Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 2. Bölüm

Bu yazının aylar önce yazdığım ilk bölümünde şu an 200. saysına 3 sayı kalmış olan, Imgae Comics tarafından 1992 yılından beri kesintisiz ancak düzensiz olarak yayını sürdüren Spawn adlı dergiden bahsedeceğim. Eğer Spawn’ın başından geçenlere çok hakim değilseniz ya da öğrenmek istiyorsanız ilk bölümü okumunazı tavsiye ederim: Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 1. Bölüm.

Yazının ilk bölümünde Spawn’ın şu an 18 seneyi doldurmak üzere olan tarihinin birkaç sayfalık bir özeti vardı. Şimdi okuyacaklarınız ise bu 18 sene hakkındaki düşüncelerimdir.

Şimdi dönüp baktığım zaman Spawn’ın ortaya çıktığı dönem olan 92 yılında çizgi romanlar açısından oldukça karanlık bir dönemdi. Superman ölmüştü ya da ölmek üzereydi, Batman’in beli kırılıyordu, Green Lantern Parallax’a dönüşmek üzereydi, koca koca silahlar yeni yetme bir sürü kahramanın elinde dolaşmaktaydı..vs.vs. Spawn sanırım o dönemde çizgi roman okurlarının uzun süredir görmek istediği birşeyi okurlara sundu: Rakiplerini öldürmekten çekinmeyen bir süper kahraman evreni içerisinde var olagelen bir ana karakter. Herşeyden önce her ne kadar bu diyeceğim göreceli olsa bile- Spawn iyi gözüken karizmatik bir karakterdi. Bariz biçimde Batman ve Spiderman esintileri taşıyordu. Basit bir taklitten öte bu iki kahramanın bazı özelliklerinin güzel bir senteziydi. Görünşü biraz sayg duruşu niteliğinde olsa bile klasik (ruhunu şeytana satan adam) ama gittikçe derinleşen evreni ile paralel olarak ilgi çekeci hale gelen bir hikayesi de vardı.

Yaratıldığı döneme nazaran, şu an içinde bulunduğumuz yıl itibari ile Spawn’ın bir dergi olarak saygınlığı, 92 yılındaki rakiplerine göre oldukça azalmıştır. Şu an birçok çizig roman henüz yayınlanmaya başlamadan film haklarının satıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Ancak Spawn’ın filme alındığı 97 yılında işler pek öyle değildi. Büyük sayılabilecek hollywood süper kahraman prodüksiyonlarının sayısı 2 elin parmağını geçmiyordu. Tabii ki bu Spawn’ın bir Superman, Batman ya da Örümcek adam kadar başarılı bir karakter olduğu manasına gelmez. Ancak yine de çizgi roman piyasasını (hiç yoktan satış manasında) coştuğu o yıllarda, birçok rakibi geride bırakıp bu kadar başarılı olmasının bir nedeni de vardır muhakkak.

Spawn’ın bu kadar başarılı olmasının nedeni aslında yaratıcısı olan Todd McFarlene’in çok iyi bir ticari zekaya sahip olmasıdır. bunu da zaten kariyerine bakarak anlayabilirsniz: Marvel’ında bir çizerken şu an bir oyuncak imparatorluğunun başında. Bu ticari zeka bence Spawn’ın daha ilk yıllarında kendini göstermektedir. Spawn’ın ilk 20 sayısı boyunca Mcfarlene dışında kulağımıza hiç de yabancı gelmeyen birçok çizgi roman yazarının ismi görülebilir: Frank Miller, Grant Morrison, Neil Gaiman, Alan Moore. Sıralama yapmaksızın çizgi roman tarihinin en iyi yazarları. İlk 20 sayı boyunca temelleri atılan ve kurulan bu Spawn Evreni McFarlene’in fikirlerinin bu büyük isimler tarafından yorumlanmasıyla bazı sayılar eşşsiz bir lezzet kazanmıştır.

Spawn #8

Alan Moore tarafından yazılan cehennem betimlemesi

Spawn’ı aynı dönem çıkan birçok çizgi romandan ayıran başlıca özellik bir hikayeye sahip oluyor oluşudur. Bununla kastım karaktere ait bir “geçmiş” ya da “tarih” değil. Klasik manada girişe, gelişmeye ve sonuca sahip, başrolünün Al Simmons AKA Spawn tarafından oynanan ve daha ilk sayılardan beri finali belli  bir hikaye. Ancak tek bir fark ile; Okuyucu, hikayenin “giriş” kısmına değil “gelişme” kısmına daha yakın bir noktada okumaya başlıyor. Kurgusal özellikleri bir yana koyarsak eğer Spawn’ın klasik bir hikayeden öte spesifik olarak “destan” formatına alabiliriz.

