Modern Marvel Kronolojisi 1: Avengers Disassembled (Brian Bendis, David Finch)

Konu: Magneto’nun kızı, eski mutant terorist, mümkün mertebe uzun süreli Avenger Scarlet Witch delirir. Herkes delirebilir ancak deliren kişinin gerçekliği manülpüle etme gücü varsa bir dur demek lazım. Scarket Witch’in delirmesi 3 intikamcının ölümüne yol açar. Zaten hem kendi içerisinde hem de dış dünyadan baskı gören Avengers bu olayın sonucunda dağılır.

Önemi: Bronz Çağından beri süregelmekte olan ve artık kemikleşmiş tabir edilebilecek Avengers’ın sonu gelir. (Thor, Kaptan Amerika, Demir Adam, Hawkeye, Scarlet Witch)

İyi tarafları: Konu aslında güzel. Koskoca Avengers’ı dağıtmak hem cesaret isteyen hem de değişik bir hamle. Avengers’ın Marvel evreni içerisinde ne kadar büyük bir yeri olduğu göz önüne alınınca, dağılmasıyla beraber birçok olasılık hem okuyucuya hem de yazara/çizere  göz kırpmaya başlıyor. Hikayede çok fazla diyalog olmasına rağmen, bu diyaloglar okuyucuyu çok sıkmıyor. Süper Kahramanları elleri kollar bağlı, paranoyaklaşmış vaziyette okumak oldukça zevkli.

Çizer David Finch kendisinden çok da bahsedilmeye gerek olmayan bir sanatçı. Finch Hem Avengers gibi aşırı popüler bir çizgi romanı taşıyabilecek kadar klasik standartlara bağlı bir çizer hem de çalışmalarını görünce imzaya bile bakmadan direk olarak “Bu çizim David Finch” diyebiliyorsunuz. Bence hangi sanat dalında olursanız olun en önemli özelliklerden biri budur. Ayrıca kişisel olarak ben çizimlerini oldukça “dramatik” ve canlı bulurum. Çizdiği kareler, hikayeyi betimlemekten öte, hikayeyinin bizzat kendisini anlatabilir.

Kötü tarafları: Hikayeye katkı yapmaktan öte bir nevi “ağıt” olan Finale sayısını katmazsanız eğer hikaye 4 sayı gibi kısa bir zamanda son buluyor. henüz 3. sayıda bu işleri Avengers’ın başına açanın dışardan bir güç değil, kendi içlerindeki bir üyeleri olan Scarlet Witch olduğu anlaşılıyor. Ancak yine de 4. sayının ortalarına kadar Dr. Strange’i hala bazı kahramlara gerçeği açıklarken okuyorsunuz. Gereksiz.  Ayrıca hikayeye biraz kuşbakışı bakınca Scarlet Witch’in öldürdüğü 3 intikamcının, neden o 3ü olduğu biraz anlamsız kalıyor. Ayrıca Scarlet Witch’in delirmesi sonucu öfkesini yöneltmesi gereken doğru insanlar Avengers değil. Babası olan Magneto gibi insanlar var bence daha st sıralarda. Dolayısıyla Scarlet Witcvh’in delirmesi Avengers’ı dağıtmak için bir araç olarak kullanılıyor. Bu nedenden dolayı okuyucunun  hissetmemesi gereken o ticari koku burnumuzu şöyle de olsa bir yalıyor.

Hikayenin Anlaşılabilirliği: Avengers ne olduğunu bilmeniz hikayenin çoğunluğunu anlayabilmek için yeterli. Ancak yine de İntikamcıları bu noktaya sürükleyen  olayları da kavrayabilmek gerekiyor. Neyse ki bunlar esas hikayeye yedirilerek güzel noktalarda anılıyor ya da anlatılıyor.

Okumak gerekli mi?: Ortalama çizgi romanı okuyucusundan çok daha çok Avengers sevenlerin zevk alabileceğini düşünüyorum. Biraz ticari olduğu için çok da etkileyici ya da dramatik olduğunu söylemek zor. Ancak okunmuyor da değil. Boş zaman değerlendirmek açısından güzel.

