Marvel ve İtin Arka Tarafı

Son zamanlarda çizgi romanlarla ilgili yabancı blogları pek takip etmiyorum. Bunun birkaç nedeni var; İlki kişisel iş yoğunluğum. İkinci ve daha önemli olanı ise çizgi romanların kendilerini takip etmemem (daha mı önemli?:S). Bildiğiniz üzere yaklaşık üç ay önce DC bütün dergilerini “sıfırladı”. İyi mi oldu kötü mü oldu bilemiyorum çünkü birkaçı dışında hiçbir derginin yeni sayısı beni heyecanlandırmıyor ve takip hissi yaratmıyor. Tabiiki bu yeni DC dergilerinin kötü olduğu manasına gelmiyor. Haşa birçoğu çok iyi. Ancak benim ilgi alaka duyabilmem için “kahramanlarla” tanışma faslının bitip biraz daha DC mitinin yerine oturması gerekecek sanırım. DC böyleyken böyle. Peki Marvel’a ne demeli?

Son zamanlarda gerek bloglarda gerekse de twitter’da yaptığım birkaç sözüne güvenilir arkadaşla girişilen muhabbetlerde hep aynı konu açılıyor: Marvel bok gibi! Ve buna neredeyse sonuna dek katılıyorum. Peki neden Marvel “bok” gibi. Benim açımdan bunun birkaç nedeni var:

Marvel’ın bu kötüye gidişi bir süpriz değildi. Bundan birkaç sene önce özellikle Dark Reign ile görülebilir işaretlerini vermeye başlamıştı. Herşeyden önce sorunların en büyüğü Marvel’ın dergilerini pazarlama stratejisi. Bu strateji içerisinde Marvel’ı deneyimli okurlar için sıkıcı bir yayınevine dönüştüren birkaç öğe var. Bunlara bir göz atalım:

