Kesin Hak Etmiştir

Reklamlar

Shadowland: Bir Parallax vakası daha?

1990’lı yılların ilk yarısı süper kahramanlar için karanlık yıllardır. 92 yılında Superman Doomsday tarafından öldürülmüş, 93 yılında ise Batman Bane tarafından sakat bırakılmıştı. Fakat başına en kötü bela açılan kahraman belki de Green Lantern  Hal Jordan olmuştur.

Superman’in diriliş öyküsü sırasında Hal Jordan’ın memelekti olan Coast City, Cyborg Superman ve Mongul tarafından yok edilmişti. Hal Jordan Mongul’dan intikam almayı başarsa bile, doğup büyüdüğü şehri kurtarmayı başaramamış ve sonuçta Coast City yok olmuş ve milyonlarca kişi can vermişti. Bu olayın üzerine Jordan, bir türlü kendini toplayamamış ve yüzüğünü kullanarak Coast City’i tekrar yaratmaya çalışmıştı. Yüzüğün enerjisi biten Jordan daha fazla güce ihtiyaç duymuş ancak Jordan’ın şefleri konumundaki “Guardians of Universe” buna izin vermemiş, üstüne üstlük Jordan’dan yüzüğü, kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı gerekçesi ile, kendilerine teslim etmesini istemişlerdi. Psikolojisi zaten bozuk olan Jordan ise beklenin aksine, gardiyanlara baş kaldırmış ve Green Lanter’ların yüzüklerinin güçlerinin kaynağı olan ve gardiyanlar tarafından muhafaza edilen “Central Power Battery”i ele geçirmeye çalışmış ve süpriz biçimde bunu da başarmıştı. Bunu yaparken Green Lantern Corps’u yok etmiş ve Ganthet dışındaki bütün gardiyanları öldürmüştü. En sonunda da Central Power Battery’i ele geçirmiş ve artık bir Green Lantern olmadığını söylemiş, kendisini Parallax olarak tanıtmıştı.

Green Lantern (1994) #049 pg_00-FC

Jordan bundan  sonraki 6-7 sene boyunca Parallax olarak devam etti. Dc evreni içerisinde çok sık gözüken bir karakter değidli ancak gözüktüğü zaman bu, belanın da geldiği manasına geliyordu. Zero Hour: Crisis in Time adlı crossover’da Parallax’ı baş kötü olarak gördük. Dc gerçekliğini komple değiştiremese bile DC tarihinin baştan yazılmasına sebep oldu. Bunun haricinde irili ufaklı birçok kötülük daha yaptı. Ta ki Final Night adlı cross-over’ın sonunda Güneş’i bir Sun-Eater’dan kurtarmak için kendini feda edene kadar Dc evreninin en çok korkulan ve nefret edilen villain’lerinden biri olarak kalmayı başardı.

Okumaya devam et

Gerekli Şeyler’den ciciler

Malumunuz yaz geldi. Yazın gelmesiyle de beraber bir rehavet, rahatlık, tatil modu da her sektörde olduğu gibi yayın sektöründe de kendini hissettiriyor. Süpriz olmayan bir biçimde yaz ayları boyunca çizgi romanlar da bir mola verecek. Ancak anladığım kadarıyla birçok yayınevi de sonbahar ile birlikte biz okuyucuların üzerine yeni ciltler yağdırmayı planlıyorlar.

Gerekli Şeyler yayınevi de  sonbahar itibatri ile yayınlamayı planladıkları çizgi romanların listesini açıklamış. Yayın listesindeki çizgi romanların hemen hepsi belli bir standartın üzerinde olmakla beraber yayınlamayı düşündükleri ciltler arasında Marvel dışında bir yayınevini görememek beni biraz üzdü. Yanlış hatırlamıyorsam Resimli Roman’da bu konu ile ilgili kısa bir açıklamanın mevcut olması gerekiyor. Gerekli Şeyler özellikle DC Comics’in çizgi romanlarının telif haklarının çok yüksek olduğunu ve bu yüzden şu aşamada DC yayınlamayacaklarını söylemiş. Zaten yayın listesi de bunu doğrular nitelikte.

Açıkcası benim gönlüm DC’den yanaydı. Çok önceleri reklamını yaptıkları kült eser “Kingdom Come” u türkçe okumak isterdiğim doğrusu. Vertigo deseniz.. O da DC’nin alt firması olduğu için telif haklarıyla ilgili durumun aynı olduğunu tahmin ediyorum. Bunun haricinde Dark Horse ve Boom Studios gibi yayınevlerinin birçok güzel yayını olmasına rağmen, tahmin ediyorum ki Türkiye için biraz riskli ve oldukça alternatif kalacaklardır.

