belki de galaksideki en güçlü silah olan, sahibinin iradesiyle doğru orantılı olarak hayal gücü ile yaratabileceği hemen herşeyi gerçeğe dönüştüren yüzüğün sahibi, 3. Green Lantern (ve benim en sevdiğim) Kyle. Fakat karşısındaki de gezegen yiyici Galactus’un elçisi Silver Surfer. Galactus’un elçisi olmasına rağmen gezegen yiyicinin ona bahşettiği güç öyle yüksek ki çoğu zaman Galactus girdiği mücadelelerde gümüş kayakçıyı da yanına ‘summon’luyor. Dolayısı ile iki karakterin de   gücü hemen hemen galaktik düzeyde. Zorlu bir maç. Zaten ikisi arasındaki mücadele de tek bir patlama sahnesiyle betimlenmiş. Kazanan kim? Silver Surfer. Gerçeğe uygun mu? Bence evet. Peki Kyle yerine 2. Green Lantern olan Hal Jordan olsa işler değişir miydi? Bilemiyorum valla. Ancak Hal Jordan’ın 90’ların ortalarında bütün bir Green Lantern Corps’u yok ettiğini düşünürsek eğer Silver Surfer için işlerin daha ciddi bir alacağı kesin olurdu.

6. Raund: Elektra vs. Catwoman

Çok uzatmaya gerek yok. Catwoman temelde çok iyi akrobatik yeteneklere sahip bir hırsız. Fakat Elektra ise kendi jenerasyonu içerisinde üstün yeteneklere sahip iki karakterden biri (Diğeri ise onun aşkı ve arch-enemy’si Daredevil). Üstüne üstlük doğduğu andan itibaren Ninja süikastçiler tarafından yetiştirilmiş. Catwoman’ın pek bir şansı olduğunu düşünmüyorum, bilakis çizgi romanda da Elektra galibiyet alırken çok fazla yorulmuyor. Görünen köy kılavuz isyemez. Bu ikisi arasındaki mücadele “hangisi daha fetiş?” şeklinde olsaydı eğer o zaman kaydadeğer bir mücadele okurduk (Valla iyi olurdu).

7. Raund: Wolverine vs. Lobo

İkisi de puro ve içki seviyor. İkisi de hafif Redneck’imsi. İkisi de barlara bayılıyor. Birinin daha çok country sevdiğini tahmin ediyorum, diğeri ise katıksız bir heavy metal’ci. İkisi de ulaşım aracı olarak değişik tiplerde chopper’lar kullanmayı seviyorlar. İkisinin de ağzı bozuk ve kendilerine has lafları var. ve ikisi de kendi evrenlerindeki diğer karakterler ile karşı karşıya geldikleri zaman karşılarındaki adama bir “gulp” dedirtiyorlar. İkisi de kendilerince ölümsüz sayılabilir. Birinin healing factor’u var. Öbürü ise cehennem tarafından bile istenmediği için ölemiyor. Zaten umrunda da değil.
Yukarıdaki sayfada da gördüğünüz gibi bu maçı Wolverine alıyor. Hmmm. İşte bu bana pek olası gözükmedi. Wolverine’ın hakkı yenmez. Manyak oğlu manyak Hulk ile bile kafakafaya girişmiştir. Lobo da bilakis Superman ile. Sorun şu ki Hulk Wolverine’i oldukça fena hırpalerken, Lobo birden fazla kere Superman’e kan kusturtmuştur. Dolayısı ile bu maçta ben Wolverine çok da şans tanımıyordum.  Ama ününden dolayı olsa gerek yazarlar Logan’ın galip gelmesine karar vermişler. Hadi ordan.

8. Raund: Storm vs. Wonder Woman

Aslında güzel eşleşme. Dc’nin en sağlam kadın savaşçısı, Marvel’ın yaşayan dişi tanrılarından birinin karşısında. Wonder Woman Olimpia tanrılarının gücüne sahip olsa bile Storm da kendi evreni içerisindeki en tehlikeli mutantlardan biri. Hava elementlerini kontrol edebiliyor. Eh buna yıldırımlar da dahil. Bir nevi Thor’un Kenya versiyonu. Dolayısıyla Thor Cap Marvel’ı yendiğine göre, Storm’un da Wonder Woman’ı yenmesi bu çizgi roman mantığına göre kaçınılmaz. Ama gelin görün ki gerçek bir maç olsa bu ikisinin arasındaki Wonder Woman’ın bu kadar çabuk düşeceğini zannetmiyorum. Ama yine de Storm kazanırdı gibime geliyor.

