Modern Marvel Kronolojisi 3: Planet X (Grant Morrison, Phil Jimenez)

Konu: Magneto’nun bir kez daha homo-superior olarak adlandırılan mutantları dünya üzerindeki hakim ırk haline getirmek çin yaptığı kumpaslar, pislikler ve üçkağıtlar.

Önemi: Konu her ne kadar X-kitaplarında yüzlerce kez işlenmiş olsa bile bu hikayenin X ve dolayısıyla Marvel tarihinde bir dönemeç olduğu söylenebilir. Hikayenin 3 önemli sonucu var: Bu tarihe kadar Xavier ve Magneto’nun mutant ırkı üzerindeki “fikirsel” hakimiyetleri bir nevi son buluyor. Hikaye aslında çoğunlukla Magneto tarafından anlatılsa ve Magneto bittabii ki sonunda kaybetse bile aslında Xavier’in de o yıllardır ağıza sakız olmuş “rüyası” da Magneto’nun faşit rüyasıyla beraber bir nevi resmi olarak son buluyor. Bunu da sanırım son sayıdaki şu kare çok güzel özetlemiş:

2. önemli sonuç ise hikayenin sonunda en eski X-Men’lerden Jean Grey’in ölmesi. Bu hikayenin başında Xavier’in X-Men liderliğini Jean’e bırakmak istediğini öğreniyoruz ancak onun ölmesiyle beraber liderlik görevini Scott Summers AKA Cylops üstleniyor ve bundan sonra da zaten X-Men içerisinde ciddi bir değişim başlıyor. Bu da 3. önemli sonuçtu.

İyi Yönleri: Okuması çok eğlenceli. X-Men’in içerisinde bulunduğu durum oldukça karanlık olsa bile bütün hikaye boyunca aslında bir optimizm hakim. Özellikle Magneto ve X-Men’den arakladığı yeni öğrencileri ile arasında geçen diyaloglar çok keyifli, hatta öyle ki bazı yerlerde beni güldürdü.
Konu genellikle Magneto çevresinde şekilleniyor ve X-Adamlar biraz daha geride kalıyorlar. Sağlam kötüleri okumak zevkli olduğu için bu da ayrıca bir artı.

Kötü Yönleri: Şahsen hemen hiçbir kötü yönü olduğunu söyleyemeyeceğim. “budur” denilecek bir hikaye olmasa bile “şu tarafını” beğenmedim diyebileceğim bir şey de bulamadım.

Hikayenin Anlaşılabilirliği: Planet X süregelen New X-Men dergisinde devam eden bir macera ve daha önceki sayılardan beri varolagelen birkaç olay çözülüyor. Hikayenin başlangıcında X-Men’in içerisinde bulunduğu durum epey karışık. Bu karmaşanın da aslında Magneto’nun manipülasyonu sonucu yaratıldığını göz önüne alırsak eğer ve “ben illa tüm olayı kavramak” isterim diyorsanız; Grant Morrison’un New X-Men’ini nerdeyse komple okumanız gerekecek. Böyle bir takıntınız yok ve Magneto ve Xavier’in dünya görüşlerinden  ve az biraz olsa da tarihlerinden haberiniz varsa eğer güzel bir okuma sizi bekliyor demektir.

Okumak Gerekli mi?: X-Men fanııysanız “evet!” okumak gerekiyor. Bu hikaye House of M ve  Messiah serileriyle beraber modern X-Men’in şekillenmesinde büyük rol oynuyor. X-Men fanı değilseniz de okumanızı tavsiye ederim çünkü iyi bir çizgi roman. Ancak bunun dışında Marvel evreninin sürekliliğinden öte Mutantlar arası bir hesaplaşma anlatılıyor.