Çarpıcı Anı: She-Hulk’ın Vision’ı ortadan ikiye bölmesi. Hikaye içerisinde çok şok edici olmasa bile yine de güzel sahne:

Reklamlar

Ufak bir ameliyat: Siege

Marvel’ın son aylarda çıkan dergilerinin yarısında yer alan etiketin sahibi Siege dün çıkan son sayısı ile tamamlandı. Bütün cevapsız kalmış sorular bu son sayıda açıklığa kavuşuyor. yazarlığını şu an Marvel’ın baş yazarı konumunda sayılabilecek  Brian Michael Bendis’in yaptığı Siege dergisi ve bu olayın Marvel evreni üzerinde  etkilerini bir inceleyelim:

Öncelikle Siege’in konusunu çok kısaca hatırlayalım ki rahatça kesme biçme işlemlerine başlıyalım. Konu çok basit: Thor’u ana memlekti olan Asgard benim bilmediğim ve umursamadığım nedenlerden dolayı yeryüzüne iniyor ve dünyanın en büyük polisi konumundaki kötü adam Norman Osborn, düzenbazlık tanırısı Loki ile ittifaka girerek yine “her nedense”  Thor ve Loki’nin anavatanı Asgard’a saldırıyorlar. Fakat gelin görün ki Normon Osborn’un aslında süperkahramanlar kılığına girmiş süperkötüler ekibinin bir üyesi olan Sentry’nin Osborn’un emriyle Asgard’ı yok etmesi ve daha sonra Osborn’un da  kontrolünden çıkarak  iyicene çıldırmasına kadar varıyor işler. Loki, Asgard panteonunda tanrıların tanrısı ve babası olan Odin’e yalvarıyor ve dua ediyor, Odin de bu duaları karşıksız bırakmayarak o sırada savaşa karışmış olan kaptan Amerika, örümcek adam, thor ve diğer kahramanları ilahi gücüyle boostlayarak Sentry’nin hakkından gelmelerini sağlıyor. Hikayemiz de burada son eriyor.

Lafı uzatmadan ameliyata geçiyorum:

1. Tanımadığınız Profesörlerin gizli formüllü serumlarını içmeyin

Sentry 2000 yılında yayınlanan ve kendi ismini taşıyan 5 sayı süren bir mini seri ile ortaya çıkmış bir karakter. Benim çok başarılı bulduğum bu mini-seri’nin konusu kısaca şöyle: Robert Reynolds adında sıradan sayılabilecek bir amerikalı sıradan yaşamını sürdürürken bir gün hafızasının derinlerinde gizli kalmış birşeyler olduğunu fark eder. Daha önce zihninin derinliklerine gömülen ve belki de silinen anıları yavaş yavaş su yüzüne çıkmaktadır. 5 sayı süren maceranın sonunda anlaşılır ki Sentry Altın Çağ döneminden beri varolan gelen bir süper-kahramandır ve Marvel evreninde belli bir tarihe kadar var ola gelmiş en güçlü şahıstır. Bir nevi Marvel evrenin Superman’idir. Sentry bu güçlerini bir profesörün “mucizevi” serumunu kazara içmesi ile kazanmıştır. Ancak her büyük kahramanın olduğu gibi Sentry’nin de bir Arc-Nemesis’i vardır: Void. Void’in ne idüğü belirsiz karanlık bir yaratıktır. Ancak Sentry nasıl en büyük kahraman ise Void de en kötü ve güçlü düşmandır. Her seferinde Sentry – bazen diğer kahramanların da yardımıyla- Void’in hakkından gelmektedir. ancak bu her defasında biraz daha zorlu bir hal almaktadır. Lafı uzatmayalım: Sonunda anlaşılır ki Void ve Rob Reynolds AKA Sentry aynı kişidir. Void’i yok etmenin tek yolu Sentry’i de yok etmektir. Kahramanlar toplanır ve bir karara varırlar. Sentry’nin en yakın arkadaşı olan Reed Richards ve Dr. Strange’in yardımı ile dünyada yaşayan bütün varlıklar Sentry’i  ve dolayısı ile Void’in varlığını unutacaktır. Buna Sentry’nin de kendisi dahildir. Böylece Sentry Marvel gerçekliğinden silinmiş olur. Ancak ilerleyen zamanlarda Rob’un zihni bu gömülen anıları su yüzüne çıkarır ve Sentry geri döner. Tabii Void de.

Bu mini-seride Marvel aslında kendisi için oldukça değişik bir harekette bulunuyor. Marvel evrenine şimdiye kadar o gerçeklik içerisinde var ola gelmiş bütün kahramanlardan daha güçlü bir kahraman “import” ediliyor. “Sentry” adındaki 5 sayılık mini-seri  klasik sayılabilecek ancak güzel işlenmiş konusuyla da bu karakteri Marvel evreinine oturtuyor. Bu kadar güçlü bir karakteri alıp güç dengeleri belirli bir evrene sokmak iyi cesaret ister. Cesaret iyi ancak haticeye değil neticeye bakalım: Madem oyuna bu kadar güçlü bir karakter soktun; karşısına benzer güç seviyesinde bir rakip de çıkarman gerek. Eğer böyle birşey yapabilirsen yarattığın kurgu dünyayı biraz evrimleştirmiş olursun (Bkz. Dc Comis serileri: Crisis on Infinite Earths ve Infinite Crisis ve daha birçok seri daha). Ancak Marvel böyle birşeye pek girişmiyor. Sentry’in ikinci kişiliği kötü adam Void bildiğiniz gibi. Dolayısı ile Sentry “aman Void ortaya çıkmasın” diye pek kahramancılık oynamıyor. Ancak en ama en zor durumlarda ortaya çıkıyor: Mesela Hulk bütün dünyayı yıkmak üzereyken falan.