9. Raund: Superboy vs. Spider-Man

4 sayılık macera içerisindeki en güzel karşılaşma bence buydu. İki “zibidi” karşı karşıya desem abartmış olmam herhalde. Bol muhabbetli bir maç. İlk bakışta Superboy’un Superman klonu olduğunu düşnürsek ciddi bir avantajı olduğunu varsayılabilir. Ama rakibi de yılların tecrübesine sahip, Marvel’ın belki de en büyük karakteri olan ve herhalde hemen hemen bütün Marvel evreniyle bir defa dahi olsa kapışmış olan Spider-Man. Karşısındaki gerçek Superman olsaydı durum elbetteki farklı olabilirdi ancak bu karşılaşma her zaman için gücün değil, esas önemli olanın tecrübe olduğunu gösteriyor. Spider-Man ufak bir trick ile Superboy’u indirmeyi başarıyor. Bazılarınıza belki bu pek inandırıcı gelmeyebilir ama bu bir futbol maçı olsa en kalın sesimle ve avazım çıktığı kadar şunu söylerdim: “Armut dalda asılsın, ipne superboy nasılsın? O kiraz dudaklara, Peter Parker asılsın.”

10. Raund: Superman vs. Hulk

Babalar karşıkarşıya. İki karakteri de bilmeyen yok. DC’nin near-omnipotent’î Superman ve Marvel’ın bütün evreni titreten canavarı Hulk. İyi mücadele oluyor açıkcası, Superman her ne kadar oldukça zorlansa (bir gözü şişiyor adamın) sonucu tahmin etmek çok da zor değil: Galip Kal-El. Gerçekçi mi: Eh yani. Sonuçta Superman. Fazla söze gerek yok. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta buradaki Hulk’un kişiliği Hulk değil, Dr. Bruce Banner. Yani eleman Hulk’un vücuduna ve Banner’ın aklına sahip. Fakat Hulk’un takipçileri bilirler ki: Hulk gets madder, Hulk gets stronger. Dolayısı ile Hulk, eğer Banner yerine Hulk’un benliğine sahip olsaydı Superman’e epey bir kan kustururdu diye düşnüyorum. Hulk çok çok kızdığı zaman neler yapabileceğini World War Hulk’ta gördük (Her ne kadar WWH, DC vs. Marvel’dan yaklaşık bir 10 sene sonra yayınlanmış olsa bile). Ancak yine de Superman, Superman’dir. Gönlüm el vermez yeşil deve karşı kaybetmesine.

11. Raund: Captain America vs. Batman

İşte en sonuncu ve belki de en sağlam mücadele. İki tarafın da aslında süper güçleri yok. Ancak ikisi de kendi evrenlerinde süper güce sahip olmayan bir insanın gelebildiği en üst fiziksel (ve belki de ruhsal) özelliklere sahip karakterleri. Bunları bıraksanız herhalde sonsuza kadar kapışırlar. Zaten kendileri de aynı şeyi söylüyorlar. Ve gelin görün ki maç da hemen hemen berabere bitiyor diyebiliriz. Dövüştükleri kanalizasyonu su basıyor ve Batman Cap. America’yı kurtarıyor. Her ne kadar maç berabere bitse dahi benim oyum biraz gönül borcu dolayısı ile Batman’den yana.

Sonuçlar

Dc. Vs. Marvel’daki esas maçlar bu kadar. Bunlar yanında birçok ilginç karakterin de bir araya gelmesi ilginç sahneler doğuruyor: Perry ve J.J.Jameson, Darkseid ve Thanos gibi.

Resmi sonuçlar şu şekilde:

Görüyoruz ki Marvel’ın 6’ya 4 üstünlüğü var (Cap vs. Batman’i saymıyorum).

Bu da benim sonuçlarım:

Hoş benimki de çok farklı çıkmadı aslında. Ancak 1 puan 1 puandır. DC, Marvel’ı 6’ya 5 indirdi. Marvel evreni havaya uçtu tuzla buz oldu.

Valla çok eğlendim bu postu yazarken. Siz de eğlendiyseniz ne mutlu bana.