Çarpıcı Anı: Valla ister beğenin ister beğenmeyin benim için en çarpıcı an şu oldu (hehe):

Reklamlar

Modern Marvel Kronolojisi 1: Avengers Disassembled (Brian Bendis, David Finch)

Konu: Magneto’nun kızı, eski mutant terorist, mümkün mertebe uzun süreli Avenger Scarlet Witch delirir. Herkes delirebilir ancak deliren kişinin gerçekliği manülpüle etme gücü varsa bir dur demek lazım. Scarket Witch’in delirmesi 3 intikamcının ölümüne yol açar. Zaten hem kendi içerisinde hem de dış dünyadan baskı gören Avengers bu olayın sonucunda dağılır.

Önemi: Bronz Çağından beri süregelmekte olan ve artık kemikleşmiş tabir edilebilecek Avengers’ın sonu gelir. (Thor, Kaptan Amerika, Demir Adam, Hawkeye, Scarlet Witch)

İyi tarafları: Konu aslında güzel. Koskoca Avengers’ı dağıtmak hem cesaret isteyen hem de değişik bir hamle. Avengers’ın Marvel evreni içerisinde ne kadar büyük bir yeri olduğu göz önüne alınınca, dağılmasıyla beraber birçok olasılık hem okuyucuya hem de yazara/çizere  göz kırpmaya başlıyor. Hikayede çok fazla diyalog olmasına rağmen, bu diyaloglar okuyucuyu çok sıkmıyor. Süper Kahramanları elleri kollar bağlı, paranoyaklaşmış vaziyette okumak oldukça zevkli.

Çizer David Finch kendisinden çok da bahsedilmeye gerek olmayan bir sanatçı. Finch Hem Avengers gibi aşırı popüler bir çizgi romanı taşıyabilecek kadar klasik standartlara bağlı bir çizer hem de çalışmalarını görünce imzaya bile bakmadan direk olarak “Bu çizim David Finch” diyebiliyorsunuz. Bence hangi sanat dalında olursanız olun en önemli özelliklerden biri budur. Ayrıca kişisel olarak ben çizimlerini oldukça “dramatik” ve canlı bulurum. Çizdiği kareler, hikayeyi betimlemekten öte, hikayeyinin bizzat kendisini anlatabilir.

Kötü tarafları: Hikayeye katkı yapmaktan öte bir nevi “ağıt” olan Finale sayısını katmazsanız eğer hikaye 4 sayı gibi kısa bir zamanda son buluyor. henüz 3. sayıda bu işleri Avengers’ın başına açanın dışardan bir güç değil, kendi içlerindeki bir üyeleri olan Scarlet Witch olduğu anlaşılıyor. Ancak yine de 4. sayının ortalarına kadar Dr. Strange’i hala bazı kahramlara gerçeği açıklarken okuyorsunuz. Gereksiz.  Ayrıca hikayeye biraz kuşbakışı bakınca Scarlet Witch’in öldürdüğü 3 intikamcının, neden o 3ü olduğu biraz anlamsız kalıyor. Ayrıca Scarlet Witch’in delirmesi sonucu öfkesini yöneltmesi gereken doğru insanlar Avengers değil. Babası olan Magneto gibi insanlar var bence daha st sıralarda. Dolayısıyla Scarlet Witcvh’in delirmesi Avengers’ı dağıtmak için bir araç olarak kullanılıyor. Bu nedenden dolayı okuyucunun  hissetmemesi gereken o ticari koku burnumuzu şöyle de olsa bir yalıyor.

Hikayenin Anlaşılabilirliği: Avengers ne olduğunu bilmeniz hikayenin çoğunluğunu anlayabilmek için yeterli. Ancak yine de İntikamcıları bu noktaya sürükleyen  olayları da kavrayabilmek gerekiyor. Neyse ki bunlar esas hikayeye yedirilerek güzel noktalarda anılıyor ya da anlatılıyor.