Daha sonraları Sentry’i daha sık görmeye başlıyoruz. Bir şekilde Void’i zihninde geri atmış falan. Ama akli dengesi iyi değil. Sentry bu tanrısal güçlerini bir türlü hakkıyla kullanamıyor. Genelde Avengers ekipleriyle takılan Sentry ile itiş kakış işleri genelde şu şekilde gelişiyor: Önce Avengers karşı tarafa dalıyor, genelde dayak yiyor, hop Sentry geliyor etrafı topluyor. Ya da Sentry baştan bi tuzağa düşüyor, sıçıyor falan filan. Demek istediğim bu kadar yeteneğe sahip, bu kadar yenilmez bir karakter için Marvel yıllardır VOID kozundan başka birşey oynamıyor ve Sentry’i şık ve sanatsal biçimde soktukları evrenlerine “Rob Reynolds çift kişilikli, şizofrenik delinin teki” diyerek bir türlü almıyor.

Spider-Man kimliğini açıklayor ama yok açıklamamış olacak. Peter Parker hep Daily Bugle’da çalışan bir yandan süper kahramanlık yapan bir yandan da hayatını kazanmaya çalışan iyi niyetli adam olarak kalacak. Kaptan Amerika ve Demir Adam  ölümüne birbirlerine girecekler ama Demir Adam’ın hafızası silindiği için hiçbir şey olmamış gibi kanka muhabbetlerine devam edecekler.

Rob Reynolds’un başına gelen de aslında bu: Marvel evreninin herhangi bir değişime tahamülü yok. Yıllardır okuyuca Marvel evrenin en güçlü üyesi diye tanıtılan, şimdiye kadar girdiği herhangi bir mücadelede tek bir çizik bile almamış olan Sentry Siege sonunda saçma sapan bir biçimde can veriyor:

Siege süresi boyunca Siege odaklı dergiler (ki bunların başını Dark Avengers ve Siege çekiyor)’in önemli odak noktalarından biri Sentry’nin kendisi idi. Brian Michael Bendis’in yazdığı bu öykülerde Sentry’nin o tarihe kadar gizemli kalmış tarihini de öğreniyoruz: Aslında Rob Reynolds bir uyuşturucu bağımlısıymış. Kendisine süper güçleri veren bu serumu da uyuşturucu ararken kaza eseri bulup içmiş ve bunun bağımlısı olmuş. Falan filan. Yani aslında en büyük kahraman falan değilmiş Senty. Şizofrenik junkie’nin tekiymiş. 10 senedir bütün Marvel yaratıcı kadrosundan, yazarların, okuyucularından gizli gizli serum içiyormuş. Hayvan Herif

2. Loki’me elleşme… Ama elleşmişsin bile..

CIA’in KGB’nin süper kahraman olaylarının günlük olaylar haline geldiği bir dünyada var olduğunu düşünün. Ona da SHIELD ismini verin. Bir takım olaylar sonucu da bu haber alma teşkilatının başına her nasıl oluyorsa sosyopat ve çift kişilikli olduğu belgelenmiş olan bir adamın geçtiğini düşünün bu adamın adı da Normon Osborn olsun. Norman her ne kadar zeki bir şahıs olsa da bu noktaya gelirken bir kişiden yardım alıyor: Bu kişi Thor’un yarı üvey kardeşi olan, düzenbazlık, hile hurda, ikiyüzlülük ve kapkaç tanrısı Loki. Yani tıpkı Thor gibi bir başka İskandinav tanırısı/süper-kötü. Loki Norman’a çeşitli şekillerde yardım ediyor. Loki’nin planı Norman’ın elinin altındaki gücü (yani SHIELD’ı) kullanarak kendi anavatını Asgard’a savaş açmak. Loki bunu niye yapıyor?……..Mmmmmm….şey için…..hmmmmfff….bilmiyorum. Ama bir saniye: Bilsem de birşey fark etmiyor. Çünkü meğersem binlerce yıldır inanların tapındığı bu İskandinav tanırısı Loki’nin IQ’su 53’müş. Oldukça düşük yani. Yani Loki bir gerizekalı. Neden mi gerizekalı?