Spawn’ın çoğu McFarlene ve dadaşları tarafından yazılan ve yine tamamına yakını kendisi ve Greg Capullo tarafından çizilen  ilk 50 saysı için aklıma gelen kelimeler Zengin, merak uyandırıcı, heyecanlı ama bir yandan da karanlık ve dağınık oluşudur.  İlk 50 sayı içerisinde birçok karakterle tanışırız, baş kahraman çevresi ve geçmişi hakkında birçok şey öğreniriz ve henüz tanışmadığımız ve görmediğimiz birçok yerin varolduğunu/varolabileceğini görürüz. McFarlene’in hayal gücü bence muhteşemdir bu noktada. Ortaya birçok karakter sunar ve ister sevin/ister sevmeyin bu birtçok karakter inatla hala bu dergide varlığını sürdürmektedir. İyi adam belli, kötü adam belli, olay belli. Bu noktada Batman’den farkı, Batman’in asla ve asla Joker’i öldürmeyecek oluşudur. Dolayısı ile Batman için bir bitiş ya da final yok ancak Spawn için henüz yazılamamış olsa da var.

Henüz ikinci sayıda Spawn’ın arch-enemy’sinden öte arch-başağrısı olarak nitelendirebileceğim Violater AKA Clown’la karşılaşır. Bu noktada McFarlene’in de favorilerinden birini olduğunu bildiğim Batman’in 1940 yılında yayınlanan 1. sayısı geliyor aklıma: The Joker

Spawn #004:Spawn ve Clown/Violater'ın ilk karşılaşmaları

Spawn’ın sayfaları bir çok A kalite yazara ev sahipliği yapmış olsa bile yine de bu derginin ipleri bittabii yaratıcı Todd McFarlene’in elindedir. McFarlene iyi bir çizer, iyi bir çizgi romancı, iyi bir yaratıcı ve ticari zekası yüksek bir zekaya sahip olmasına rağmen belki de kurgusal bir evreninin sunumu ve yönetimi hakkında o kadar da yüksek bir potansiyeli olmadığını çoğu sayısını kaleme aldığı 25 ila 70 sayılar arasında kendini gösterir. Bu sayıları kötü olarak değerlendirmesem bile yine ilk sayılarla karşılaştırıldıkları zaman daha karanlık, daha donuk kalmaktadırlar.

Bu sayılar süresince yazarın yarattığı ve sürdürdüğü dünyanının parçalarını birbirine çok iyi “tutkallıyamamış” gibidir. Spawn’ın mafya ile, B sınıfı düşmanlarla kapışmasını okuruz. Her ay yayınlanan bir çizgi roman için bunlar da gereklidir tabii ama bence bu sayılar süresince esas olay gereğinden fazla geriye atılmaktadır: Spawn destanı süresince bir sonraki adım ne olacak? Çünkü Spawn bu sayılar boyunca genellikle aynı şeyleri yapar ve bütün bu süreç hiç yoktan Al Simmons’un gözünden olabildiğince depresif biçimde aktarılır. Aslında Al Simmons AKA Spawn’ın baş karakter olarak böyle uzun soluklu bir destan içerisinde gideceği yön düşünülecek olursa McFarlene’in yaptığı doğrudur: Spawn  aklını temizleme, neyin içinde olduğunu, kime, neye karşı savaştığını anlama, bu savaşın verilemeye değer bir savaş olup olmadığını anlama süreci içerisindedir ve bir yandan da devamlı olarak kendini yargılamaktadır. Öncelikle burnu sürtmelidir, en dibe batmalıdır ki, yukarıya çıkabilsin.

Ancak bu gerekli süreç McFarlene’in yazarlığını yaptığı dönem içerisinde ya biraz uzun tutulmuş ya da dergiye hakim olan depresif ve karanlık hava okuyucuya mola verdirmek için biraz olsun aralanmamıştır.

