Laubali Bir İnceleme: Flashpoint

Amerikan çizgi romanları ile az buçuk alakanız varsa DC’nin yeni 52’sini duymuşsunuz demektir. Nedir bu yeni 52 diyenler için kısaca ve laubalice bir Flashpoint incelemesi yapalım ve bu ağza sakız olan New 52’den bahsedelim.

Flashpoint DC Comics’in son event’inin adı. Geoff Johns tarafından yazılmış ve Andy Kubert tarafından çizilmiş 5 sayılık bir mini-seri. Birçok tie-in’i olmasına rağmen tek başına okunduğu zaman da gayet anlaşılabilir bir öykü.

Kısaca özetlemek gerekirse: Wolverine aka  Logan bir gün bir Shield Helli-Carrier’ının tepesinde kendine gelir….ooopps yanlış oldu. Baştan alalım: Barry Allen AKA Flash bir gün ofisindeki masasının başında kendine gelir. Birkaç dakika içerisinde artık güçlerininin  olmadığını fark eder. Bunu takriben uyanmadan önce geride bıraktığı dünya ile gözlerini açtığı dünyanın birbirinden çok farklı olduklarını anlaması da uzun sürmez. Herşeyden önce ölmüş olması gereken annesi hayattadır. Değişikler bu kadar da değildir. JLA’nın üyesi ve dünya halkının kahramanları olması gereken Diana AKA Wonder Woman ve Arthur AKA Aquaman kendi orduları ile dünyayı işgale başlamışlar, aynı zamanda kendi aralarında da savaşmaktadırlar. Ve o ana kadar kimse Superman diye birinin varlığını  duymamıştır.

Flash bu işte bir terslik olduğunu anlar ve Batman’i bularak ondan yardım ister. Bundan sonrası ise ikilinin Superman’i arayışı ve bozulan sürekliliği tamir etme çabaları anlatılır. Daha fazla anlatıp, okuyacak olanlar için hikayenin tadını kaçırmak istemiyorum (ayrıca anlatmaya da üşeniyorum).

Flashpioint önemli bir çizgi roman serisi çünkü bundan sonra DC sürekliliği tamamen değişmiş, benzer ancak yeni bir hal almış oldu. Herşeyden önce Flashpoint’in bir çok tie-in’e sahip bir tür ‘mega-event’ olması ve bu maceranın daha önce birçok benzeri macera yazmış olan Geoff Johns tarafından yazılıp, daha çok Batman ile tanınan Andy Kubert tarafından çizilmiş olması üzerinde durulması gereken hususlar. Kubert tarafından bir şikayetim yok. Kalitesi belli bir adam. Özellikle çok satan çizgi romanlar için oldukça başarılı ve yüksek standartlara sahip bir sanatçı. Ancak işin Geoff Johns tarafı biraz sakat. Her ne kadar Flashpoint kendi içerisinde tutarlılığa ve hatta ancak finalde anladığımız  biraz klişe bir süprize sahip olsa dahi ne bir Infinite Crisis ne bir Sinestro Corps War ya da (hadi onu da koyuyum) Blackest Night tadı veriyor ki bunlar yine Johns tarafından yazılmış ve geçtiğimiz yılalrda yayınlanmış büyük maceralar. Flashpoıint ise bu mecaralarla karşılatırılınca biraz daha sönük ve yüzeysel kalıyor.

Herşeyden önce Flashpoint’in amacı bu diğer maceralardan daha farklı. Diğer maceraların öncelikli hedefi bittabikii satış. Ve bütün bir DC evrenini etkileyen maceralar oldukları için ‘iyi’ de olmak zorundalar. Flashpoint de aynı yükümlükleri yerine getirmek zorunda ancak onun ikinci bir işlevi daha var o da “The New 52” olarak aylardır lanse edilen ve promosyonu yapılan yeni DC süreklliği için ön ayak olmak. Dolayısıyla aslında Flashpoint’in amacı iyi bir macerada olmaktan öte  DC erevninin değişmesi için bir köprü görevi oluşturmak. Tıpkı House of M gibi. Ve tıpkı House of M gibi Flashpoint de biraz yavan, sonu başından belli ve çok bir süpriz içermeyen ve sonucunda süreklilik komple reboot olduğu için ileriye yönelik birşey vaatetmeyen bir macera.

Peki güzel tarafları yok mu? Var tabii. Öncelikle görsel olarak bence çok başarılı. Andy Kubert tarafından çizilmiş bir Batman görmek her zaman zevklidir ki Flash da bilakis öyle. Benim için ikinci ilgi çekici yanı ise yine DC’nin normal sürekliliği dışında “twisted” bir alternatif evrende geçmesi. Bildiğimiz birçok kahraman Flashpoint dünyasında var ancak alışageldiğimizden oldukça farklı biçimde. Özellikle Batman düşündürürken Superman güldürüyor diyebilirim.