Norman Sentry’e Asgard’ı yıkması için emir veriyor ve Sentry’i de tanrıların şehri Asgard’ı yok ediyor. Kendi vatanı gözleri önünde yok olan Loki gördüklerine inanmıyor ve yaptıkların pişmanlık duyarak babasına yani tanrıların tanrısı Odin’e Sentry yani Void’i durdurması için yalvarıyor. Odin ise Loki’nin istediği gücü veriyor ancak Loki’ye değil Thor, Kaptan Amerika, Spider-Man ve diğer kahramanlara. Onlar da bu gücü kullanarak Sentry’i yok ediyorlar. Ancak Sentry ölmeden önce Loki’yi de öldürüyor. Loki de garibim üvey kardeşi Thor’a “hoşçakal birader kusura bakma” dyip ölüyor.

Thor’un büyük bir fanı sayılmam. Ama az buçuk her Marvel okuru gibi Thor’un baş düşmanı ve Marvel’ın en kötü adamlarından biri olduğunu bilirim. Loki  binlerce yıldır Thor’la ve dünyanın geri kalanı ve hatta kendi anavatanı Asgard ile uğraşmaktadır. Adamın işi bu: kandırıkçılık, dolandırıcılık, üç kağıt. Bu işlerin tanırısı. Binlerce yıldır binlerce plan kurmuş olan bu “tanrı” nedense bir türlü bu son büyük planı içerisinde Sentry’i hesaba katamıyor. Yani sen ne büyük malmışsın Loki. Nasıl Sentry 10 yıldır uyuşturucu bağımlısı olduğunu bizden gizlemişse Loki de 60 senedir gerizekalı, mal bir karakter olduğunu gizliyormuş. Brian Michael Bendis sır perdesini aralayarak bize bu gerçeği de göstermiş oldu.

3. “Erol, erol, Sezercik’e araba çarptı”

Bazen deriz ya “çok gerçekçi filmdi abi”.Ama aslında o gerçekçi dediğimiz birçok  film aslında gerçekçi değildir. Büyük süpriz oldu değil mi? Ancak gerçekçi olmamasının nedeni aslında  bu filmlerden birçoğu San Fransico ya da Seul’de geçtiği için değil. Neden şu: Hepimizin bildiği gibi yolda yürürken kafamıza saksı düşsek ölürdük. Ama diyelim ki bu kafasına sakı düşen babasının hayaletiyle konuştuktan sonra eve dönen Hamlet olsun. Eğer Shakespeare Hamlet’i böyle yazsaydı ne olur? Ne olacak; boktan bir kitap yazmış olurdu. ,

Okuyucu ve izleyici bir kurgu içerisinde olan olaylar için bir neden ister. Hamlet’i bir saksıyla öldürürseniz öyküyü de orada öldürmüş olursunuz. Türk dizileri de bu yüzden kurgu açısından zayıftır: Süper babanın evi gibi bir evdeki bir türk ailesi 50 bölümdür yaşanan tatsız ve berbat olaylar yüzünden artık darmaduman olma tehlikesi ile karşıkaşyadır fakat bir anda “acı acı” telefon çalar. Sezer’e araba çarpmıştır, hastanede ölüm döşeğindedir. Sorunlar unutulur, küsler barışır, herkes Sezercik’in yanına koşar ve kısmen senaryo resetlenmiş olur. Kurgu açısından dünyanın en ucuz numarasıdır ve kesinlikle uzak durulması gereken bir harekettir. Bunun araba çarpması sonucu gözleri açılan kör bir adamdan farkı yoktur. Film içerisinde bir karakterin tanrıya dua etmesi ve duasının kabul olması gibi birşeydir bu. Düşünsenize Ripley tanrıya dua ediyor:” allahım nooooooolur bu alienlardan beni kurtar” diye. Hop Ripley dünyada Starbucks restoranına ışınlanıyor.

Ama kazın ayağı öyle değil. Meğersem bu tip olaylar da olabiliyormuş. Siege’de oluyor. Olan şey ne? Loki’nin babasına yalvarması ve babasının Loki’nin dileğini hop yerine getirmesi. Anaaaa ne güzel lan. İsteyince oluyormuş. Meğerse Odin hep kahramanların arkasındaymış. Tek yapmak gereken bir “lütfen” demekmiş.

Neyse efendim en sonunda Odin’in kahramanlarımızı güçlendirmesiyle Marvel’ın gelmiş geçmiş en büyük kahramanı Sentry AKA Void de zıbarıyor ve Siege adındaki bu macera da burda son buluyor.