  • Teaser: “Teaser” ya da “sneak peak” kavramı bana göre günümüz çizgi roman anlayışını yerle bir eden ve okuyucunun bütün keyfini kaçırarak heyecan duygusunu yok eden en önemli etken. 1960’ların sonlarına kadar çizgi romanlardaki olaylar tek sayı içerisinde başlar, gelişir ve biterdi. 60’ların sonunda Uncanny X-Men ile beraber “To be continued..” kavramı da çizgi romanlara girmiş oldu ve dönem için bu büyük bir mihenk taşıydı. Bundan böyle  hemen hemen hiçbir macera tek sayıda son bulmadı. Tek sayılık maceralarının sonunun gelmesi çizgi romanların da dramatik yönden önünü açtı. Artık karakterlerin de, olayların da gelişimlerini sürdürebilmeleri için 32 sayfadan çok daha fazla “zamanları” vardı. Ve bu günümüze kadar böyle devam etti ve hala da etmekte.
    Peki gerçek manada bu “to be continued..” o çok severek takip ettiğimiz kahramanların yaşamlarında ne kadar etkili oldu? Aslına bakarsanız hemen hiç. Çizgi roman işinde yeni değilseniz ya da elinize alıp eski çizgi romanları biraz karıştırmışsanız tabloyu da gözünüzün önünde canlandırabilirsiniz. Derginin kapağında örümcek adam bir düşmanla savaşmaktadır ve zor durumda kalmıştır. Çizgi roman’ın altbaşlığı da “Acaba Örümcek Adam Dr. Ahtopot’u durdurabilecek midir?”. Sorunun cevabı için çizgi romanı okumaya gerek yoktur. Elebette ki Dr. Ahtapot’un hain planları Örümcek tarafından durdurulacak, son sayfada da Peter ve May Hala’sı afiyetle güle oynaya akşam yemeklerini yiyeceklerdir.
    Diğer yandan “To be continued..” ile beraber kapak alt başlığı artık derginin sonunda yer almaya başlamış ve “Acaba Örümcek Adam Dr. Ahtapot’u durdurabilecek mi?… Cevap gelecek sayıda” olarak değişmiştir.
    Eğri otturalım doğru konuşalım. “Superman’s Death” e kadar kimse biricik kahramanının  başına birşey geleceğinden şüphe etmiyordu. Dolayısıyla her ne kadar “to be continued..” kavramı okuyucuyu heyecanlandırsa bile sonuç hep aynıydı. Ancak yine de sanırım çizgi romanın benim için açıklanamayan çekiciliği de hep burada olmuştu: “Lan acaba hakkaten Örümcek Adam Dr. Ahtapot’u durduramazsa?…”
    Evet eski bir çizgi roman okuyucusuyum ve evet örümceğin çoğu  zaman Dr. Ahatapot’u yeneceğini ve dünyayı bir kez daha kurtaracağını adım gibi biliyorum ancak işte yine de “to be continued..” daki bilinmezlik belli belirsiz beni ve her okuru etkilemiştir diye düşünüyorum.
    Marvel’ın son yıllardaki teaser’ları ise bu küçük heyecan duygusunu okurdan çaldı. 6 sayı sürecek bir maceranın reklamları, söyleşileri, karakalem çalışmaları, konusu hakkında ipuçları gümbür gümbür bütün internet alemini dolduruyor. Sonunda macera çıkıyor.Okumaya başlıyorsunuz. 1. sayı 1. sayıdır. Gerçekten çok kötü değilse eğer bir okuyucu olarak bu sizi çok etkilemez. 2. sayı çıkar onu okursunuz, işler heyecanlanmaya başlar “lan” dersiniz “Bu macera hakkaten reklamı yapıldığı kadar var sanırım.” Acayip bir finalle 2. sayı noktalanır. 3. sayıyı çocukca bir heyecanla beklemeye başlarsınız. Derken nette dolaşırken o an okumakta olduğunuz maceradan bir sonraki maceranın reklamları ile karşılaşmaya başlarsınız. “O da ne? Eeeee..bir bok değişmemiş. Aynı tas aynı hamam” Velhasıl bunu zaten biliyorduk. Evet yüksek ihtimalle Örümcek Adam yine Doktor Ahtapot’u yenecekti ancak ey Marvel… O aptal teaser’larınla hem benim “to be continued” keyfiminin içine ettin, hem aşağı yukarı o an okumakta olduğum maceranın sonunu söyledin ve ayrıca beni aptal yerine koydun. O saatten sonra neden okuyum ki ben bu macerayı. Yakın zamanlardan bir örnek vermek gerekirse: X-Men’in kendi içerisindeki ayrılığını anlatan Schizm event’i sürerken bir sonraki X-Men dergilerinin reklamları henüz Schizm 3. sayısına ulaşmadan yapılmaya başlanmıştı. Tamam Schizm’de neler olacağını zaten biliyorduk (ki bu da Schizm’in “teaser” ve raklamları sayesinde olmuştu) ancak artık Schizm’in sonucunda da ne olacağını biliyorduk.. Basit bir zevkim vardı Marvel. Onu da elimden aldın.
  • Team-Up: Wolverine, Deadpool ve Spider-Man bu sorunun başını çekiyor. Ancak sadece başını çekiyor çünkü bu sorun bütün Marvel evrenini bir şekilde ele geçirmiş durumda. Ancak yine de bu üçü üzerinden yürüyecek olursak: Evet üçü de iyi karakterler.Evet üçünü de okumayı seviyorum. Ama ben Spider-Man okumayı seviyorum. Ben Deadpool okumayı seviyorum. Ben Wolverine okumayı seviyorum. Hayır ben devamlı olarak Spider-Man vs. Deadpool, Wolverine & Spider-Man, Team-Up: Deadpool & Wolverine okumayı sevmiyorum.