Elbette ki ana hikaye ile ilgili olarak çeşitli ipuçları da verilemeye devam edilir ancak bir okuyucu olarak bunları yeterli bulmadım. Bu dönemde ana hikayenin gelişimine yapılan katkı az ve önemli olsa bile, seyrekliğinden dolayı birçok okuru dergiye küstürdüğünü tahmin ediyorum. Bu sayıların sonlarına doğru artık Spawn’da birşey değişmesi gerekmektedir. Kısacası okuyucu daha kendine güvenen ve kimliğini taşıyan bir Spawn, daha fazla cennet, daha fazla cehennem, ana hikayeye katkı yapacak ve ilerlemesini sağlayacak daha fazla olay görmek istemektedir.

Bu değişim Brian Holguin’!ın yazarlık koltuğuna geçtiği 71. sayı ile başlar. Bundan sonr Brian Holguin neredeyse yolunu kaybetmek üzere olan Spawn’ı alır çekere çevirir ve rayına oturtur. Mcfarlene ve diğer yazarların daha önce bıraktıkları zengin malzemeyi uçların kıyılarından hafif hafif yontarak, yeri geldiğinde başka malzemeler ekleyerek Spawn’ın o güne kadar kurulmş evrenini bir düzene koymaya başlar. Sanki adeta “bu deri bu konu hakkındadır ve bundan sonra bu yöne doğru devam edecektir” demektedir Holguin. Bundan sonraki 30 sayı boyunca Holguin Spawn’ı öyle güzel götürür ki hikaye hem artık ileriye doğru gitmektedir hem de bunu yaparken McFalene’in yarattğı Urban atmosferde geçen diğer irili ufaklı hikayeleri kullanmktadır.

Zaten bu güzel ilerleyiş 100. sayısında meyvesini verir. Spawn ruhunu sattığı şeytan Meloboglia’yı yok ederek dergide o güne kadar hiç görülmemiş büyüklükte bir viraj alınmış olur. Bence Spawn’ın 100. sayısına doğru yapılan ve bu sayı ile sonuçlanan yolculuk Popüler Amerikan çizgi Romanını seven hemen herkesin beğeneceği bir maceradır.

Spawn #100. Snatçı Alex Ross

Holguin sadece Spawn’ı bir karakter ve öykü olarak ileriye götürmekle kalmaz, bir sonraki aşama için de yeni karakterlerle ileriye dönük köprüler oluşturur. Örneğin düşmüş bir melek olan Meloboglia’ın yanındaymış gibi gözüken Mamnon aslında Meloboglia’dan çok daha tehlikeli bir karakterdir. Meloboglia Spawn 100 ile düşmüş olsa bile ıceberg’in sadece gözüken yüzüdür. Meloboglia Spawn hikayesinde finale giden yoldaki ilk büyük karşılaşma gibidir. Luke Skywalker’ın episode 4’te Death Star’ı yoketmesi gibidir. Ancak henüz başa çıkılması gereken koskoca bir imparatorluk vardır.

Holguin 100. sayıdan sonra hikayeye tempolu biçimde, hız kesemeden ancak aceleye de getirmeden devam eder. Okuyucuların yıllardır merak ettikleri birçok sırrı aralarken, ortaya çıkan cevaplarla ilerleyen bölümlerde çözülmesi gereken ancak ana hikayeyi de renkelndirecek birçok düğüm koyar ortaya. Cogligostro bunların en başında gelenedir. İlk sayılardan beri Spawn’a yol göstermeye çalışan Cog’un aslında kardeş katili Kabil olduğu ortaya çıkar. Cog Spawn’ı manipüle ederek ve onun gücünü kullanarak cehennemin tacını ele geçirir ve 8. katın yeni kralı olur. Bundan sonra ise kendisini cehennemde bir kuleye kitler. Kimse bir daha onu görmez ya da duymaz ancak içinde yaşadığı kulesi gün geçtikçe yükselmekte ve dedikoduya göre Cog bu kule ile ona yasaklanan cennetin kapılarına ulaşmaya çalışmaktadır.

Bundan sonra Holguin bir sonraki adım için Spawn  evrenini şekillendirmeyi sürdürür. Artık Al Simmons daha farklı bir oyun içindedir. Bundan sonraki adım muhtemelen zoru olacak olan Armageddon’dur. Cennet ve cehennem arasındaki savaş. Ve Spawn ve kimbilir daha ne köşelerde gizli kalmış güçler bu oyunun ortasında, sağında, aşağısında ve yukarısındadırlar.