Fİnalde orjinal Avengers ya da ona yakın bir ekip tekrar toplanıyor. Rob Reynolds’un ölümüne biraz göz yaşı dökülüyor. Asgard ile dünya arasında bir bozuşma falan kesinlikle yok, herkes el ele veriyor, fidanlar ağaca, ağaçlar fidana dönüşüyor. Ve bundan sonra yine yazar Brian Michael bendis’in başını çektiği Heroic Age başlıyor. Yani gördüğünüz gibi heroic Age’de neler olacak neler inanılmaz bir sabırsızlıkla bekliyorum.  Brian Michael Bendis acaba hangi Marvel sırlarını daha gözlerimizin önüne dökecek. Çok meraklıyım çooook.

Ultimates: Avengers

26825new_storyimage4641204_full

Çizgi roman okuduğum kadar da blog okuyorum bugünlerde. Review’lar, ne biliyim tahminler falan. Açıkcası çizgi roman okumaktan çok keyif alsam bile dişime göre birşey henüz tam bulamamıştım. Sorun biraz şundan kaynaklanıyor: Özellikle marvel evrenini son yıllarda çok takip etmedim ve işler oldukça karışmış. Hani demek istediğim insan olayları takip etmekte zorlanıyor açıkcası.Kim kimdir, hangi ekip nooldu, o nerde bu nerde, kimin eli kimin cebinde belli değil.

Birçok blogda bu ayın tavsiyeleri arasında Ultimastes Avnegers’ı gördüm. Açıkcası bildiğim kadarıyla ultimates, marvel için alternatif evrenlerden biri. Hani her karakterin alternatif bir versiyonunu görüyoruz. Her karakterin yine aşağı yukarı hikayesi aynı, hepsi de aşağı yukarı birbirine benziyor, düşmanları bile aynı ama yine de hepsinde ufak da olsa çeşitli farklar var…diye hatırlıyordum. Marvel’ın yeni okuyucular için oluşturduğu bir evren olarak görebiliriz bunu. Ya da direk zaten hali hazırda olan karakterler ve hikayeleri kullanarak yarattığı bir ticari hamle. Seçin beğeninin. Ancak hatırladığım yönlerinden biri de bu ultimates’in daha genç okurları hedeflediği idi.

Şimdi yukarıda dediğim gibi birçok blog’ta tavsiye edilen bu ultimates avengers’a bir  şans vermeye karar verdim. Hani aslında avengers’ın çok fanı değilimdir. Ne cap. america, ne iron man, ne  hawkyeye ne de thor çok fanı olduğum karakterler arasında değildir ki avnegers esasen bunlardan kurulu bir ekip. Ama işte ultimates dediğim gibi biraz daha farklı. Bir kere Cap dışında hepsinin görünüşü biraz daha değişik. Hawkeye’ı mesela çok beğendim. Iron Man de bilakis öyle. Ama hepsinden önemlisi yukarıda demiiştim ya; daha genç nüfus için çıkarılıyor bu diye. Bence alakası yok. Hawkeye normal marvel evrenin ok taşıyan mor robin hood gibi birşey. Burda ise direk adamın heryerinden silah fışkırıyor. Gizli kapaklı seks öğeleri, bolca vahşet de görmek mümkün. Ayrıca bütün bunların yanında normal marvel evreninde beni en çok sıkan şeylerden biri sayfalarca süren konuşmalar. Burda ise hikaye yağ gibi, aksiyonla çok dengeli bir şekilde akıp gidiyor. Hani bir yandan sürükleyici, bir yandan da beylik ve dramatik laflardan uzak akıcı aksiyon dolu klasik bir çizgi roman hikayesi. Üstüne üstlük, hikaye normal marvel evreninden de oldukça farklı yerlere sapmaya hazırlanıyor gibi. Örneğin normal Marvel evreninde Captain America’nın baş düşmanı olan Red Skull, burda onun oğlu, ve üstüne üstlük normal evrendekine göre çok çok daha vahşi ve psikopat. Çok sevdim valla. Mark Millar tarafından yazılmış. Bakalım birkaç sayı içerisinde belli olacaktır Millar’ın olayı. Çizimler ise Carlos Pacheco tarafından yapılmış. O da ayrı bir leziz bence. Hani bilmiyorum ne kadar kabul görüyordur ama çizim açısından da bu seriyi ayrı bir beğendim. Tam benim sevdiğim tarz hafif realistik, bir yandan da gayet görsel. Renklendirme de tam örtüşmüş. Serinin daha ikinci sayısında olması ise ayrı bir artı. Sanırım Ultimates Avengers’ı uzunca bir süre takip edicem.

