Dc vs. Marvel

1996 yılında Marvel ve Dc ortaklaşa yayınladıkları 4 sayı süren bir mini-seri’de herhalde amerikan çizgi roman fanlarının onlarca yıldır bekledikleri bir soruyu yanıtlıyor: Amerika’nın bu en büyük 2 çizgi roman üreticisinin süper kahramanları olaki karşılaşıp birbirleriyle mücadele etmek zorunda kalsalardı ne olurdu?

Ron Marz ve Peter David tarafından yazılan ve Dan Jurgens ve Claudio Castellini tarafından çizilen bu mini-serinin bence oldukça uyduruk olan hikayesi kısaca şu şekilde: Evrenin ve zamanın başından beri 2 kozmik varlık vardır. Bunlar şimdiye kadar kimsenin varlıklarını bile bilmediği, her iki evrendeki (Dc ve Marvel evrenleri) en güçlü varlıkların bile güçlerini katbekat aşan güçlere sahip bir nevi yaratıcı varlıklardı:

Milyarlarca yıldır varolagelen bu varlıklar kardeş olmalarına rağmen birbirlerinin var olduklarını bile unutmuşlardır ancak yakın zamanda yaşanan bir takım kozmik olaylar sonucu iki kardeş tekrar birbirlerinin varlıklarını sezerler ve her nedense hangi birinin daha güçlü olduğunu görmek için aralarında inatlaşırlar. Ancak birbirleri aralarında yapacakları bir savaş her iki evrenin de yıkımı ile sonuçlanacağı için kendi evrenlerinin ‘şampiyonlarını’ karşı karşıya getirmeyi daha uygun bulurlar. Her iki kardeş de kendi evrenlerindeki en güvendikleri kahramanları toplar ve karşılaştırırlar. 11 maçın sonucunda kaybeden evrenin yok olacağı bu mücadelede tek bir kural vardır: Rakiplerden bazıları birbirlerine o kadar denktirler ki mücadeleleri sonsuza kadar sürebileceği için maç sırasında “hareketsiz” kalan taraf o raundu kaybedecektir.

Hikayenin sonunda her iki evren de bir şekilde paçayı kurtarmayı başarır tabii ki. Ancak benim ilgimi çeken kısım hikayeden öte bu birebir yapılan maçlar. Gelin bu maçlara bir göz atalım ve çizgi romanda kimin kazandığına ve “gerçekte” kimin kazanması gerektiğine bakalım:

1. Raund: Captain Marvel Vs. Thor

Thor’u az buçuk çizgi roman ile ilgilenen herkes bilir. Kendisi İskandinav mitolojisinden fırlamış, Odin’in oğlu, Asgard’ın yıldırım tanrısıdır. Marvel evrenindeki en sağlam adamlardan biridir. Captain Marvel ise günümüz okuyucuları tarafından Thor’a nazaran daha az bilinen bir tiptir. Tengunner’un Marvel ailesi hakkındaki güzel yazısı karakteri çok tanımayanlar için aydınlatıcı olabilir.

Çizgi romandaki bu ilk roundu Thor kazanıyor. Ancak ne şekilde? Maçın tek kuralı olan karşı tarafın 1 saniyeliğine de olsa hareketsiz kalması vasıtası ile. Peki gerçekte ne olurdu? Hmmm zor soru. İki taraf da birbirinden güçlü desek yanlış olmaz. Ancak Mark Waid tarafından yazılan ve Alex Ross tarafından çizilen Kingdom Come mini-seri’sinin son sayısında Superman’in Captain Marvel tarafından tabiri-caizse eğer “ağzının yüzünün dağıtıldığını” görmüştük. Fakat Cap. Marvel bunu yıldırımlar vasıtası ile yapıyordu. Şimdi karşısındaki ise bizzat yıldırım tanrısı Thor. Dolayısı ile bence kafa kafaya bitecek bir mücadele. Ama yine de Cap. Marvel normalde bu roundu alır gibi geliyor bana.