    Yine çizgi romanların basit doğasına dönelim: Batman okurken kimleri görmeyi beklersiniz: Robin, Nightwing, Alfred, Gordon, Joker, Two-Face, Poison Ivy… gider. Evet sevmediğiniz birkaç yan karakter ya da düşman muhakkak ki vardır ancak Batman’i sadece Batman için değil düşmanları ve yandaşlarıyla “Batman ailesi” için sever ve okursunuz. Ve aynı şekilde Brainiac’ı sevmenize rağmen Lex’i, Lois’i ve Jimmy’i sevmediğiniz için de Superman’i okumazsınız. Tercih meselesidir. Marvel tarafında ise kurgusal evren o kadar laçka bi hal aldı ki bazı zamanlar “lan ben hangi dergiyi okuyorum?” diye bile düşenebiliyorum. Bilimkurgu temasının ön planda olması gereken X-Men vampirlerle kapışıyor, yukarıdaki üçü zaten her taşın altından fırlıyor, Avengers deseniz kadro belli değil, neyi kovaladıkları neyle savaştıkları belli değil. Demek istediğim “dergi ailesi” ya da “kahraman ailesi” gibi bir kavram kalmadı. Bütün dergilerde bütün karakterler sanki konfeti tanecikleriymiş de öylesine fırlatılmış gibi karşımıza çıkageliyor. Artık “ben bu kahramanı ve bu dergi ailesini seçiyorum” gibi bir seçim hakkı kalmadı. Hayır illaki örümceğin yanında zart zurt kahramanı bu ay olmasa bile en geç öbür ay okumak zorundasın. İstemiyorum kardeşim. Kingpin’i verin bana. Jonah Jameson’ı, Yeşil Cin’i verin.
    Bu durumun bir diğer yan etkisi de çizgi romanların inandırıcılığını kaybettirmesi. Çizgi romanlarda “mantık” ya da “inandırıcılık” aramak bazınıza saçma gelebilir ancak yine Batman dergisi okuyorsanız eğer büyük ihtimalle bir şekilde olayların Gotham’da geçtiğini, dergi bir şekilde (çizimleriyle olsun, havasıyla olsun, karakterleriyle olsun) size hissettirir. Öteki taraftan bundan bir 10 sene önce Spider-Man’in de Manhattan gökdelenleri arasında dolaştığına bir şekilde inanırdık. Şimdi ise bu “kimin eli kimin cebinde” durumundan dolayı Marvel dergilerini okumak “normal insanların” olmadığı nüfusun sadece “süper kahramanlar” ve “süper kötülerden” oluştuğu bir kurgu izlenimi bırakıyor insanda. Ve bu da ister istemez şuna çıkıyor: “E madem normal insanlar yok bu süper kahramanlar kimi kimden kurtarıyor?..”
  • Büyük Olaylar ve Status Quo: Peki arada hiç mi güzel şey olmuyor Marvel cephesinde? 60-70 tane dergi çıkınca illa ki güzel giden birşeyler de oluyor. Son dönemlerdeki en ilginç olay bence X-Men cephesinden gelmişti: Utopia. Marvel evreninde House of M sonucunda soyları tükenme tehlikesi karşısında kalan mutanların Cyclops önderliğinde San Fransisco açıklarında Magneto’nun denizen dibinden çıkararak bir “mutant sığınağına” çevirdiği Astreoid M’i kendilerine ev yaparak bir arada kalma çabalarını okuduk. Ve bana sorarsanız bu olması gerekendi. Bu olay sonucunda bir önceki maddede anlattığım “dergi grubu” mantalitesinin yavaş yavaş geri geleceğini umut etmiştim. Çünkü bütün bir zemin hazırdı. Ancak sonra yine Schizm çıkageldi X-Men kendi içerisinde “yoktan” bir nedenle kavgaya tututuştu )ki bu kavga o zamana kadar gayet mantıklı biçimde giden X-Men dergi grubu için bir faciaydı-Bu konu ile ilgili güzel bir yazı: http://justan0therg33k.wordpress.com/2011/11/03/x-menin-ic-savasi/ ) ve başladığımız noktaya dönmüş olduk.
    Peki bunun nedeni nedir? Tembel yazarlar mı? Durmadan daha fazlasını/ daha büyüğünü isteyen tüketici kesim mi? Bir derginin “iyi” olması için durmadan büyük olaylara, sonu gelmez teaslerlara, “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” tadında sloganlara mı ihtiyaç var? Aslına bakarsanız bu yine ilk madde ile iligli. Marvel’ın editörü, baş yazarı zartı zurtu her kim ya da kimseler insanların bunu istediğine inanıyorlar; yani büyük olaylar, sloganlar vs. vs. Ancak bana kalırsa her sanat ya da tüketim malzemesinde olduğu gibi insanların %90’ının ne istediği çok önemli değildir. Önemli olan geriye kalan ve birşeyin iyi mi yoksa kötü mü olduğuna karar veren %10’luk kesimdir. Elinizde yılların örümcek adamı varsa eğer 10 çizgi roman okuyucusundan 9’una bunu satacağınız zaten garantidir. Ancak sizi başarılı kılan; kalan o tek kişiye de onu satabilmektir. Ve şu anki durumda diyeceğim odur ki: “Sağolun ama ben örümcek adamı bu ay pas geçeceğim.”

3 thoughts on “Marvel ve İtin Arka Tarafı

  1. Dark Reign’in yarısında çıktım ben zaten, ondan sonra da event mevent takip etmedim. Sadece X-Men için zorluyorum hala. Onda da hakkaten daha Schism’in bitmesine aylar varken Regenesis’in reklamını yapmaya başlamaları über saçmaydı. Dur bi soluklan.

  2. Geri bildirim: X-Force ve The Dark Angel Saga | Ava Giden Avlanır

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s