Exodus: X-Men vs. Avengers

Bu sayıyı daha önceki postumda da dediğim gibi birkaç haftadır previewlarını gördüğümden beri bekliyordum. DaKesinlikle ilginç bir kapışma oalcağı ortadaydı ama benim beklentilerimin biraz tersi çıktı. XKısacası X-Men Avengersı dağıttı diyebilirim. Peeh bunu beklemiyordum işte. Ama keinlike güzel macera. Full aksiyon. Scott Summers çok güzel dayak yiyor Norman’dan. Onu görünce biraz sevindim. sentry dağıtır diye umuyordum ama kalleş telepatlar adamcağı delirttiler. Ares’i de valkyrie halletti. peeh. Bişey kalmadı yani. Gerisi geyik zaten.

Spoiler

img346Öykünün sonundan bahsediyim: X-men utopia ismini verdikleri bir ada için bu savaşı yapıyor esasen. Marvel evreninde mutantlara karşı soykırım asla bitmediği için en temizinin bu olduğun a karar veriyorlar. Avngers medyayı kullanarak hiç yenilmemiş gibi davranıyor. Mutantlar ne halt ederlerse etsine getiriyor işi. Dolayısıyla dark avnegers’ın bundan böyle x-men veya ilgili alakalı mutantlara bulaşacağını zannetmiyorum. Bakalım ne olacak. Güzel seri. İlgili alakalı herkese tavsiye ederim.

Şimdi okumayı planladığım birkaç şey var. Bir kere sanırım Bruce Wayne ölmüş ve sanırım ölüm sayısını ya da ilgili alakalı bir sayıyı Neil Gaimann yazmış. Batman: Whatever happened to the caped crusader? Neil Gaimann’ı severim. En üst kalite bir yazar olmasa bile bence gene de çok sağlamdır. Bir de Joker’in grafik novelı çıkmış. Sanırım o da Frank Miller tarafından yazılmış. Ona da eğilmek lazım ama seedi yok. Bir de 100 Bullets diye bir seri vardı. Onun da son sayısı çıkmış. 100. sayı. vertigo tarafından yayınlanmış. Biraz daha yetişkşin işi yani. bakalım baymazsam eğer onu okuyacam.

Marvel iyi gidiyor

İş yerinde gerçekten çok mu boş vaktim var, yoksa tembel bir insanmıyım bilmiyorum ama günlerdir bloglarda scfi ve comic kovalıyorum. Aynı zamanda da beğendiğim merak ettiğim comicleri de torrentten kovalayıp cbr formatında indiriyorum. Gönül isterdi ki paperback olsun tabii ama  bu scan endüstrisi epey gelişmiş durumda. hafta hafta bütün comicler çıkıyor. Çok eski olmadıkça hemen herşeye ulaşabiliyor. Ama şöyle bir durum var: Eskisi gibi okuyamıyorum comicleri.

Klasik super kahraman çizgi romanlarından sıkılmam aslında birkaç sene önce oldu sanırsam. Adını unuttuğum bir yayınevi yine güzel ülkemdeki umut dolu ama başarısız biçimde sonuçlanan aylık marvel çizgi romanlarını çıkarma cüreti göstermişti. Biraz pahalıydılar ama cebim el verdiği sürece tabii ki takip ettim bunları. Spiderman’i hatırlıyorum. Konu şuydu aşağı yukarı: totemlerle beslenen bir adam var: Adı moglum ya da benzeri birşey. İşte bu adam hayvanları kendine güç timsali belirlemiş tipleri avlayıp onların güçleriyle besleniyordu. Yani kabaca aslanadam, kaplanadam bu gibi karakterleri öldürüp güçlerini alıyordu. Üstüne üstlük hedefine yaklaştıkça gücü de artıyordu. Dolayısıyla örümcek adam da bu kardeşimizin beslenme menüsünde bulunuyordu. Ezeikel (örümceğin kankası ve onla tıpatıp aynı güçlere sahip bir yaşlı delikanlı) bu monglum’la uğraşırken bizim esas adamı kurtarmak için canını verdi. Hatırlıyorum da bu macera sırasında çeşitli forumlarda “acaba ne olacak, kim dövecek, örümceğin bu sefer sonu geldi bence”…ba bababa gibi bir sürü tartışma okumuştum. Açıkcası herif örümceği fena benzetiyordu ve ben bile lan acaba hakkaten örümcek ayvayı yedi mi diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Fakat bilin bakalım ne oldu? Çok iyi bildiniz. Peter Parker gene zekasını kullanıp moglum’u nükleer reaktörün birinde bi dalavere çevirip yendi. Ve bu öykü ne kattı örümcek serisine? Hiçbirşey. O kadar heyecanlandım ettim, aha dedim örümcek  sıçtı amma velakin hiçbirşey olmadı. Ve sizin de bildiğiniz gibi aslında genel olarak süper kahraman çizgi romanları genelde böyle ilerliyor. Bir ton tantana dövüş, vurdu kırdı, dramatik laflar falan filan fişmekan ama sonunda ne oluyor? %90 HİÇBİRŞEY.  O gün biraz sıkıldığımı fark ettim. Evet çizgi roman okumak zevkli, çıtır çerez gibi gidiyor hala ama ben biraz ciddiye alıyorum sanırsam. O kadar beylik laf ve pembe dizi tadında muhabbet okuduktan sonra sanırım hiçbirşey olmaması beni sıkıyor.