2. Raund: Namor vs. Aquaman

Bu maç beni heyecanlandırdı işte. İki denizler imparatoru karşı karşıya. Kim kazanıyor? Yukarıdaki sayfaya bakarsanız eğer şık “balina hareketi” ile Namor’u hareketsiz hale getiren Aquaman. Peki gerçekte kim kazanırdı: Aquman Dc evrenindeki en eski ve göreceli olarak en güçlü karakterlerinden biri. Diplomatik konumu da, Namor’unkiyle hemen hemen aynı. İkisi de kendi evrenelerinde denizler imparatoru. Aquaman her ne kadar DC’nin sağlam karakterlerinden biri olsa bile Namor’la boyölçüşebileceğini zannetmiyorum. Namor Marvel’ın en eski iki karakterinden biri  ve şimdiye kadar Sentry ve Hulk da dahil kafa kafaya girişmediği tek bir adam dahi yok. Ve hepsini oldukça zorlamıştır. Dolayısı ile galip bence açık ara Namor AKA Sub-Mariner olurdu.

3. Raund: Flash vs. Quicksilver

İki evrende de birden fazla speedster olmasına rağmen kendi evrenlerinin en hızlı iki üyesi bunlar. Sonuç ne olur? Serinin yazarları bile bunu fazla üzerinde durmamışlar sanırım. Quicksilver’ın Mach 10 gibi hızlara erişebildiğini biryerlerde okuduğumu hatırlıyorum ama karşısındaki adam Flash. Bırakın Mach 10’u, sadece koşarak zaman içerisinde sıçramalar yapabiliyor kendisi. Eh sonuç da rahat bir galibiyetle Flash’ın oluyor zaten.

4. Raund: jubilee vs. Robin:

Hikayede bu ikisi birbirlerine görür görmez aşık oluyorlar. Hoş bir romantizm. Ama işin ucunda evrenlerin yok olması varken yine de birbirleriyle mücadele etmelerini kaçınılmaz. Jubilee iyi hoş ve tatlı bir kız. Kendisini ayrıca severim. Ellerinden rengarenk ışıklar çıkarır. Ancak karşısındaki Karanlık Şövalyenin sağ kolu olunca ışıkları nereye savuracağını bile bilemiyor. Boru değil, Robin bu. Jubilee’nin doğuştan sahip olduğu yetenekler karşısında, Timothy Drake kendi alın teriyle Batman’in sidekick’i olmuş bir karakter. Jubilee’nin hiç şansı yok. Zaten çizgi romanda da Robin oldukça rahat bir şekilde güzel kızımızı etkisiz hale getiriyor.

5. Raund: Green Lantern vs. Silver Surfer

İşte bu sağlam maçlardan biri. Green Lantern; Dc evrenine göre belki de galaksideki en güçlü silah olan, sahibinin iradesiyle doğru orantılı olarak hayal gücü ile yaratabileceği hemen herşeyi gerçeğe dönüştüren yüzüğün sahibi, 3. Green Lantern (ve benim en sevdiğim) Kyle. Fakat karşısındaki de gezegen yiyici Galactus’un elçisi Silver Surfer. Galactus’un elçisi olmasına rağmen gezegen yiyicinin ona bahşettiği güç öyle yüksek ki çoğu zaman Galactus girdiği mücadelelerde gümüş kayakçıyı da yanına ‘summon’luyor. Dolayısı ile iki karakterin de   gücü hemen hemen galaktik düzeyde. Zorlu bir maç. Zaten ikisi arasındaki mücadele de tek bir patlama sahnesiyle betimlenmiş. Kazanan kim? Silver Surfer. Gerçeğe uygun mu? Bence evet. Peki Kyle yerine 2. Green Lantern olan Hal Jordan olsa işler değişir miydi? Bilemiyorum valla. Ancak Hal Jordan’ın 90’ların ortalarında bütün bir Green Lantern Corps’u yok ettiğini düşünürsek eğer Silver Surfer için işlerin daha ciddi bir alacağı kesin olurdu.

6. Raund: Elektra vs. Catwoman

Çok uzatmaya gerek yok. Catwoman temelde çok iyi akrobatik yeteneklere sahip bir hırsız. Fakat Elektra ise kendi jenerasyonu içerisinde üstün yeteneklere sahip iki karakterden biri (Diğeri ise onun aşkı ve arch-enemy’si Daredevil). Üstüne üstlük doğduğu andan itibaren Ninja süikastçiler tarafından yetiştirilmiş. Catwoman’ın pek bir şansı olduğunu düşünmüyorum, bilakis çizgi romanda da Elektra galibiyet alırken çok fazla yorulmuyor. Görünen köy kılavuz isyemez. Bu ikisi arasındaki mücadele “hangisi daha fetiş?” şeklinde olsaydı eğer o zaman kaydadeğer bir mücadele okurduk (Valla iyi olurdu).