Baştada dediğim gibi Gerekli Şeyler’in yayın listesinde oldukça heyecan uyandırıcı çizgi romanlar olmasına rağmen açıkcası bazısı hakkında da o kadar emin değilim.

  • 1602: Bunu  yazarı (Neil Gaiman) dolayısıyla banko olarak görüyorum. Sadece süper-kahraman ya da çizgi roman okurları değil Neil Gaiman yüzünden satın alacak insanlar da olacaktır.
  • Planet Hulk: Bazen bende bir sorun olduğunu düşünüyorum. Çünkü Planet Hulk benim çok ilginç bulduğum biçimde oldukça beğenilen bir hikaye. Hatta öyle ki geçtiğimiz aylarda animasyonunu bile yaptılar. Bu maceranın devamı niteliğinde olan World War Hulk bana göre çok daha eğlenceli bir macera. Ama tabii ortada şöyle bir sorun var ki, Planet Hulk’u okumadan okunan bir World War Hulk, kafa karıştırıcı olabilir.
  • Secret War: Aslında güzel macera. Yani eli yüzü düzgün, ne bir eksiği ne de güdüğü var. Ama bir yandan da –hiç yoktan benim- içinde çok da pırıltı gördüğüm bir macera değil. Yani olsa da olur olmasa da. Bilmiyorum açıkcası. Bu da olsun tabii de, sanki bunun yerine başka birşey olsa daha güzel olurdu gibime geliyor.
  • New Avengers: Bendis’i pek sevmiyorum aslında ama bu güzel işte. Son yıllardaki Avengers karmaşası içindeki en istikrarlı ve başarılı grup ve dergi buydu heralde.New Avengers, Avengers takımı için oldukça sıradışı kabul edebileceğimiz kahramanlardan kurulu. Spider-man ve Wolverine bunların başında. Aslında bu “çok satan” kahramanları bir araya toplamak Kaptan Amerika’dan çok, Marvel editörlerinin işi olsa bile sonuçta ortaya çıkan ürün güzel ve okuması eğlenceli. Güzel seçim yapılmış.
  • Weapon X: Ahhhh, bu güzel işte. Yıllar önce yanılmıyorsam Alfa Yayınları bunu bir okuyucusuna hediye edecekti de nasıl istemiştim. Kim aldı acaba? (Celalettin sen mi aldın?). Wolverine’i herkes seviyor heralde. Ama bu macera hakkaten ayrı bir güzel. Beni en çok şaşırtan ve sevindiren bu oldu. Heyecanla bekliyorum.
  • Silver Surfer – X-Men Klasik Serileri: Bunlar zaten cepte. Para verirken düşünmeye çok da gerek olduğunu zannetmiyorum. Ders gibi çizgi romanlar.
  • Strangers in Paradise: Valla bunun ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yok. Ama yayınladıklarına göre iyi birşeydir heralde (öyledir di mi?).

Diğer Yayınevleri de önümüzdeki günlerde  neler yayınlayacaklarını açıklarlar diye ümit ediyorum. Yanılmıyorsam bir ara JBC yayıncılık Umbrealla Academy’i yayınlayacaklarını duyurmuştu. Fakat ne oldu bilmiyorum.

Son olarak ise gelecekten beklentilerim şu şekilde: Hoz Comics aynen devam etsin. Kara Kule’nin hepsi çıksın. Marmara Çizgi Yürüyen Ölüler’e devam etsin. Burda adını anmadığım bütün diğer yayınevleri her türlü çizgi romanı sorunsuz ve sağlıklı biçimde basmaya devam etsin. Savaşlar bitsin, dünyada barış olsun, fidanlar ağaca, ağaçlar fidana dönüşsün.

R.I.P. ve Final Crisis arasında Bruce Wayne’e ne oldu?

Bu sorunun cevabını Temmuz 14’de yayınlanacak ve iki sayı sürecek bir maceranın ilk bölümü olan ve  Grant Morrison tarafından yazılan Batman #701 ile öğrenecekmişiz. Batman R.I.P. ve Final Crisis arasında Bruce Wayne’in başından neler geçtiği pek bir muallaktaydı. R.I.P.  macerasının finalinde  Batman başına ciddi manada bela açan Dr. Simon Hurt ile beraber, yere çakılarak havaya uçan bir helikopterde mahsur kalmıştı. Bundan sonra ise uzun süre Dr. Simon Hurt’ten ses seda çıkmamıştı (ta ki Batman & Robin sayı 11’e kadar).  Bruce Wayne ise bu trajik olaydan sonra hiçbirşey olmamış gibi Final Crisis’ın içine dalmış ve sonunda -hiç yoktan DC sakinleri için- nalları dikmişti.