Mesela World War Hulk da öyleydi. Okuduğum en son büyük macera oydu. Bu Marvel’ın sanırım 90’ların sonunda Onslaught ile world-war-hulk-x-men-20070713073455986başlayan adeti. Artık her sene tüm marvel evreninde devam eden ve sonunda dramatik değişiklikler yaratan büyük bir macera oluyor. WWH bundan iki sene öncesinin macerasyıdı. HULK’u çok severim. Bence en dramatik kahramanlardan biridir. En güçlü de odur (Sentry’i saymazsak tabii ama o biraz karışık bir hikaye). Zaten WWH’de de bunu görüyoruz. Reed richards, dr. stange, blackbolt, namor ve xavier (aslında xavier kayıplarda o sıralar) ilumunati adında top secret örgütleriyle Hulk’un çok zararlı olduğuna karar verip ona götlük yapmaya karar verirler.  Onu bir uzay gemisine bindirip uzayda allahın bile boşverdiği bir yere yollarlar, mutlu yaşasın diye ama işler birkaç arıza ve yanlış anlama sonucu saçma sapan bir noktaya gelir ve HULK tüm dünyadan intikam almak için geri döner. Bu macera da bütün serilerde birden devam eder. Hulk tek tek “acaba Hulk’la kapışsa kim kazanır?” diye  düşündüğüm adamların dersini “Hulk Smashes, Hulk gets angrier, Hulk Gets stronger” diyerek verir. Kısacası dünyanın anasını ağlatır. En son olarak da Sentry ile kapışır. Ama o kadar uzun boylu değildir iş. Sentry’le bir nevi kafa kafaya kalırlar. Peki bu hikayeden sonra ne oldu? HİÇBİRŞEY. Hiç birşey değişmedi. O kadar tantana gürültü,, dövüş ama yok gene de değişen birşey olmadı. Ama ben gene de okudum.Bu da sçma oldu di mi?

Bunun gibi örnekler yüzünden biraz klasik çizgiromanlardan sıkıldım aslında. Son olarak Blue Ray Bill’in “Godhunter” diye 3 sayılık bir mini-serisini okudum. Blue Ray Bill (Thor ile eşit güçlere sahip at kafalı bir cyborg (ahaha bööle okuyunca çok komik geliyor)) Bill, korumakla yükümlü olduğu halk, gezegen yiyici galactus tarafından “consume” edilince, Galactus’un peşine düşer, bir sürü olay olur, gene bir sürü tantana dövüş falan derken en sonunda gene kimsede trajik bir değişiklik olmadan işler sonlanır.

Sonuçta işbudur ki, değişik birşeyler olmadıkça artık çizgi romanlar çok çok da ilgimi çekmemeye başladı. Çünkü baştan beri belli işte ne olacağı. Dan dun bam güm derken hayat hiçbirşey olmamış gibi devam edecek. Bütün o güzel çizimller, renkler, kareografiler artık bana yetmiyor. Öykü aramaya başladım artık biraz içinde. Dolayısıyla giderek mini serilere ve “What if?” tarzı çizgi romanlara yönelmeye başladım.

“What if?” marvel’ın çok eski bir serisi. ve bence en ilginç sserilerinden biri. Hemen her bölüm birbirinden bağımsız ayrı bir macera bulunuyor. Hani şu konspte: “İşler öyle gitmeseydi de böyle gitseydi ne olurdu?” Hani mesela ilumunati Hulk’u uzaya potaladıklarında Hulk gerçekten o hedeflenen barış dolu gezegene ulaşsaydı ne olurdu? Ya da nükleer savaş yaşansa kalan canlı kim olurdu? Cevap gene: Hulk. Vs. vs. Hiçbirşeyin değişmediği bu fantastik evrende değişen birşeyler ancak bu şekilde oluyor.