Flashpoint ile ilgili son olarak söylemeki istediğim şey ise yukarıda da değindiğim gibi DC sürekliliğini komple reboot etmesi. Bu maceradan sonra bütün DC dergileri 1. sayıdan başladı. Tahminen şu anki DC tarihi Justice League’in kurulmasından 5 sene sonrasına dayanıyor. Yani Batman, Superman, Flash, Green Lantern gibi majör DC kahramanlarının ortaya çıkmasından 5 sene sonrasına. Herkes oldukça genç yani. Üstüne üstlük Flashpoint’in son sayısında anlıyoruz ki reboot’a uğrayan tek süreklilik DC Universe de değil. DC Comics’in Imprint’lerî olan Wildstorm ve Vertigo süreklilikleri de benzeri bir reboot’a uğramış durumdalar ve daha da önemlisi artık bu 3 farklı süreklilik tek bir çatı altında toplanmış durumda. Bu olay çizgi roman içerisinde kim olduğu şu an için bilinmeyen ancak üzerinde bir sürü spekülasyon yapılan bir abla tarafından anlatılıyor ki açıkcası DC’nin bu süreklilikleri sıfırlama işi temelde ne kadar ticari olsa dahi bu şekilde bir çizgi roman macerasına dönüştürülmesi hoşuma gidiyor. Aşağıdaki panelde görüyoruz ki aslında DC, Wildstorm ve Vertigo isimleriyle andığımız üç farklı zaman sürekliliği olması kasıtlı olarak biricik dünyamızı yaklaşan ve henüz ne olduğunu bilmediğimiz bir tehlikeye karşı bizi zayıflatmak amacıyla yapılmış birşeymiş. Bu 3 firmanın birleşmesinden ne çıkacak şu an kesitmek zor. DC sürekliliğini toparlamak için yapılmış olan çabaya gayet potansiyel bir çorba havası katıyor. Ancak DC bu. Asla emin olamazsınız.

Sonuç olarak Flashpoint “eh işte”lik bir macera. Yazar ve çizer ve ortada  mega-event olması dolayısıyla beklenti yüksek oluyor ancak okuduğunuz şey bir çırpıda okunan (aslında bence bu çizgi romanlar için iyi bir özellik) fakat çok da akılda kalıcı olmayan bir macera. Basılı halini alır mıydım? Şu an ki ekonomik durumumla: Hayıııır.. Maaşıma zam yapsalar: Yine hayııııır. Ama altılıda iyi birşey tuttursam ve açgözlülüğüm de üzerimdeyse olabilir.

8 thoughts on “Laubali Bir İnceleme: Flashpoint

  1. Geri bildirim: Justice League Sayı Biiiiirr | Ava Giden Avlanır

  2. Sana tavsiyem, ingilizcen varsa eğer cbr olarak benim yaptığım gibi indir, tek kuruş ödemeden tüm sayılara sahip ol. Dc veya Marvel fark etmez, hepsini çok rahat oku :))
    Şimdiden kolay gelsin.

    • Selamlar. İngilizce az buçuk var:) CBR zaten allahın emri yani kullanıyorum bolca. Ancak (bu konudan daha önce de bahsetmiştim); Basılı olarak tasarlanmış bir ürünü bilgisayar ekranından okumak bana aynı keyfi vermiyor. Bir de ayrıca işin “pirating” tarafı var ki oraya hiç girmeyeceğim. Dipsiz bir kuyu o. Ancak herkes CBR okusa ne gerekli Şeyler kalır ne Gom Kitabevi kalır ne Marvel kalır ne Örümcek Adam kalır. Kendimiz çizer kendimiz okuruz artık.

    • Bu kafayla nereye kadar okursunuz artık bilemiyorum. Gün gelir de okunacak ÇR kalmazsa şaşmayacağım, satış rakamları da ortada zaten. Hal böyle iken yazar-çizer tayfası da yaşamak için domates biber ekip geçinmeye başlar herhal.

  3. merhaba madem internettten indirmiyorsunuz nasıl okuyorsunuz çizgi romanları?ingilizceleri satılıyor mu türkçesi olmayanların ben bulamıyorum.iyigünler.

  4. Yorumlara bakıyorum 2011 diyor batmana supermana ne olmuş hiç benim bildiğim gibi değiller ikisinde de artık don yok

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s