Yürüyen Ölüler Bölüm 3: Demir Parmaklıklar Ardında (Image Comics/Marmara Çizgi)

Öncelikle yaşı biraz geçgin eski bir çizgi roman okuru olarak çizgi roman baskı kalitelerine karşı hep şüpheyle yaklaşırım. Çünkü Türkiye’de belli bir tarihe kadar birçok yayınevi tarafından yayınlanmış birçok  kitap ciltleme ve baskı manasında hep kusurlarla dolu olmuştur. Okumak için bir tane, koleksiyon için ikinci bir tane alan bir arkadaşım vardı (Çünkü bir kere okundu mu ciltler dağılıp gidiyordu genellikle.) Görüyorum ki modern yayınevlerinde artık  böyle bir sorun yok. Marmara Çizgi ve Hoz Comics tarafından yayınlanan kitapların neredeyse orjinal TPB’lerden bile daha iyi olduklarını düşünüyorum. Umarım bu kalite düzeyini düşürmezler ve böylelikle biz de bir 10 sene sonra Robot 6’in “Shelf Porn” una koleksiyonlarımızın resimlerini yollarız. (Ancak Marmara Çizgi’nin acilen Web sayfasını yenilemesi gerekmekte.)

Daha önce de Robert Kirkman tarafından yazılan ve Charlie Adlard tarafından çizilen Yürüyen Ölüler’in ilk bölümünden bahsetmiştim. İlk iki cildi çok beğenmemiştim açıkcası. Bu biraz, son yıllarda zombi malzemesinin standart bir korku trendi haline gelmesi, hatta bunu da aşıp sonuna kadar sömürülmesindendi ve açıkcası zombiler bana baygınlık vermeye başlamıştı.Ancak Demir Parmaklıklar Ardında‘yı beğendim (Bu blogu okuıyan bazı şahıslar “ben demiştim” ya da “yola geldi salak” diye düşündüklerini duyabiliyorum (evet ben telepatım)). Şimdi bunları düşünen arkadaşlar “ne oldu da beğendin?” diye soracaklardır. Söyleyim efendim:

Yürüyen Öşlüler Bölüm 3’ü beğendim çünkü içinde olabildiğince az zombi vardı. Bu bölüm ile beraber hikayenin olgunalşamaya başladığını kabul etmeliyim. Yazarın yarattığı dünya biraz kendini toplamış gibi. Yürüyen Ölüler’de Esas konu belki de hiçbir zaman  zombilerin kendisi değildi. Ancak bu bölümle beraber artık zombiler iyice bir dekor malzemesine dönüşüyorlar. Hatta öyle ki bazı sahnelerde yazarın bile artık zombileri ciddiye almadığını hissediyorsunuz.

Geçen bölümlerde bir ton zombi saldırısı atlatan kahramanlarımız bu bölümde terkedilmiş bir hapishaneye sığınıyorlar. Bundan sonrası ise genellikle hapishanede karşılaştıkları sağ kalmış 4 mahkum ve birbirleri arasında geçen olaylar ve diyalogları kapsıyor.

Açıkcası “sıradan” kabul edebileceğim bir zombi senaryosu şeklinde yürümeye devam etseydi 4. cilde devam etmeyi pek düşünmüyordum (yalan gene alırdım.). Ancak hikayenin gidişatının değiştiğini kabul etmeliyim. Zombilerin ne olduğuna ya da nerden geldiklerine dair bu bölümde de hemen hiçbir ipucuna rastlamıyoruz.

Dediğim gibi zombiler bu bölümde bir dekora dönüşmüş durumdalar. Hikayeye varlıkları dışında direk bir katkıları yok. Hatta neredeyse kimseyi yemeyi bile başaramıyorlar. Ancak işin ilginç yanı şu ki, zombiler kimsecikleri yemese bile ilk 2 bölüme oranla çok daha fazla ölüm görüyoruz. Hatta kan gövdeyi götürüyor bile diyebilirim.

(Yürüyen Ölüler’in bu bölümü okumadıysanız ve okuyacaksanız yazının bundan sonrasını kitabı okuduktan sonra okumanızı tavsiye ederim).

Tahmin edebileceğiniz gibi bu kan gövdeyi götürmeler genellikle kahramanlar arasında geçen olayların sonuçlarından kaynaklanıyor. Hatta ve hatta bu olayların sonuçları bu dergide çok da görebileceğimi tahmin etmediğim ahlaksal bir karara kadar vardırıyor işi: Bu da başkahramnımız Rick’in koyduğu kural: Öldürürsen Ölürsün. Bence bu çok ilginç işte çünkü bu Rick’i bildiğimiz “çizgi roman kahramanlığı” statüsünden alıp neredeyse “normal bir adam” düzeyine indirgiyor. Rick, çocuk katili Thomas’ı yumruklarıyla nerdeyse paramparça ederken “vur lan” gibi bir cümle geçiyor insanın aklından.

Hikayenin devamını CBR formatında falan bulup okuyabilirim ama yapmayacağım. Marmara Çizgi’yi bekleyemeyi tercih ediyorum bu noktada. Onun yerine devamını okumamış biri olarak bazı yorumlarda bulunmak istiyorum. Hikaye ne yöne doğru gidecek bilmiyorum ama Rick’in söylediği bu sözler yani “Öldürürsen Ölürsün” biraz da bu post-apokaliptik dünyanın ilk anayasası olarak görülebilir. Başkahraman Rick’in bu noktada gayet gerçekçi ve güzel bir tepki verdiğini düşünüyorum. Thomas’ı canlı bırakıp kapı dışarı da edebilirlerdi ama Rick onu asmayı tercih ediyor. Bu her ne kadar vahşice gözükse bile bence hem Rick’i bir lider olarak hem de koyulan bu yeni kurala uygun bir gövde gösterisi yapmak açısından iyi bir karar. Ancak görünen o ki Kirkman’ın gönlü Rick’i cellat yapmaya izin vermemiş olsa gerek Thomas başka bir şekilde belasını buluyor.

Peki kötü yönleri yok mu? Var. Hala gereksiz diyaloglardan biraz sıkılıyorum. Karakterler arasında geçen “çamaşırların nereye asılacağı” ya da “kimin hangi yatakta yatacağı” gibi diyaloglardan. Bunların da aslında bir anlamı var tabii: Zombilerle çevrilmiş bir dünyada insanların hala “normal” kalma çabalarını gösteriyor. Ancak yine de bazı zamanlar gereğinden fazla uzuyormuş gibi geliyor bana. Aslında yazar Kirkman’ın diğer eserlerine de bakınca genel olarak tarzının  bu olduğunu görüyorum: Görselden çok diyaloglarla sağlanan bir anlatım.

Marmara Çizgi’ye ise tek şikayetim; bu ciltte Yürüyen Ölüler’in orjinal basımlarının kaçıncı sayılarının toplanmış olduklarını yazmamış olmalarıdır (ya da ben göremedim).

Tek seferde ve keyifle okudum. Tavsiye ederim.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s