Şemsiye Akademisi: Kıyamet Senfonisi

Şemsiye Akademisi ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde 2008 yılında ülkemizde pek tanınmayan ancak Amerika’nın en büyük dört çizgi roman şirketinden biri olan ve süper kahraman çizgi romanlarından öte daha alternatif (Hellboy, Beats of Burden, Alien gibi gibi..) çizgi romanlara ağırlık veren Dark Horse Comics tarafından yayınlanmış bir eser.

Bu yazıda bahsedeceğim eser olan Şemsiye Akademisi: Kıyamet Senfonisi ise bu serinin ilk altı sayısının (ve de iki kısa öykünün) tek bir koleksiyonda toplanmış  hali. Kıyamet Senfonisi son yıllardaki kaliteli çizgi roman yayınevlerinden biri olan JBC yayıncılık tarafından yayınlandı ve çevirisi Şina Şehim tarafından yapıldı.

Şemsiye Akademisi Türk okurlarının alışageldiğinden oldukça farklı bir süper kahraman çizgi romanı. Konu kısaca şöyle: ” “İtiş Kakış Tom” Gurney’in Rigel X-9’dan gelen uzay-kalamarı hakladığı sene maçın olduğu gün saat tam 21:38’de tamamen bir tesadüf sonucu aynı anda 43 çocuk dünyaya gelir. Çocukların anneleri dünya üzerinde rastgele yerlerde bulunuyorlardır ve bu ani doğumlara kadar daha önce hiçbiri hamilelik belirtisi göstermemişlerdir. “Dünyaca ünlü bilim adamı ve varlıklı müteşebbis” Sir Reginald nam-diğer Monolk bu çocukları evlat edinmeye karar verir ancak sadece yedi tanesine ulaşmayı başarabilir. Ona bunun nedeni sorulduğu zaman ise verdiği yanıt şu şekilde olur: “Dünyayı kurtarmak için.”

Şemsiye Akademisi işte bu yedi “özel” çocuktan meydana gelen bir ekip. Hepsinin kendilerine has özel güçleri, kod isimleri ve hatta numaraları var.

Kıyamet Senfonisi bu kısa girişten sonra on sene ileriye atlıyor ve maceraya start veriyor. Kahramanlarımızı henüz 10 yaşlarındayken delirmiş bir Eyfel Kulesi’ne karşı giriştikleri mücadeleyi konu alan macera  daha ilk sayfalardan itibaren okuyucuya “şu an hiç de o alışageldiğin normal çizgi romanlardan birini okumuyorsun” diyor. Eyfel macerasından sonra ise Kıyamet Senfonisi bizi bir yirmi sene daha ileriye götürüyor ve böylelikle günümüze ulaşmış oluyoruz. Okuyacak olanların tadını kaçırmak istemiyorum ancak her süper kahraman çizgi romanının olmazsa olmazmı bir “dünyanın yok olma tehditi” karşısında ekip üyeleri tekrar bir araya geliyor ve biz okuyucuya da  bu sanat, sarkazm, kara komedi ve hüzün dolu macerayı okumak kalıyor.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Şemsiye Akademisi bir süper kahraman çizgi romanı olmasına rağmen alıştığımızdan çok daha farklı bir çizgide seyrediyor. Daha kitabın ilk sayfasını çevirdiğiniz anda panellerdeki çizimlerde zaten bunu görüyorsunuz. Hayır kaslı, tayt giyen kahramanlar yok burda. Tam tersine; karikatürümsü ancak karanlık ve ucundan kıyısından Manga’ya selam duran Gabriel Ba’nın çizimleri karşılıyor bizi. Senfoni’nin açılış cümleleri de zaten bu ‘tuhaflığı’ destekliyor: “İtiş Kakış Tom” Gurney’in Rigel X-9’dan gelen uzay-kalamarını hakladığı seneydi…”

Yani daha ilk panelden bile bu kitap diğer okuduğunuz çizgi romanlardan farklı olduğunu, siz okudukça gelişmeyeceğini, çünkü zaten üzerinde bolca kafa yorulmuş, düşünülmüş bir kurgu dünyada geçecek olduğunu anlıyoruz. Ki sayfları çevirdikçe de bu daha da net biçimde orataya çıkıyor.