Okumak gerekli mi?: Ortalama çizgi romanı okuyucusundan çok daha çok Avengers sevenlerin zevk alabileceğini düşünüyorum. Biraz ticari olduğu için çok da etkileyici ya da dramatik olduğunu söylemek zor. Ancak okunmuyor da değil. Boş zaman değerlendirmek açısından güzel.

Çarpıcı Anı: She-Hulk’ın Vision’ı ortadan ikiye bölmesi. Hikaye içerisinde çok şok edici olmasa bile yine de güzel sahne:

Modern Marvel Kronolojisi: Giriş

Daha önce de bahsetmiştim. Marvel’ın son büyük event’i Siege ile -sözde- 7 senelik bir dönem Marvel tarihinde kapanmış ve şaşalı biçimde “Heroic Age” diye adlandırılan yeni bir çağ başlamış oldu. Aslında yeni bir çağın falan başladığı bittabii ki yok. Marvel döndü dolaştı aynı noktaya geri döndü. Avengers frençayzı büyük oranda şekil değiştirdi o kadar. Yoksa hemen hemen herşey aynı.  Gönül isterdi ki Marvel evreninde değişiklikler olsun; biri batsın öbürü çıksın. Ama olmadı.

Bütün bunlara rağmen bu 7 sene içerisinde birşeyler olmadı mı? Oldu tabii. Eğer şuradaki listeye bakarsanız; son 7 sene içerisinde Marvel evreninin sürekliliğini etkileyen büyük olayların kronolojik bir listesini görebilirsiniz.

Ben de halkıma millettime Marvel sevenime faydalı olmak için bazısını okuduğum, bazısını okumadığım bu listedeki maceraları kronolojik biçimde tekrar okumaya ve kısa da olsa dğerlendirmeye karar verdim. buna da bana gönderilen birkaç mail neden oldu aslında. Genellikle “örümcek adama ne oldu, şu olaydan da bahsetsedermisin gibi gibi. Ben de böyle bir postlar dizisi oluşturmaya karar verdim.İyi okumalar.

Legion of Super-Heroes #1(Dc Comics)

Dc evreninin 31. Yüzyıldaki süper kahramanlar topluluğunun maceralarını konu alan Legion of Superheroes’un 6. versiyonun ilk sayısı dün itibari ile yayınlandı. Daha önce de birçok türk çizer Amerikan çizgi roman piyasasında çalıştı ki bunların başında yine Yıldıray Çınar, Hakan Tacal, Melike Acar ve Mahmud Asrar geliyor. Ancak sanırım bu kadar “major” bir dergide ilk ismi geçen Yıldıray Çınar olacak. Yıldıray’ın çok sevdiğim çizim tarzından kendim bahsetmek yerine direk olarak Comic Book resources’taki Doug Zawiszar tarafından yapılan review‘dan çevireceğim:

Yıldıray Çınar’ın daha önce yayınlanan kapakları ve previewları Legion of Super-Heroes’a göz atmak için beni zaten cezbetmişti. Çınar’ın sanatı keskin, canlı, detaylı ancak önemsiz ayrıntılar tafından da ezilmiyor. Cınar klasik sayılabilecek bir biçimde kahramanları resmediyor ve onlara gerek yüz mimiklerinde gerekse de duruşlarında çok geniş bir ifade yayıyor (kötü çeviri). Sanatı Tom Grummentt ve Howard Porter’ın sanatının arasında bir yerlerde duruyor ancak orjinalliğini de korumayı başarıyor. Legion of Super-heores frençayzında daha önceki sanatçılar olan Gary Frank ve George Pérez’i takip etmek Çınar için kolay olmayacak, zaten bunun yerine Çınar bu isimleri tekrarlamak yerine, akıllıca biçimde kendine yeni bir yol belirliyor. Çınar’ın sanatı iyi ve eminim ki bu dergi devam ettikçe ve Çınar karakterlere alıştıkça daha da iyi gözükmeye devam edecek.