Brian Holguin 150. sayı ile beraber yerini David Hine’a teslim eder ve böylelikle bence Spawn’ın en güzel dönemi de bitmiş olur. Hine’ın yazar koltuğunu devralan dönemlerde Spawn ticari olarak ne durumdaydı bilemiyorum ancak Hine ile beraber Spawn’ın içinde gereğinden fazla hızlı sayılabilecek bir değişim başlar.

150. sayı ile beraber ta 1. sayıdan beri varlığı bilinen ve eninde sonunda gerçekleşecek olan Armageddon’un işaretleri görülmeye başlar. Mantıken Armageddon’un sonu başı belli olan bu hikayede son savaş olması gerekmektedir. Armageddon ile beraber tanrı, şeytan, cennet, cehennem ve herpsinden öte Al Simmons hakkındaki gerçekler açıklanacaktır. Dolayısı ile 150. sayı ile beraber okuyucunun aklına şu soru gelir: “nasıl yani? bu kadar çabuk mu?” Sadece ilk raound olan Meloboglia’nın ölmesi bile 100 sayı sürmüşken ve bence Spawn o zamana kadar en iyi tutarlılık düzeyinde giderken Armageddon Spawn için çok erken devreye sokulmuş bir hikayedir. Dediğim gibi o dönemin ticari durumunu bilmiyorum ancak bu sanki okuyucunun ilgisini kaybetmeye başlayan bir dergi için “büyük bir olay” ile tekrar dikkatleri üzerine çekme isteği olabilir. Ayrıca şunu da hesaba katmak gerekir ki Spawn 150 sayı geride bıraktıktan sonra zengin ve karmaşık bir dünya yaratmıştır. Ancak bu yeni dünyanın tarihi belki de yeni okuyucular için girilmesi ve anlaşılması zor bir hal amıştır. Dolayısı ile armageddon’un Spawn için bir retcon olması potansiyeli vardır.

13 sayı süren Hine tarafından yazılan ve bence çok iyi bir çizer olan philip Tan tarafından çizilen Armageddon macerası hikaye olarak Todd McFarlene’in kafasında yıllar önce yazdığı Spawn hikayesine uygun ilerler ancak bu 13 sayıyı okumak bir filmi hızlandırılmış şekilde izlemek  gibidir. Şeytan ve Tanrı reankarne olarak ikiz çocuklar olarak dünyaya gelirler ve bunları doğuran Al Simmons’un eski eşi Wanda’dır. Ancak neden dünyada 3.5 milyar kadın varken Wanda’nın bu çocukları dünyaya getirdiği bir türlü anlaşılmaz. Belli ki bir nedeni vardır ancak hikaye o kadar hızlı ilerler ki bunu okuyucuya açıklama zahmetine bile girişmezler.

Armageddon’la beraber büyük savaş yaşanır, kıyamet gelir, Spawn kısa süreliğine de olsa evrendeki en gçlü varlıklardan birine dönüşür ve dünyaya tekrar huzur, barış, sağlık, mutluluk getirir.

Bu 13 sayı boyunca birçok şeyin sadece satış kaygısı uğruna harcandığını düşünüyorum:

  1. Armageddon: Bunu yüzüklerin efendisi’ndeki son savaşa benzetebilirsiniz. Spawn içerisinde ideal olarak bütün düğümlerin çözülmesi gereken bu savaş bir aksiyon sahnesi olmaktan öteye gidememiştir.
  2. Tanrı ve Şeytan: 150 sayı süren bu kadar zengin bir hikayeden sonra harcananamayacak kadar “kilit” rollere sahip olması gereken bu karakterler açgözlü iki gerizekalı çocuk olarak betimlenmişler ve böylece harcanmışlardır.
  3. Cog: Son bıraktığımızda cehennemin kralı olan Cog, diktiği kulesi ile cennete ulaşmaya çalışmaktadır. Eğer yaşamasına izin verilseydi o ana kadar koruduğu gizemli kilit rolü sürdürecekti. Ancak Armageddon ile beraber Cog yok olup gitmiştir.
  4. Cennet, cehennem: 8. sayısında hem materyalkist hem de ürkütücü olarak betimlenen cehennem ve şimdiye kadar doğru dürüst görmediğimiz cennet ve cehennem de patronları ile beraber harcanmıştır.
  5. Spawn: Bu maceranın sonunda Spawn bir tür tanrıya dönüşmüştür ve en güçlü rakiplerini yok etmiştir. Dolayısı ile bu hikayenin burda bitmesi gerekmektedir ancak bitmemiştir. En büyük hata da budur.