Yazar Grant Morrison R.I.P. ve Final Crisis arasındaki bu kronolojik boşluğu doldurmaya karar vermiş.  Şimdiye kadar iki macera arasında var olagelen bu  boşluk olduğu gibi bırakılmış, –hiç yoktan benim için- bu “ara” havada kalmıştı. Görünen o ki Batman #701’de başlayacak olan hikaye 2 sayı sürecek ve Return of Bruce Wayne hikayesi için bir tür backup olacak(mış). Dc’nin Batman #702 için yazdığı tanıtım yazısında bu boşluğun masus anlatılmadığı ima ediliyor. Her ne kadar klasik bir pazarlama şekli gibi gözükse bile yazar Morrison olunca doğruluk payı  olabilir diye düşünüyorum.

Geçtiğimiz Hafta

Aslında birkaç aydan beri iki büyük yayınevi olan DC ve Marvel’ın süreklilikleri biraz ölü. Sanırım bunun nedeni iki evrenin de Siege ve Blackest Night gibi büyük olaylardan yeni kurtulmuş olmalarıydı. Yani iki firma da bir dinlenme sürecindeydi. Fakat yavaş yavaş bu dinlenme süreci artık fırtınadan önceki sessizlik moduna bürünmeye de başladı. Ancak yine de şu anki tempo bir süre daha devam edecek gibi.

Dolayısıyla bu hafta çok da verimli değildi.  Her zamanki gibi tek tük de olsa güzel fasiküller vardı ama hiçbiri de öyle çok aham şaham değildi..

Birkaç dikkat çekici çizgi roman vardı. Bunlardan ilki Secret Avenger s’n 2. sayısıydı. Açıkcası Avengers başlığı taşıyan dergilerden oldukça umutsuzdum. Hele bir de üzerinde Bendis yazıyorsa iyice uzak durmak gerektiğini düşünüyordum. Secret Avengers ekibinin kadrosu da (Steve Rogers aka Cap. America, Moon Knight, Valkyrie, Nova, Beast, Ant-Man, War Machine, Black Widow, Sharon Carter) aynı şekilde bana biraz saçma gözükmüştü. Nova, Valkyrie gibi ekip üyeleri Avengers’ın Black Ops. timi kapsamındaki bu grup için bence fazla gösterişliydi. Bir diğer üye olan Moonknight ise yine belli bir ciddiyet düzeyinde olması gereken bu grup için bana göre fazla “unstable”dı. Ancak yazar Ed Brubaker gibi bir isim olunca işin rengi de değişmiş ve ortaya okuması eğlenceli bir dergi çıkmış. Macera henüz başında ve –Nick Fury sağolsun- ortalık şimdiden oldukça karışmış durumda.

Green Lantern ise, 2 ileri 1 geri  şeklinde ilerlemeye devam ediyor. Batman ve Superman bir yana şu aralar son birkaç senedir DCU’nun lokomotif dergisinin bu olduğunu söylenebilir. Green Lantern  her zaman belli bir kalitenin üzerinde kalmayı başarıyor. Dex-Starr minnoşunun da ne olduğunu bu sayı sonundaki kısa ve acıklı öykü sayesinde öğrendik. Acaba yazar ya da çizer kedi sahibi mi? Çünkü kediyi güzel betimlemişler.

Ancak bu haftanın en başarılı dergisi (hiç yoktan benim okuduklarım arasında) bir one-shot olan Death of Dracula’ydı.Marvel evrenindeki vampirlerle ilgi ve alakam sıfırdır. Anne Rice’ın vampir serisini okuyarak büyüyen biri olarak vampir ve vampir konseptine oldukça doymuş durumdayım. O yüzden dönüp de hiçbir zaman “Aman Mavel’ın vampirleri kimmiş, ne iş yapıyorlarmış” demedim…

Aslında düşündüm de… Marvel evrenindeki vampirleri umursayan biri var mı acaba? Valla böyle biri olsun olmasın yayınlanan teaserlardan anladığım kadaıryla Marvel evreni önümüzdeki aylarda vampirlerle epey içli dışlı olacak. Death of Dracula ise bu olayların başlangıç noktasını oluşturuyor sanırım.

Death of Dracula çok da aham şaham bir dergi değil.  Bir tür Brütüs vakası ile karşı kaşıyayız. Dracula, mikrop evladı tarafından ihanete uğruyor. Hoşuma giden tarafı ise Claw ismindeki vampir klanı oldu. Vampir klanları arasında en belalı 2 klandan biri olarak tanıtılan Claw’un karargahının İstanbul’da olduğunu görmek komikti. Demek ki Claw Türkmüş diye düşünmeden edemedim.

Bu yazının sonu.