Valla doğru söze ne denir. O yüzden ben de fazla uzatmıyor ve işin hikaye kısmına geçiyorum:

Legion of Super-Heroes gibi çizgi romanları kendime biraz uzak bulurum açıkcası. Ben daha çok sokaklarda geçen çizgi romanları seven bir tipim. Kozmik olaylar, zaman yolculukları, uzak gelecekler çizgi roman içerisinde olunca bana biraz uzak kalır Ancak Yıldıray’ın çizimlerini görmek için okuduğum bu dergi beni oldukça şaşırttı. Sanırım hikaye son versiyonun bıraktığı yerden devam ediyor. Ben de önceki versiyonlardan hiçbirini okumadım. Ayrıca daha önce de birçok kereler söylediğim gibi bir sayıdan fazla sürecek bir maceranın sadece ilk bölümüne bakarak o macerayı ya da dergiyi eleştirmeyi anlamsız buluyorum. Ancak Legion of Super-Heroes bu noktada bende oldukça değişik bir etki bıraktı. Olayları ve karakterleri çok tanımasam bile yine de yazarın satır aralarını bolca kullanarak yaptığı anlatım ve diyologlar ile hikayeye rahatça dahil olabildim. Hemen hemen hiçbir kare boşu boşuna oraya konulmamış ve her diyalog ve her kare hikayenin ilerlemesine yardım ediyor ve daha sonraki sayılarda çözülecek birkaç düğüm de ortaya koyuyor. hatta ve hatta sanırım Dc’nin yakında gerçekleşecek olan event’lerinden biri olan Flashpoint’e bile gönderme var (göndermeden öte hikayeler bir şekilde birbirleriyle alakası olacak sanırım). Bu sayıda birçok şey anlatılmasına rağmen yine de kesinlikle okuyucuyu sıkmıyor hatta aksiyonun oldukça doyurucu olduğunu bile söyleyebilirim. bu sayı benim için tam bir süper-kahraman çizgi romanıydı.

Bu dergiyi Yıldıray’ın çizimlerini görmek için zaten takip etmeyi planlıyordum ancak sanırım artık iyi bir dergi olmaya aday olduğu için de takip edeceğim.

Yürüyen Ölüler Bölüm 3: Demir Parmaklıklar Ardında (Image Comics/Marmara Çizgi)

Öncelikle yaşı biraz geçgin eski bir çizgi roman okuru olarak çizgi roman baskı kalitelerine karşı hep şüpheyle yaklaşırım. Çünkü Türkiye’de belli bir tarihe kadar birçok yayınevi tarafından yayınlanmış birçok  kitap ciltleme ve baskı manasında hep kusurlarla dolu olmuştur. Okumak için bir tane, koleksiyon için ikinci bir tane alan bir arkadaşım vardı (Çünkü bir kere okundu mu ciltler dağılıp gidiyordu genellikle.) Görüyorum ki modern yayınevlerinde artık  böyle bir sorun yok. Marmara Çizgi ve Hoz Comics tarafından yayınlanan kitapların neredeyse orjinal TPB’lerden bile daha iyi olduklarını düşünüyorum. Umarım bu kalite düzeyini düşürmezler ve böylelikle biz de bir 10 sene sonra Robot 6’in “Shelf Porn” una koleksiyonlarımızın resimlerini yollarız. (Ancak Marmara Çizgi’nin acilen Web sayfasını yenilemesi gerekmekte.)