7. Raund: Wolverine vs. Lobo

İkisi de puro ve içki seviyor. İkisi de hafif Redneck’imsi. İkisi de barlara bayılıyor. Birinin daha çok country sevdiğini tahmin ediyorum, diğeri ise katıksız bir heavy metal’ci. İkisi de ulaşım aracı olarak değişik tiplerde chopper’lar kullanmayı seviyorlar. İkisinin de ağzı bozuk ve kendilerine has lafları var. ve ikisi de kendi evrenlerindeki diğer karakterler ile karşı karşıya geldikleri zaman karşılarındaki adama bir “gulp” dedirtiyorlar. İkisi de kendilerince ölümsüz sayılabilir. Birinin healing factor’u var. Öbürü ise cehennem tarafından bile istenmediği için ölemiyor. Zaten umrunda da değil.
Yukarıdaki sayfada da gördüğünüz gibi bu maçı Wolverine alıyor. Hmmm. İşte bu bana pek olası gözükmedi. Wolverine’ın hakkı yenmez. Manyak oğlu manyak Hulk ile bile kafakafaya girişmiştir. Lobo da bilakis Superman ile. Sorun şu ki Hulk Wolverine’i oldukça fena hırpalerken, Lobo birden fazla kere Superman’e kan kusturtmuştur. Dolayısı ile bu maçta ben Wolverine çok da şans tanımıyordum.  Ama ününden dolayı olsa gerek yazarlar Logan’ın galip gelmesine karar vermişler. Hadi ordan.

8. Raund: Storm vs. Wonder Woman

Aslında güzel eşleşme. Dc’nin en sağlam kadın savaşçısı, Marvel’ın yaşayan dişi tanrılarından birinin karşısında. Wonder Woman Olimpia tanrılarının gücüne sahip olsa bile Storm da kendi evreni içerisindeki en tehlikeli mutantlardan biri. Hava elementlerini kontrol edebiliyor. Eh buna yıldırımlar da dahil. Bir nevi Thor’un Kenya versiyonu. Dolayısıyla Thor Cap Marvel’ı yendiğine göre, Storm’un da Wonder Woman’ı yenmesi bu çizgi roman mantığına göre kaçınılmaz. Ama gelin görün ki gerçek bir maç olsa bu ikisinin arasındaki Wonder Woman’ın bu kadar çabuk düşeceğini zannetmiyorum. Ama yine de Storm kazanırdı gibime geliyor.

9. Raund: Superboy vs. Spider-Man

4 sayılık macera içerisindeki en güzel karşılaşma bence buydu. İki “zibidi” karşı karşıya desem abartmış olmam herhalde. Bol muhabbetli bir maç. İlk bakışta Superboy’un Superman klonu olduğunu düşnürsek ciddi bir avantajı olduğunu varsayılabilir. Ama rakibi de yılların tecrübesine sahip, Marvel’ın belki de en büyük karakteri olan ve herhalde hemen hemen bütün Marvel evreniyle bir defa dahi olsa kapışmış olan Spider-Man. Karşısındaki gerçek Superman olsaydı durum elbetteki farklı olabilirdi ancak bu karşılaşma her zaman için gücün değil, esas önemli olanın tecrübe olduğunu gösteriyor. Spider-Man ufak bir trick ile Superboy’u indirmeyi başarıyor. Bazılarınıza belki bu pek inandırıcı gelmeyebilir ama bu bir futbol maçı olsa en kalın sesimle ve avazım çıktığı kadar şunu söylerdim: “Armut dalda asılsın, ipne superboy nasılsın? O kiraz dudaklara, Peter Parker asılsın.”

10. Raund: Superman vs. Hulk

Babalar karşıkarşıya. İki karakteri de bilmeyen yok. DC’nin near-omnipotent’î Superman ve Marvel’ın bütün evreni titreten canavarı Hulk. İyi mücadele oluyor açıkcası, Superman her ne kadar oldukça zorlansa (bir gözü şişiyor adamın) sonucu tahmin etmek çok da zor değil: Galip Kal-El. Gerçekçi mi: Eh yani. Sonuçta Superman. Fazla söze gerek yok. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta buradaki Hulk’un kişiliği Hulk değil, Dr. Bruce Banner. Yani eleman Hulk’un vücuduna ve Banner’ın aklına sahip. Fakat Hulk’un takipçileri bilirler ki: Hulk gets madder, Hulk gets stronger. Dolayısı ile Hulk, eğer Banner yerine Hulk’un benliğine sahip olsaydı Superman’e epey bir kan kustururdu diye düşnüyorum. Hulk çok çok kızdığı zaman neler yapabileceğini World War Hulk’ta gördük (Her ne kadar WWH, DC vs. Marvel’dan yaklaşık bir 10 sene sonra yayınlanmış olsa bile). Ancak yine de Superman, Superman’dir. Gönlüm el vermez yeşil deve karşı kaybetmesine.