Bu noktadan sonra derginin ana hikaye bakımından ilgi çekiciliğini yitirdiğini düşünüyorum. Ancak David Hine burda da durmaz. Al Simmons’un daha önce gösterilmemiş köklerine iner. Ailesi ile tanıştırır ve cesur ve güzel bir kararla Mamnon’u Al Simmons’un geçmişine dahil eder. Ancak bu bile çok kısa soluklu olur ve Mamnon’un tek isteğinin Spawn’ın giysisisi için “mükemmel taşıyıcı” yı yaratmak gibi bir amacı olduğunun açıklanması ile yaklaşık 100 sayıdır perdelerin arkasından ipleri yöneten Mamnon da bir karakter olarak yere serilir. Dolayısı ile Armageddon macerası sonunda harcananlar:

  1. Mamnon: Maleboglia’dan bir sonraki ya da belki esas düşmandır. Ancak tıpkı Satan gibi oldukça ucuz biçimde harcanmıştır.
  2. Al Simmons’un ailesi: Simmons’un ailesinin betimlendiği bölümler ve mamnon’la ilişkileri güzeldir ancak Mamnon’la ilgili kısmın bitmesiyle görevini tamamlamıştır. Eğer bu şekilde harcanmasaydı daha birçok malzeme çıkabilecek bir bölgeydi oysa ki.
  3. Legion ilk görüldüğü zaman ne olduğu belli değildir. Daha sonra Al Simmon’la beraber aynı saat içerisinde ölen 6000 ruhun Spawn önderliğinde tek vücut bulmuş hali olarak yine David Hine tarafından açıklanmıştır ancak Legion ilk ortaya çıktığı zaman görülen tipler hiç de Al ile beraber aynı satte ölenlere benzememektedir. bence bu tek kare ile Spawn’ı ne olduğuna dair çok güzel ve heyecan uyandırıcı bir alternatif yaratılmış ancak daha sonra yine Hine tarafından yok edilmiştir.

Son zamanlarda Spawn 200. sayısına yaklaşması ve yazar koltuğunu tekrar devralan brian Holguin’in yazdığı Endgame adlı maceranın başlaması ile final dönemecine girilmiş gibi gösterilmektedir. Ama bu yazının bütününü okuduysanız eğer o final bir 40 sayı kadar önce harcanıp gitmiştir. Zaten Brian Hoolguin da bilmediğim nedenlerden dolayı bu maceranın yarısında ayrılmıştır. Zaten devam etseydi ortaydaki enkazı o bile toparlayamayabilirdi. Bu nedenlerden dolayı Spawn’ı biraz yönünü kaybetmiş bir dergi olarak nitelendirebilirim.

Görünen o ki bildimiz Spawn Al Simmons kendini öldürmüştür ve şimdiki Spawn JimDowning adında yine hafızasını kaybetmiş biridir. İlginç bir nokta Dawning’in ilk olarak Spawn #6’da ortaya çıkmış olmasıdır. Dawning’in elbette ki Al Simmons’dan daha farklı bir geçmişi vardır ve bu yavaş yavaş aydınlığa çıkmaktadır ancak farklı bir geçmişe sahip bir karakterin aynı malzemeler ve aynı kurgu ile hakkettiği finali alamamış ve çoktan bitmesi gereken bir dergiyi tekrar canlandırabileceğini zannetmiyorum. Aşağıdaki kare Spawn 1,2, ya da 3’tend eğil son sayı olan Spawn 197’dendir ve bütün o Armageddon tantalarına rağmen derginin nasıl resetlendiğini (üstelik burda retcon sayılabilecek bir durum bile yok) göstermektedir:

3 thoughts on “Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 2. Bölüm

  1. Geri bildirim: Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 1. Bölüm « Ava Giden Avlanır

  2. güzel yazı
    ama ben spawnı anımasyon olarak takıp edıyorum ve seyrettıklerımle sizin yazmış olduklarınız birbirini tutmuyor
    Benim anlamadıgım cizgi romanın yazarıyla filmin yazarının aynı olmasına ragmen hikayelerın bırbirini tutmamasısıdır….
    animasyon serisi 3. sezonda sona ermişti ve spawnın bir wandadan bir çoçuğu olacaktı.Ama böyle birşey yok sanırım.
    Bunları nerden uyduruyorlar anlamıyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s