Daha önce de Robert Kirkman tarafından yazılan ve Charlie Adlard tarafından çizilen Yürüyen Ölüler’in ilk bölümünden bahsetmiştim. İlk iki cildi çok beğenmemiştim açıkcası. Bu biraz, son yıllarda zombi malzemesinin standart bir korku trendi haline gelmesi, hatta bunu da aşıp sonuna kadar sömürülmesindendi ve açıkcası zombiler bana baygınlık vermeye başlamıştı.Ancak Demir Parmaklıklar Ardında‘yı beğendim (Bu blogu okuıyan bazı şahıslar “ben demiştim” ya da “yola geldi salak” diye düşündüklerini duyabiliyorum (evet ben telepatım)). Şimdi bunları düşünen arkadaşlar “ne oldu da beğendin?” diye soracaklardır. Söyleyim efendim: Okumaya devam et

Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 2. Bölüm

Bu yazının aylar önce yazdığım ilk bölümünde şu an 200. saysına 3 sayı kalmış olan, Imgae Comics tarafından 1992 yılından beri kesintisiz ancak düzensiz olarak yayını sürdüren Spawn adlı dergiden bahsedeceğim. Eğer Spawn’ın başından geçenlere çok hakim değilseniz ya da öğrenmek istiyorsanız ilk bölümü okumunazı tavsiye ederim: Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 1. Bölüm.

Yazının ilk bölümünde Spawn’ın şu an 18 seneyi doldurmak üzere olan tarihinin birkaç sayfalık bir özeti vardı. Şimdi okuyacaklarınız ise bu 18 sene hakkındaki düşüncelerimdir.

Şimdi dönüp baktığım zaman Spawn’ın ortaya çıktığı dönem olan 92 yılında çizgi romanlar açısından oldukça karanlık bir dönemdi. Superman ölmüştü ya da ölmek üzereydi, Batman’in beli kırılıyordu, Green Lantern Parallax’a dönüşmek üzereydi, koca koca silahlar yeni yetme bir sürü kahramanın elinde dolaşmaktaydı..vs.vs. Spawn sanırım o dönemde çizgi roman okurlarının uzun süredir görmek istediği birşeyi okurlara sundu: Rakiplerini öldürmekten çekinmeyen bir süper kahraman evreni içerisinde var olagelen bir ana karakter. Herşeyden önce her ne kadar bu diyeceğim göreceli olsa bile- Spawn iyi gözüken karizmatik bir karakterdi. Bariz biçimde Batman ve Spiderman esintileri taşıyordu. Basit bir taklitten öte bu iki kahramanın bazı özelliklerinin güzel bir senteziydi. Görünşü biraz sayg duruşu niteliğinde olsa bile klasik (ruhunu şeytana satan adam) ama gittikçe derinleşen evreni ile paralel olarak ilgi çekeci hale gelen bir hikayesi de vardı. Okumaya devam et

Gezmeye Çıkan Adam

Son yıllarda, iki büyük şirketin de lokomotif dergilerinin geçtikleri kurgusal evrenler büyük bir değişim içerisindeler ya da öyle olduklarını söylüyorlar. Aşağıdaki teaserda SIEGE ibaresi üzerinde yazana dikkat:

Bununla kastedilen 7 sene önce Avengers Dissambled mini-serisiyle başlayan olaylar ki aslında bu olaylar gerçekten birbiriyle bağlantılı mı? Kısmen evet. Örneğin Secret Invasion Dark Reign’in başlamasına yol açmıştır gibi. Bu tip harketler bence bir çizgi roman firması için iyi birşey çünkü ellerindeki malzemenin dinamik ve değişken kalmasını sağlıyorlar. Legolarla oynamak gibi birşey bu: Ellenizde değişik boylarda, rengarenk,  çeşit çeşit lego var ve bunları istediğiniz gibi söküp çıkarabiliyorsunuz. Ancak hani dönüp bakınca Marvel’ın gerçekten yaptığı bu mu yoksa ellerindeki bu lego parçalarıyla (Avengers, kaptan Amerika, Demir Adam, Örümcek Adam) hep aynı tasarımı mı yapıyor?

Roman Yazma Sanatı adlı kitaptaki iddialardan biri şu ana kadar kurgusal yazın için kullanılabilecek 69 tane kurgu tipinin olduğudur (Kitap bunu iddia etmiyor, böyle bir iddianın varoluğunu söylüyor.) Marvel evreninin Siege sonrası hali ise bana biraz bu kurgu tiplerinden birini hatırlattı. Adını sanını hatırlamadığım için bu kurgu tipini “Gezmeye Çıkan Adam” olarak adlandıracağım.

