Türkçe baskısı bulunan ve okumanız gereken birkaç çizgi roman

Aşağıdaki liste sanırım en çok sevdiğim (türkçe baskısı bulunan) çizgi romanların listesi. Postu yazmaya başlamadan önce “okumanız gereken ilk 10” ya da “ilk 5” gibi haavalı bir başlık düşünmüştüm ancak işi daha kişisel düzeyde tutmaya karar verdim. Çünkü öbür türlü işin içine henüz okumadığım bir sürü çizgi roman ve Türkiye’de çizgi romanın bence esas yüzünü oluşturan ve benim Nathan Never ve Dylan Dog dışında çok az alakamın bulunduğu İtalyan çizgi romanları giriyordu. Ben de boyumun ölçüsünü biliyim dedim.

Eğer Ava Giden Avlanır’ı düzenli okuyorsanız ya da arada bir bakıyorsanız bu blog’un açıklamasında da yazdığı gibi daha çok Amerikan çizgi romanları ve süper kahramanlar hakkında olduğunu da biliyorsunuzdur. Bu post bir tür “Top 10” olmaktan öte kişisel olarak benim sevdiğim ve beğendiğim çizgi romanların listesidir. Peki bunu neden yazıyorum? İnanıyorum ki bu blog’u okuyorsanız ortak bir yönümüz var demektir. Dolayısıyla benim gözümden kaçan ve türkçesi bulunabilen iyi çizgi romanlar olduğu gibi belki sizin de gözünüzden kaçan bazı yayınlar vardır.  Belki bu postta birkaç tanesini bulursunuz. Okumaya devam et

Watchmen (Film)’le İlgili

Bazı yazılı eserleri sinemaya aktartmanın ne kadar zor olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Özelikle bu eser Watchmen gibi bir kitap olunca. Filmin IMDB panı şu an 7.8 ve 126038 oy almış. Hiç fena gözükmüyor.

Sinema filmleri konusunda fikirlerine saygı duyduğum, ancak çizgi romanlarla çok da haşır neşir olmayan arkadaşlarıma “filmi nasıl buldunuz?” diye sorduğumdaysa da aldığım cevaplar pozitif yönde: “İyi film. İzlemediysen izle.”

Para harcanmış, kalitleli gözüken bir prodüksiyon.Özellikle görsel olarak çok iyi. Artık 40’larına merdiven dayamış göbekli kahramanlar bile, kostümlerinin içine girince  fit oluyorlar. Bu aslında kahramanların ancak kostümleri içinde yaşayabildiklerini sembolize etse bile tam Hollywood tarzıyla anlatılmış. Çok güzel gözüküyor. Dr. Manhattan gösterişli ancak hala yeterince gerçek değil. Fakat ana fikri vermeyi başarıyor.

Dünyayı kurtarmak için düzenlenen bir komplo’nun anlatıldığı filmde,  ilk 45 dakika içerisinde Ozymandias’ın yani Adrian Veidt’in kötü adam olduğu anlaşılsa bile, film kendini izlettirmeye devam ediyor.

Baş karaketerler  oldukça karizmatik. Dr. Manhattan zaten çok iyi gözüküyor ancak Rorsach da yabana atılır gibi değil. Suratına gerdiği bezin altından gelen sesi oldukça ürkütücü. Karakterlerin görünüşleri bir kenara diyaloglar da neredeyse şahane. Nerdeyse boş konuşma yok ve üstelik çizgi romandakinin hemen hemen birebir aynısı. Gerçi oyunculuklar için iyi demek zor. Hatta Rorsasch ve Dr. Manhattan olmasa gereğinden fazla teatralvari bile denilebilir. Gerçi film de öyle zaten: teatralvari (aklıma başka kelime gelmedi.).

Okumaya devam et

Batman: Öldüren Şaka (Dc Comics / Baykuş Kitap)

Öldüren Şaka’nın arka kapağında YETİŞKİN OKURLARA ÖNERİLİR ibaresi var. Benim için bu kesinlikle doğru. İster inanın ister inanmayın tahmin ediyorum ki Öldüren Şaka’yı (bundan 5 ay kadar önce satın almış ve  tamamını okumuş olsam bile) bu postu okuyan birçoklarınızdan yıllar ve hatta yıllar önce okumuştum (hiç yoktan bir kısmını). Hem de türkçe olarak.Yanlış hatırlamıyorsam Öldüren Şaka ben 9,10 yaşlarındayken  Hürriyet, Milliyet ya da benzeri bir gazete tarafından haftasonu eki olarak birkaç parça halinde yayınlanmıştı.  Şimdi düşünüyorum da acaba o dönem bu gazetede çalışan kim bu hikayenin güzelliğinin farkına varmış ve gazete kağıdına basılı dahi olsa Türkçe’ye kazandırılmasını sağlamıştı?

Öldüren Şaka’nın yıllar önce Türkçe olarak basıldığını, ancak Baykuş Kitap’ın cildini okurken, Komiser Gordon’un Joker tarafından kaçırılıp, luna parka götürülüp çıplak bir vaziyette korku tünelinde dolaştırıldığı kareleri gördükten sonra hatırlayabildim. Bunu hatırlamamla beraber de içimi rahatsızca ve huzursuz bir duygu kapladı. O dönemde ergenliği eli kulağında olan ben için hikaye neredeyse anlamsızdı fakat buna nazır çizgiler de bir o kadar korkunçtu. Dolayısıyla; Evet. Batman: Öldüren Şaka bence de yetişkin okurlara önerilmesi gereken bir eser. Okumaya devam et

Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 2. Bölüm

Bu yazının aylar önce yazdığım ilk bölümünde şu an 200. saysına 3 sayı kalmış olan, Imgae Comics tarafından 1992 yılından beri kesintisiz ancak düzensiz olarak yayını sürdüren Spawn adlı dergiden bahsedeceğim. Eğer Spawn’ın başından geçenlere çok hakim değilseniz ya da öğrenmek istiyorsanız ilk bölümü okumunazı tavsiye ederim: Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 1. Bölüm.

Yazının ilk bölümünde Spawn’ın şu an 18 seneyi doldurmak üzere olan tarihinin birkaç sayfalık bir özeti vardı. Şimdi okuyacaklarınız ise bu 18 sene hakkındaki düşüncelerimdir.

Şimdi dönüp baktığım zaman Spawn’ın ortaya çıktığı dönem olan 92 yılında çizgi romanlar açısından oldukça karanlık bir dönemdi. Superman ölmüştü ya da ölmek üzereydi, Batman’in beli kırılıyordu, Green Lantern Parallax’a dönüşmek üzereydi, koca koca silahlar yeni yetme bir sürü kahramanın elinde dolaşmaktaydı..vs.vs. Spawn sanırım o dönemde çizgi roman okurlarının uzun süredir görmek istediği birşeyi okurlara sundu: Rakiplerini öldürmekten çekinmeyen bir süper kahraman evreni içerisinde var olagelen bir ana karakter. Herşeyden önce her ne kadar bu diyeceğim göreceli olsa bile- Spawn iyi gözüken karizmatik bir karakterdi. Bariz biçimde Batman ve Spiderman esintileri taşıyordu. Basit bir taklitten öte bu iki kahramanın bazı özelliklerinin güzel bir senteziydi. Görünşü biraz sayg duruşu niteliğinde olsa bile klasik (ruhunu şeytana satan adam) ama gittikçe derinleşen evreni ile paralel olarak ilgi çekeci hale gelen bir hikayesi de vardı. Okumaya devam et