11. Raund: Captain America vs. Batman

İşte en sonuncu ve belki de en sağlam mücadele. İki tarafın da aslında süper güçleri yok. Ancak ikisi de kendi evrenlerinde süper güce sahip olmayan bir insanın gelebildiği en üst fiziksel (ve belki de ruhsal) özelliklere sahip karakterleri. Bunları bıraksanız herhalde sonsuza kadar kapışırlar. Zaten kendileri de aynı şeyi söylüyorlar. Ve gelin görün ki maç da hemen hemen berabere bitiyor diyebiliriz. Dövüştükleri kanalizasyonu su basıyor ve Batman Cap. America’yı kurtarıyor. Her ne kadar maç berabere bitse dahi benim oyum biraz gönül borcu dolayısı ile Batman’den yana.

Sonuçlar

Dc. Vs. Marvel’daki esas maçlar bu kadar. Bunlar yanında birçok ilginç karakterin de bir araya gelmesi ilginç sahneler doğuruyor: Perry ve J.J.Jameson, Darkseid ve Thanos gibi.

Resmi sonuçlar şu şekilde:

Görüyoruz ki Marvel’ın 6’ya 4 üstünlüğü var (Cap vs. Batman’i saymıyorum).

Bu da benim sonuçlarım:

Hoş benimki de çok farklı çıkmadı aslında. Ancak 1 puan 1 puandır. DC, Marvel’ı 6’ya 5 indirdi. Marvel evreni havaya uçtu tuzla buz oldu.

Valla çok eğlendim bu postu yazarken. Siz de eğlendiyseniz ne mutlu bana.

Millar & McNiven’s Nemesis

Aylardır birçok online çizgi roman kaynağında reklamı yapılan Nemesis bu hafta içi çıktı. Nemesis’in yaratıcı ekibi çizgi roman dünyasında son yılların superstarları arasında değerlendirilebilecek olan yazar Mark  Millar ve çizer Steve McNiven. Bu iki ismin bir arada bulunmasını bu kadar önemli kılan çalışmalar ise Marvel’ın 2006 yılındaki mega event’i Civil War ve geçtiğimiz sene yine Marvel tarafından yayınlanan alternatif bir Marvel evreninde geçen Old Man Logan adlı çalışmaları. İkisi de bence mükemmele yakın çizgi romanlar. Nemesis ise aynı ekibin üçüncü ortak çalışması. İlk iki seri bu kadar başarılı olunca 3. seriden de insan benzer düzeyde bir kalite bekliyor. Bu post’ta çizgi romanı genel olarak eleştirecek değilim çünkü henüz ilk sayısı yayınlandı. Ancak benim “sinir bozucu” olarak nitelendirebileceğim bazı noktalara dikkat çekmek istiyorum.

Öncelikle kapağa bir göz atalım:

Altta yer alan yazıya dikkat: “MAKES KICK-ASS LOOK LIKE SHIT”. “Kick-ass bunun yanında bok gibi kalıyor” gibi bir manaya geliyor.

Kick-Ass yine Mark Millar tarafından yazılan ve John Romita Jr. tarafından çizilen yine Nemesis gibi Marvel Comics’in Icon Imprint’inden çıkmış  ve önümüzdeki haftalarda sinema uyarlamasını izleyeceğimiz bir seri. Kick-Ass’i okumadım ve John Romita Jr. ne düşünüyor bilmiyorum ama Nemesis’in kapağındaki bu ‘yazı’ bence gereksiz derece yüksek bir reklam kaygısı içeren ve  “kroca” olarak değerlendirebileceğim bir ibare. Bunun Mark Millar’ın başının altından çıktığına adım gibi eminim. Belki benim bilmediğim birşey vardır ancak bu “MAKES KICK-ASS LOOK LIKE SHIT” i, başta John Romita Jr. olmak üzere Kick-Ass ekibinde çalışan çiniciye, renklendirmeciye ve diğer insanlara yapılmış büyük bir saygısızlık olarak görüyorum. Ama dediğim gibi; belki benim bilmediğim birşey vardır.