Gezmeye Çıkan Adam için düşündüğüm zaman ilk aklıma gelen örnekler Lord of The Rings, Big Fish, Eurotrip hatta ve hatta Vampirle Görüşme. Bu filmlerin ortak noktası başkahramanların ellerinde olmayan ancak onları zorunlu kılan bir nedenden dolayı bir yolculuğa çıkmalarıdır. Yolculuk ve nedenleri tabii ki de çeşitlidir. Bu kurgunun finalinde başkahramanlar çıktıkları yolculuktan sağ salim biçimde yuvalarına varırlar. Yolculukları boyunca gördüklerinden ve tecrübe ettiklerinden dolayı olgunlaşmış ve en azından manevi biçimde büyümüşlerdir.

Marvel evreninin son yıllarda başından geçen olaylar da bana biraz bu kurguyu hatırlattı aslında. Yani Marvel Evrenini gezmeye çıkmış bir adam olarak düşününce epey birşey gördüğünü kabul etmem gerekiyor: House of M, İç Savaş (Bence Süper), Secret Invasion, Dark Reign..Peki Siege’le biten sözde bu 7 senelik zaman dilimi içerisinde ne oluyor? Bence olan şey şu: Adamın biri gezmeye çıkıyor, dağ tepe geziyor, dolaşıyor, tanışıyor, konuşuyor, mücadele ediyor ve sonunda yuvasına geri dönüyor ancak hiçbir şey öğrenmemiş ve yaşadığı tecrübelerden ders çıkarmamış olarak.

İlk örnekte de dediğim gibi aslında Marvel’ın elinin altında rengarenk bir lego koleksiyonu var ama o hep aynı evi inşaa etmeyi ve aynı odalara aynı karakterleri koymayı seviyor.

Bu yaratıcı kadronun eseri mi yoksa bir satış stratejisi mi bilmiyorum ancak bir marka olarak marvel’ı pazarlamada işe yaradığı kesin: Retcon. Ortada kesinlikle hedeflenen bir Pazar kitlesi var ki bu da ergenlik döneminin sonuna yaklaşan erkek çocuklar (benim gibi). Eminim Marvel’ın sayıları yüzbinlere varan ve bu yaş aralığının dışında bulunan sadık bir okuyucu kitlesi de vardır (yine benim gibi) ancak Marvel’a esas para kazandıranın bittabii çocuklar ve gençler olduğunu  düşünüyorum (elebette durum DC için de çok farklı değil bu noktada). Bu basit nokta aslında önemli çünkü çocukluk ve gençlik geçici şeylerdir. Bir nesil yetişkinliğe adım atarken ergenlik döneminde edindiği bazı şeylerden vazgeçer. Ancak bir neslin yerini hemen bir sonraki nesil alacağı için müşteri potansiyelinde azalma gibi bir tehlike yoktur. Ve hatta her seferinde bu potansiyeller eldeki ürünün daha değişik marketlerde (Burger King, Oyunlar, Sinema Filmleri, oyuncaklar…) satılması ile  daha da artmaktadır.

Dolayısıyla Marvel zaten bütün karakterlere, yerlere ve evrene sahip olduğuna göre aynı hikayeleri baştan baştan anlatmakta ne zarar var? Zaten bu hikayeleri “yeni birşey” diye kucaklayacak taze bir nesil varken. Dolayısı ile belki de Marvel Comics  “çalışan birşeyi bozmaya”  gerek olmadığını düşünüyor. Dc bunu yapmıyor mu? Evet yapıyor ama sonuçları Marvel’ınkilerden çok daha farklı ve ileriye dönük oluyor. Ancak o başka bir yazının konusu.