X-Men_Dark_AvengersO yüzden aslında son dönem Marvel dünyası çok ilgimi de çekmeye başladı aslında. Öncelikle WWH’tan sonraki sene House of M yaşanmış. 100 küsür mutant dışındaki bütün  mutantların ölümüyle sonuçlanan bir trajedi. SÜPER! Daha sonraki sene ise “civil war” ve “secret invasion” Bu macerayı tam takip etmedim. Ama genel fikir şekil değiştirme özelliğine sahip Kree’lerin süper kahramanların yerine geçmeleri. Geç kalmış bir fikir aslında. Secret Invasion sonrası gelişmeleri aslında çok beğendim. Öncelikle Tony Stark herhalde o aralar gelmekte olan Iron Man filminin etkisiyle hemen her taşın altından çıkmaya başlamıştı. SHIELD’ın başındaydı, Avengers’ların lideri olmuştu. Fakat bu istiladan sonra durumu kurtaran Norman Osborn olmuş. Eski Green Goblin, spiderman’in baş düşmanı. İstila yüzünden Iron Man suçlanmış ve dolayısıyla Tony Stark’ın da avengersın da pabucu dama atılmış. Tony Stark dünyanın en çok aranan adamı haline gelmiş. Ohhhh içimin yağları eridi.

Olaylar bunla da kalmamış. Koskoca ben kendimi bildim bileli varolan SHIELD da dağılmış. SHIELD, HAMMER’a dönüştürülmüş. En güzeli de HAMMER’ın başında NORMAN OSBORN var. Ahahaha buna kahkahalarla güldüm işte. Bencebir kez daha SÜPER! Şimdi açık seçik konuşalım Norman Osborn Marvel dünyasındaki gelmiş geçmiş en büyük orospu çocuklarından biri. Hatta belki de en büyüğü. Dünyayı istiladan kurtarmakta en önemli görevi o üstlenmiş olabilir ama bu onun orospu çocukluğundan vazgeçeceği manasına gelmemiş. Öncelikle çakma bir avnegers ekibi kurmuş. Hawkeye yerine Bullseye var (dünyaca ünlü suikastçi, daredevil’ın baş düşmanı), Spiderman aslında Venom (yani şekil değiştirebilen simbiyot), Ms. Marvel yine bir supervillian olan Moonstone, Wolverine maskesi altına gizlenen adam ise Wolverinine’iin nankör evladı Daken, tek önem verdiği şey savaşmak olan Ares ve Marvel’in en güüçlü karakteri ama bir yandan da en sağlam delilerinden Sentry. Ve bu adamlar yeni Avengers. Yani bütün Marvel evrenin top ekibi. başlarında da Iron Man’den arakladığı zırhlarla kendisini Iron Patriot olarak çağıran Norman. Sadece bununla da kalmıyor Norman, Emma White’ı ikna ederek bir de Dark X-Men oluşturmayı başarıyor. Ve hepsinden daha fenası da bence şu: henüz Norman norman. Yani kendisi. Spiderman okuyucuları bilir ki yeşil cin, norman’ın alt benliğidir. Ve daha o ortaya çıkmadan norman bu kadar piçlik yapıyorsa bir de yeşil cin ortaya çıkınca ne olacak? Bu hikayenin sonunda tahmin ediyorum ki Norman ölecek.Hatta ölümü de Sentry’nin elinden olacak. Daha doğrusu Void’in(Sentry’in 2. kişiliği). Yani bir nevi peak yaparak ölecek Norman.

Şimdi 9. sayıyo heyecanla bekliyorum. Çünkü Scott Summers (Cyclops) duruma biraz uyanmış durumda ve X-Men ile Avengers birbirlerine girmek üzereler. Bence Avengers kesinlikle X-Men’i haklayacak. Ağızlarını burunlarını kıracak. X-Men’in dayak yediğini görmek bana hep ayrı bir zevk vermiştir.Bu arada gerçek Avengers nerde hiçbir fikrim yok açıkcası.

Neyse efendim. Marvel cephesinde işler böyle. DC’de de olaylar biraz karışmış. Bruce Wayne galiba Batman’likten emekli olmuş, yerine eski Robin’lerden biri olan Dick geçmiş. Onun dışında Green Lantern’la ilgili tüm DC evrenini etkileyen birşeyler de dönüyor ama nedir ne değildir bilmiyorum. Ona da eğilmek lazım.

Demek istediğim şu ki: Her ne kadar eninde sonunda işler normale dönecekse bile yine de Marvel’ın böyle manyaklaşması, işlerin karışması çok hoşuma gitti. Umarım daha da bulanıklaşır. Kumar istiyorum Marvel, dehşet istiyorum, değişim istiyorum, what if’in gerçek olmasını istiyorum. Daha fazla saçmalamadan bu postu sonlandırıyorum.