Yazmak üzerine

Bir önceki post’umda es geçtiğim, ‘yazmak’ üzerine olan “duygusal” post budur. Çizgi romanla alakasızdır. O Yüzden isterseniz es geçebilirsiniz.

Yaklaşık bir yıl önce şöyle bir post attım:

Lan bu blog olayı çok saçma bişey değil mi? Yani neden yazıyorum ki? Niye bu kadar kasıyorum ki? “Abi napıyosan kendin için.” iyi kendim için yapıyosam bütün blog’u “private” yapıyım bitsin gitsin. Bok. Hem de public bok. Buyur burdan yak.

Bu post’tan sonra yazmayı bıraktım ve birkaç gün öncesine kadar yazmadım. Yazmak öyle birşey ki -eğer kanınızda varsa- (ki benim ortaokul yıllarımdan beri çeşitli formatlarda -öyküler, denemeler, bloglar, incelemeler şeklinde vardır) siz ne kadar terk etseniz de o sizi bırakmaz. Yazmak ne yapar ne eder zihninizi ve kaleminizi ele geçirir. Aklınızdaki darmadağınık düşünceler kelimelere döküldükten sonra şekillenir, belli bir kalıba girer, anlam kazanır. Size yaşadığınız, ürettiğinizi, iletişim kurduğunuzu hissettirir. Uyuşturucu gibidir. Ara verirsiniz ancak bırakamazsınız.

Peki neden yazmayı bıraktım: Çünkü sanırım önemli olan şeyin ne olduğunu unutmuşum. Ava Giden Avlanır’a o zamanlar günde ya da iki günde bir post atıyordum ve blogun hit sayısı dalgalar halinde arttıyordu. Bu hitlerin büyük bir kesmini sadece resimlere bakan isanlar oluştursa da, bir kısmını da ulaşmak istediğim, fikirlerimi paylaşmak istediğim, kısıtlı ama sağlam bir çekirdek okuyucu kitlesi oluşturuyordu. Peki beni arızalandıran şey neydi: Blog’u kendim için yazdığımı unutmaktı sanırım. İstediğim geri dönümü alamıyordum, yazdıklarım, düşündüklerim uçup gidiyor, “hangi hulk daha güçlü?” gibi muhabbetler arasında kayboluyordu.

Yanlış! Büyük yanlış hem de. Yazıyorsanız eğer ve birileri bu yazdıklarımı beğesnsin, paylaşsın, yorum yapsın ya da ilgi çeksin diye düşünerek yazıyorsanız, yanlış ve samimi olmayan bir yola girmişsiniz demektir. Hiçbir zaman böyle kaygılarım olduğunu zannetmezdim ama gelin görün ki ufak bir öfke patlaması olan yukarıdaki post”umda bunun tersi olduğunnu gördüm. Birilerinden birşeyler bekliyordum. Hatta anlık sinirim anlamsız biçimde öyle bir darılmaya dönüştü ki Sevgili Bilge’nin ScFi Chronicles‘da attığı ve benden ve Ava Giden Avlanır’dan bahsettiği post‘u bile yarım yamalak okumuştum. Bundan yaklaşık bir hafta sonra ise o post’u bir kez daha ve bu sefer ciddiyetle okudum. Bilge’nin sözleri kafamda darmadağınık biçimde şekillenmeye çalışan düşünceleri çok güzel biçimde birleştirdi:

Ben yazı yazmayı bıraktığım dönemlerde ya çok işim oluyordu, ya da maddi / manevi problemlerim. Ama hiçbir zaman “kimse okumuyor, meh” diye yazmamazlık etmedim. Paylaşmak istediğim şeyi bir kişiye bile ulaştırsam, benim için kârdır. Çünkü ben bunu para kazanmak, çevre edinmek, isim olmak ya da egomu tatmin etmek için yapmıyorum. Bu benim kendimi ifade ediş şeklim… Beni ben yapan şeylerden birisi. Blog tutmasaydım ne yapardım, bilmiyorum.

Bu işin bana getirisi, hiçbir zaman negatif olmadı. O yüzden sık sık okuyucularınızı azarlamak, depresyona girmek, “kim için yazıyorum ki bunları?” demek yerine, siz sadece yazın. Size ve yazdıklarınıza değer veren, vakit harcayan ve paylaşayan birkaç kişi, birgün mutlaka olacaktır.

Bundan böyle günlük post atmayacağım. Ya da haftalık. Belli bir düzene uymayacağım ve canım ne zaman isterse o zaman yazacağım. Bu kadar zevk aldığım birşeyi kurallar içerisine oturtmak, bir işe çevirmek şu aşamada oldukça yanlış sanırım.

Son olarak ise bir gelişmeyi haber vermek istiyorum: Altevren adında çok yazarlı bir blog oluşturduk. Konumuz yine çizgi roman. Henüz biraz emekle devresinde sayılabilir. Yazarlar nacizane Başkan’ınız Ben, Türkiye’nin en eğlenceli çizgi roman blog yazarı olan ve $2.99‘un kurucusu Emre Arifoğlu ve hepsinden öte Altevren’in başkanı diyebileceğimiz ve incelemeleri olsun, araştırmaları olsun, orjinal post fikirleriyle olsun bence çok yetenekli bir yazar olan Berk Uralcan. Bazı post’larımı sadece Altevren’e, bazılarını sadece buraya, bazılarını ise ikisine birden koyacağım.. Altevren‘i takip etmenizi öneririm.

Reklamlar

6 thoughts on “Yazmak üzerine

  1. Benim bu blog’u bulmam henüz çok yeni. Batman’le ilgili bişeyler okurken tesadüfen geldim ve samimi yazı, güzel konular ve kendi halinde bi blog görünce hemen takibe aldım. Blog olayını gazeteye makale yazarmışcasına sürekli kullanmak sıkıcı olduğu gibi bi yerden sonra başaki ilgi, alaka ve hevesin kaybolmasına da neden oluyo. Sen yazdığın sürece elbet okuyan birileri olacaktır. Eline sağlık başkan…

  2. Heey 🙂 (Bilge ben.) Türkiye’de comic kültürü üzerine akademik tez hazırlayan biri için müthiş bir kaynak oldu bu blog, zaten tez bittiğinde Credits için ulaşacaktır ilgili kişi sana. Never give up!

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s