Kaptan ve Falcon Tea Party’e karşı

Geçen hafta 602. sayısı yayınlanan Captain America’daki birkaç sayfa ve bazı diyologlar ilginç tartışmaları da beraberinde getirdi. Derginin tartışma yaratan sayfaları şunlar oldu:

Bu bölümde Captain America ve Falcon (zenci olan) ‘Watchdog’ adındaki sağ görüşlü prostestocuları araştırıyorlar. Protestocular vergi karşıtı bir yürüyüş yaparken resmedilmişler ve Falcon ve Kaptan da, onları izleyerek bir tür plan yapıyorlar. Bu iki sayfanın bu kadar tartışma yaratmasının nedeni ise 2. sayfada üstteki resimde protestoculardan birinin taşıdığı “Tea bag the lips before they tea bag you” yazılı pankart ve aynı resim karesi içerisinde Falcon’un söylediği sözler: “ I don’t exactly see a  black man from Harlem fitting in with a  bunch of angry white folks”. Falcon’un sözlerinin yaklaşık türkçe meali şu şekilde oluyor: “Harlem’den gelen siyah bir adam bu kızgın  beyazlar topluluğuna nasıl girebilir bilemiyorum.”

Bu da gerçek bir Tea Party prostestosundan alınmış bir fotoğraf. İki afiş arasındaki benzerliğe dikkat:

tea-bag-dems

Tea Party Sarah Palin adlı muhafazakar sağ görüşlü bir politikacı tarafından başı çekilen siyasi bir hareket. Üyeleri genellikle beyaz, amerikalı hristiyanlardan  oluşuyor. Silahlanma yanlısı ve kürtaj karşıtılar (profili hemen hemen anladınız sanırım).

Marvel’ın bu kadar başının ağrımasının sebebi ise Falcon’un sözleri. Tea Party sözcüleri Captain America’nın bu saysında direkt olarak kendilerine gönderme yapıldığı ve Falcon’un sözleri ile de Tea Party’nin beyaz ve ırkçı bir topluluk olarak kamuoyuna yansıttıldığı için Marvel’a ateş püskürmüşler.

Marvel’ın şef editörü Joe Quesada ise bu durum karşısında kabaca şöyle bir açıklamada bulunmuş: Dergi baskıya yetişmek üzereymiş ancak bir bakmışlarki bahsi geçen karedeki pankartlar boş ve bunların doldurulması gerekiyormuş. ‘Kimliği belirsiz ‘birileri’ de bunu yapıvermiş. Aslında Marvel’ın hiç böyle bir amacı yokmuş. Dergininin yazarı Ed Brubaker da “benim yazdığım öyküde o sloganlar orda değildi” gibisinden konuşmuş.

Kanımca Falcon’un sözleri ve o afişin aynı karede olması kesinlikle tesadüf ya da söylendiği gibi bir kaza değil. Ve iyi ki de yapılmış. Buyrun size başka bir ‘gerçek’ Tea Party pankartı:

tea-party-9

Bu Tea Party tartışmasının bu kadar büyümesinin (hemen hero blogda ve çizgi roman ile ilgili haber kaynaklarında yer buldu) sebebi sağ kesimin buna verdiği tepki aslında. Çünkü Söz konusu dergi Captain America. Yıllardır Marvel dünyasında, Amerika’yı Nazilere, Ruslara karşı korumuş olan Marvel Comics’in en çok tanınan ve bilinen süper kahramanı. Eğer başka bir dergide başka bir kahraman aracılığı ile bu sayı betimlenseydi bu kadar tartışmaya yol açar mıydı meçhul.

Kendimi amerikan karşıtı olarak tanımlamıyoum ancak Amerika ile ilgili hiçbir şeye karşı özel bir sempatim ya da özentiliğim yok (çizgi romanlar dışında). Dolayısıyla bir kaptan amerika fanı da değilim. Ancak yine de Marvel’ın kazayla ya da bilerek böyle bir sayı yayınlamasına sevindim. 2 sene öncesinin büyük event’i Civil War’da da Kaptan’ın Iron Man ve yandaşları karşısında ‘yer altına’ çekilen kahramanların başında olduğunu ve en sonunda kendisi teslim olarak iç savaşı sonlandırdığını da hatırlatmak isterim. Bence Marvel ekibi Kaptan’ı hala Amerika’nın simgesi olarak görüyor ve kullanıyorlar. Ancak bu ne körü körüne yapılmış bir vatanseverlik ne de Amerika’nın dünyanın en süper yeri olduğu hakkında. Kaptan’ı sadece iyi, doğru ve hümanist bir insan olarak tanımlıyorlar. Kaptan Türkiye olsaydı o da çok farklı olmazdı sanırım.

Bütün bunlar olup biterken bir de (bence son 1 yıldır çok iyi çizgi romanlar yayınlayan) Boom! Studios’un imprint’i Boom Town’dan çıkacak olan derginin kapağına da bir göz atmanızı tavsiye ederim:

RepUglicans_cvr-570x854