Şemsiye Akademisi’nin üyeleri oldukça tuhaf kahramanlardan meydana geliyor. Karikatürümsü çizimlerinin aksine hemen hemen bütün karakterler oldukça ciddi, melankolik ve depresifler. Okuyucunun hikayeye girdiği kısımda görüyoruz ki grup uzun süredir bir arada değil ve kendi içlerinde epeyce sorunlular. Bunu birbirleriyle olan kısa ama az diyaloglardan ve Ba’nın yine küçük ama anlamlı panellerinden anlayabiliyoruz.

Şemsiye Akademisi’nin yazarı Gerald Way. Kendisi belki bazılarınızın bildiği gibi ünlü MTV gruplarından My Chemical Romance’in (hiiiiiç sevmem) vokalisti ve  söz yazarı. Görünen o ki Way sadece fabrikasyon bir MTV yıldızı değil gerçek manada bir sanatçıymış. Çünkü Şemsiye Akademisi’ne daha önce gördüklerimize benzemeyen bir dünya ev sahipliği yapıyor. Bu kurgu dünyada uzaylıların varlığı kabullenilmiş, zekası arttırılmış şempanzeler tıpkı insanlar gibi giyinip işlerine gidiyor, Eyfel Kulesi canlanıyor ziyaretçilere saldırıyor vs. vs. İronik olan ve bence bu çizgi romanı bu kadar farklı ve potansiyel sahibi kılan özelliklerden biri de bu zaten: Bunların hiçbirinin bir anlamı yok. Kitap adeta “burası böyle, artık böyle bir yerde geçecek olan maceraları sen düşün” diyor. Ancak bu dünya bütün absürdlüğüne ve karikatürümsü duruşuna rağmen -daha önce de dediğim gibi- esasen oldukça karanlık  ve hüzün dolu.

Kıyamet Senfonisi konusundan öte yazar ve çizerin bir araya gelerek oluşturdukları atmosferi ve karakterleriyle öne çıkan bir yapıt. Bir çizgi roman olmanın gücünü sonuna dek kullanıyor. Filmlerde ya da kitaplarda göremeyeceğiniz ancak çizgi romanlarda karşılaşabileceğiniz “tuhaf” ve “hüzünlü”  bir hayal gücünün oluşturduğu -ve daha önce hiç görmediğiniz- bir dünya bütün panellerde üstünüze hücum ediyor.

Kıyamet Senfonisi’nin  orjinalini okumamama rağmen çeviride herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Hatta cümnle yapılarından hareketle gayet başarılı bir iş çıkarıldığını bile söyleyebilirim.

Son olarak ise baskı kalitesine değinmek istiyorum. Abartmış olmak ya da diğer yayınevlerinin hakkını yemek istemem ancak Kıyamet Senfonisi şu ana kadar Türkiye’de standart ‘comic’ formatında basılmış teknik yönden en başarılı yayın. Bir Türk çizgi roman okuru olarak beni en rahatsız eden olay bu aslında: Tamam Amerika ile aynı baskı kalitesinde, aynı formatta gayet başarılı bir çeviri ile çizgi roman okuyoruz. Ancak o cildin dağılması ne demek? Orjinali ile aynı fiyata bu çizgi romanları satarken neden o cilt dağılıyor. Bu şu mu demek oluyor acaba: “Sen Türkiye’de elindeki çizgi romanı bu kalite ile okuyabildiğine şükret. İdare edeceksin!” Eğer orjinal ile aynı fiyattaysa böyle bir mantaliteyi kabul etmiyorum ve çoğu zaman kazıklanmış hissediyorum.

JBC Yayıncılık da aynı şekilde düşünüyor olmalı ki ciltleme ya da baskı kalitesi ile ilgili herhangi bir problem yok. Bu açıdan da on numara iş çıkarmışlar.

Sonuç olarak Kıyamet Senfonisi her yönden oldukça başarılı bir kitap. Herkesin hoşuna gitmeyebilir. Hatta bundan keyif almak için belli bir “çizgi roman doygunluğu” seviyesine ulaşmış olmanız bile gerekebilir.  Ancak o seviyeye ulaşmamışsanız bile bunu alın ve bir köşeye koyun. Çizgi romanları seviyorsanız bir gün mutlaka zevk alacaksınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s