SPOILER

Nemesis kapakta görmüş olduğunuz beyaz kostümlü eleman. Olayı ise dünyadaki tek ‘süper-suçlu’ olması. Çıkış noktası ise Mark Millar’ın dediğine göre: Batman’in kaynaklarına, yeteneklerine, zekasına ve milyar dolarlarına sahip biri, Joker’in dünya görüşü ve ahlaki değerleri sahip olsaydı ne olurdu? Çizgi roman buna yanıt arıyor. Nemesis çeşitli ülkelerde bulunan, kendisine “kaydadeğer bir rakip” olarak gördüğü polis müfettişlerini seçiyor ve Interpol’e bu polis müfettişlerinin ne zaman ve nerde öldürüleceğine dair bir mesaj göndererek meydan okuyor. Zaten ilk sayfalarda Tokya’daki bir polis’in oldukça vahşi biçimde Nemesis tarafından öldürülmesine tanık oluyoruz. Ancak aynı sayı içerisinde Nemesis Amerika Başkanın uçağı olan Air-Force 1’i neredeyse tek damla ter dökmeden ele geçiyor ve uçağı şehrin ortasına çakarak Amerikan Başkanı başta olmak üzere yüzlerce sivili de beraberinde öldürüyor.

Yahu şimdi bu saçma değil mi? Dünyanın en sıkı korunan adamını çok rahatlıkla öldürebilen biri neden polis müfettişleri ile uğraşsın ki? Ayrıca Obama’nın başkanlık yaptığı bu dönemde Amerika başkanın beyaz olarak resmedilmesi de ayrı bir tuhaf bence.

SPOILER SONU

Son olarak ise ilk sayının arkasında yine Mark Millar tarafından yazılmış bir son söz bulunuyor. O sayfadan bir cümleye dikkat çekmek istiyorum:

By the time you read this the Kick-Ass movie should just be out in the UK and should just two weeks away if you live one of those strange, foreign countries that make up the rest of the world.

Yani yaklaşık tükçe meali ile:

Bu arada siz bu çizgi romanı okurken Kick Ass’in filmi İngiltere’de gösterime girmiş, dünyanın geri kalanını oluşturan yabancı ve garip ülkelerde ise iki hafta içinde gösterime girecek olması lazım.

Hmmm. Buna ne cevap verilebilir ki: Beni İngiltere’de yaşamadığım için “garip ve yabancı” olarak değerlendirdiğiniz için teşekkür ederim Millar Bey.

Ağızlarına bant yapıştırılıp kamu açıklaması yapmaması gereken iki isim olan Salvador Dali ve Radiohead’in yanına bir de Mark Millar’ı ekliyorum. Susup sadece işlerini yapsalar biz tüketiciler de onları sadece sanatlarına göre değerlendiririz belki ama kendileri kaşınıyorlar.

Bütün bunlar haricinde Nemesis’in ilk sayısı bende bir Civil war ya da Old Man Logan heyecanı uyandırmayı başaramadı. Bekleyeceğiz, göreceğiz.

Herşeyin bir sınırı var

Modok’u bilir misiniz? Bilmezesiniz bile bu koca surat bir yerlerden tanıdık gelebilir. George Tarleton  ortalama bir teknisyenken, çalıştığı şirkette yapılan deneylere denek olarak katılarak mutasyona uğrar. Bu mutasyon George’u dünya üzerinde en zeki beyinlerden birine dönüştürüken dış görünüşünü de değiştirir ve George M.O.D.O.C.‘a (“Mobile Organism Designed Only for Computing”) dönüşür. Daha sonra sizin de tahmin edebileceğiniz gibi Modoc kafayı sıyırır ve bir süper kötüye dönüşür. İsminin son harfi olan C’yi de ‘Killing’in K’si ile değiştirerek adını M.O.D.O.K yapar (hehe)

Modok’un tipi çok uçuk kaçık. Komik derecesinde absürd. En azılı rakibi: Ninja Tospağalardan Krank.

Bir çizgi roman okuyucusu birçok saçmalığı  kaldırabilir. Buna Modok da dahil. Ama bu aşağıdaki kareye birçok hardcore okurun bile hazır olduğunu zannetmiyorum. Özellikle de saç şekline: