Doctor Doom’un Dönmesini kim ister?

Marvel Evreninde “iyi” (ya da ‘true neutural’ desek daha doğru olur) sayılabilecek bir karakter olsaydınız ve eğer Doctor Doom uzayda  kaybolsaydı, dünyaya geri dönmesini ister miydiniz? Kişisel bir çıkarınız var ise cevap “evet” tabii ki de. Aşağıdaki sayfa Fantastic Four Sayı 10’dan alınmıştır. 4. duvar muvar kalmamış. 4, 5, 6,7 hespi gitmiş.

Aslında bu sayfayı daha önce görmüş olabilirsiniz çünkü oldukça ünlü. Marvel Comics’in tarihini anlatan Les Daniels tarafından yazılan “Five Fabulous Decades of the World’s Greatest Comics MARVEL” kitabında da yer verilmiş.

Reklamlar

Biraz Nostalji

Birkaç günlüğüne anne-babamın yanına Ankara’ya geldim. Gelmişken de biraz odamı karıştırdım. Eski çizgi romanlarıma falan baktım ve biraz düzenledim. Odamın çeşitli yerlerinden çekip çıkardığım bu çizgi romanların hepsi türkçe. Genellikle 1N Comics, Büyük Mavi Yayıncılık ve Arkabahçe Yayıncılık‘ın yayınladığı dergilerden oluşuyor:

Diyeceksiniz “madem o kadar eski bir çizgi roman okurusun hani Alfa Yayınları? Hani Conan’lar, Hani Rom’lar, hani Gümüş Kayakçılar?”.

Burada görmüş olduğunuz dergilerden en eski tarihli olan Büyük Mavi tarafından yayınlanan Batman olması gerekiyor. Ancak maalesef derginin üzerinde basım zamanı ile ilgili olarak herhangi bir ibare ile karşılaşmadım. Alfa Yayınları Büyük Mavi’den çok daha eski bir yayınevi. Yüzbaşı Volkan ve Conan başta olmak üzere özellikle birçok Marvel yayını Türkçe olarak yıllar boyunca bastılar. Ancak Alfa’dan çıkan dergilerin boyutları orjinal boyutlarının yarısı kadardı ve hemen hemen hepsi  renksizdi. 150’ye yakın Conan dergisini bir kütüphaneye hibe ettiğimi hayal meyal hatırlıyorum. Diğerleri ise nerde, kimlerin elinde hiçbir fikrim yok.

Elimde kalanlar ise bu yukarıda resimlerini görmekte olduğunuz dergiler.Örümcek Adamlar, Batmanler, Supermanler…vs. Ancak ayrıca dikkat edilmesi gereken bir iki dergi var: Bunlardan ilki varlığını bile unuttuğum ve yanılmıyorsam sadece 3 sayı çıkmış olan, Hakan Tacal tarafından yazılan ve Yıldıray Çınar tarafından çizilen “Karabasan“. Arkabahçe Yayıncılık tarafından yayınlanmış. 2.si ise yine yanılmıyorsam sadece 2 sayı yayınlanmayı başarabilmiş olan Murat Bozkurt tarafından yazılıp çizilen “Şehir Köpeği“. Şehir Köpeği.Amerikan Comic’lerinden öte daha çok İngiliz 2000 AD tarzına yakın bir çizgi roman.

Son olarak ise ikisinin de tam olarak kaçar sayı devam ettiğini bilmediğim aylık olarak yayınlanan çizgi roman dergileri Rodeo Strip ve Resimli Roman. Yanılmıyorsam Rodeo Strip cilt halinde bulunabiliyor.

Burda görmş olduğunuz çizgi romanların hemen hepsi 1995-2004 yılları arasında yayınlanmış çizgi romanlar ki bu tarihler arasında çıkmış ve benim de daha önce sahip olduğum ancak şimdi bulamadığım birçok çizgi roman var (Örn: Sandman, Spawn). Şöyle genel olarak bir değerlendirme yapınca Türkiye’de çizgi romanın asla hakkettiği yeri bulamadığı su götürmez bir gerçek ancak yine de kuşbaşı bakınca çok da azınsanamayacak miktarda yayın yapılmış. Bu yayınların birçoğu da bence göreceli olarak iyi maceralardan seçilmiş ve hemen hepsi orjinaline sadık kalınarak yayınlanmışlar.

Geçtiğimiz 5 sene içerisinde de birçok yayın çıktı. Hatta öyle ki bir ara ekonomik durumum bütün o ciltleri falan takip etmeye izin vermiyordu. Şimdi ise yine bir durgunluk hakim sanırım.

Dün Dost Kitapevine bir uğradım. Ankaralıların birçoğu burayı bilir; herhalde Ankara’nın en büyük kitapçılarından birisidir. Benim çizgi romanı boşladığım tarihlerde yayınlanmış olan birçok çizgi roman hala benim tarafımdan satın alınmayı bekliyor. Ancak yayınlandığını bildiğim birçok çizgi roman da maalesef artık yok (Örn: Spider-Man: Açlık, Batman: İlk Yıl gibi). Sadece Amerikan çizgi romanları da değil, birçok Türk ve Avrupa çizgi romanı da standları süslüyor. Hala satın alınacak ve okunacak çok şey var.

Ancak son söz olarak klasik bir türk çizgi roman okuru söylenmesi yapmadan geçemeyeceğim: Fahiş fiyatlar. Elim Conan’ın 5. cildine gitti ve gördüğüm fiyata inanamadım: 45 TL. Evet süper basım ama orjinalinin bile bu kadar pahalı olduğunu zannetmiyorum. O biraz kazık olmuş. Aynı şey Sin City’ler için de geçerli (30 TL ve Conan’ın yarısından daha ince). Sadece ilk cildini okudğum bu harika çizgi romanın diğer cilterini biriktirmek gerçekten uçuk bir paraya mal olacak benim için. Olabildiğince Türkçe’si olan yayınların orjinalini almamaya ya da cbr şeklinde okumamaya çalışıyorum ancak bu fiyatlarla çizgi roman okumaya çalışmak ufak bir serveti de harcamak manasına geliyor. Yayın masrafları hakkında çok bilgim yok, o yüzden atıp tutmak da istemiyorum ama Batman: Dark Knight Returns’ün orjinalini aldım geçen aylarda ve hafızam beni yanıltmıyorsa eğer 30 lira civarı bir para ödedim ki sayfa sayısı olarak Conan’ın 5. cildine eşit. Sanırım yayınevleri sürümden kazanamıyorlar maalesef. Ancak dediğim gibi: para para para.

Kaptan ve Falcon Tea Party’e karşı

Geçen hafta 602. sayısı yayınlanan Captain America’daki birkaç sayfa ve bazı diyologlar ilginç tartışmaları da beraberinde getirdi. Derginin tartışma yaratan sayfaları şunlar oldu:

Bu bölümde Captain America ve Falcon (zenci olan) ‘Watchdog’ adındaki sağ görüşlü prostestocuları araştırıyorlar. Protestocular vergi karşıtı bir yürüyüş yaparken resmedilmişler ve Falcon ve Kaptan da, onları izleyerek bir tür plan yapıyorlar. Bu iki sayfanın bu kadar tartışma yaratmasının nedeni ise 2. sayfada üstteki resimde protestoculardan birinin taşıdığı “Tea bag the lips before they tea bag you” yazılı pankart ve aynı resim karesi içerisinde Falcon’un söylediği sözler: “ I don’t exactly see a  black man from Harlem fitting in with a  bunch of angry white folks”. Falcon’un sözlerinin yaklaşık türkçe meali şu şekilde oluyor: “Harlem’den gelen siyah bir adam bu kızgın  beyazlar topluluğuna nasıl girebilir bilemiyorum.”

Bu da gerçek bir Tea Party prostestosundan alınmış bir fotoğraf. İki afiş arasındaki benzerliğe dikkat:

tea-bag-dems

Tea Party Sarah Palin adlı muhafazakar sağ görüşlü bir politikacı tarafından başı çekilen siyasi bir hareket. Üyeleri genellikle beyaz, amerikalı hristiyanlardan  oluşuyor. Silahlanma yanlısı ve kürtaj karşıtılar (profili hemen hemen anladınız sanırım).

Marvel’ın bu kadar başının ağrımasının sebebi ise Falcon’un sözleri. Tea Party sözcüleri Captain America’nın bu saysında direkt olarak kendilerine gönderme yapıldığı ve Falcon’un sözleri ile de Tea Party’nin beyaz ve ırkçı bir topluluk olarak kamuoyuna yansıttıldığı için Marvel’a ateş püskürmüşler.

Marvel’ın şef editörü Joe Quesada ise bu durum karşısında kabaca şöyle bir açıklamada bulunmuş: Dergi baskıya yetişmek üzereymiş ancak bir bakmışlarki bahsi geçen karedeki pankartlar boş ve bunların doldurulması gerekiyormuş. ‘Kimliği belirsiz ‘birileri’ de bunu yapıvermiş. Aslında Marvel’ın hiç böyle bir amacı yokmuş. Dergininin yazarı Ed Brubaker da “benim yazdığım öyküde o sloganlar orda değildi” gibisinden konuşmuş.

Kanımca Falcon’un sözleri ve o afişin aynı karede olması kesinlikle tesadüf ya da söylendiği gibi bir kaza değil. Ve iyi ki de yapılmış. Buyrun size başka bir ‘gerçek’ Tea Party pankartı:

tea-party-9

Bu Tea Party tartışmasının bu kadar büyümesinin (hemen hero blogda ve çizgi roman ile ilgili haber kaynaklarında yer buldu) sebebi sağ kesimin buna verdiği tepki aslında. Çünkü Söz konusu dergi Captain America. Yıllardır Marvel dünyasında, Amerika’yı Nazilere, Ruslara karşı korumuş olan Marvel Comics’in en çok tanınan ve bilinen süper kahramanı. Eğer başka bir dergide başka bir kahraman aracılığı ile bu sayı betimlenseydi bu kadar tartışmaya yol açar mıydı meçhul.

Kendimi amerikan karşıtı olarak tanımlamıyoum ancak Amerika ile ilgili hiçbir şeye karşı özel bir sempatim ya da özentiliğim yok (çizgi romanlar dışında). Dolayısıyla bir kaptan amerika fanı da değilim. Ancak yine de Marvel’ın kazayla ya da bilerek böyle bir sayı yayınlamasına sevindim. 2 sene öncesinin büyük event’i Civil War’da da Kaptan’ın Iron Man ve yandaşları karşısında ‘yer altına’ çekilen kahramanların başında olduğunu ve en sonunda kendisi teslim olarak iç savaşı sonlandırdığını da hatırlatmak isterim. Bence Marvel ekibi Kaptan’ı hala Amerika’nın simgesi olarak görüyor ve kullanıyorlar. Ancak bu ne körü körüne yapılmış bir vatanseverlik ne de Amerika’nın dünyanın en süper yeri olduğu hakkında. Kaptan’ı sadece iyi, doğru ve hümanist bir insan olarak tanımlıyorlar. Kaptan Türkiye olsaydı o da çok farklı olmazdı sanırım.

Bütün bunlar olup biterken bir de (bence son 1 yıldır çok iyi çizgi romanlar yayınlayan) Boom! Studios’un imprint’i Boom Town’dan çıkacak olan derginin kapağına da bir göz atmanızı tavsiye ederim:

RepUglicans_cvr-570x854

Spawn’a yeni yaratıcı ekip

Spawn’la ilgili yazımın ikinci kısmını henüz tamamlayamadım. Onun yerine ufak bir haber: Spawn.com’da dün yapılan açıklamaya göre 200. sayısına yaklaşan Spawn’ın ‘yapımcısı’ Todd McFarlane Spawn #200’den sonra bayrağı devralacak yeni bir yaratıcı ekip biraraya getirmiş. Twitter’daki profiline koyduğu “yeni yetenekler aranıyor” başlığına gelen yaklaşık 200 cevap içerisinden Szymon Kudranski adında genç bir çizerle yola devam etmeye karar veren McFarlane’in çizim stiline kıyasla Kudanski’nin kaleminin  çok daha realist (ve hatta görünen o ki karanlık)  bir tarzı var. Ben beğendim, Spawn’ı taşımış.

Dc Comics The Source’dan 2 ilginç haber: Yıldıray Çınar ve Brightest Day

Dc Comics’in resmi blog’u The Source dün 2 ilginç haber yayınladı:

1. LEGION OF SUPER-HEROES #1: Yıldıray Çınar ismini duymaya alışın

İlk postun başlığı “Get used to the name: Yıldıray Çınar”   şeklindeydi. Usta yazar Paul Levitz tarafından yazılan ve Mayıs ayında  VI. versiyonun ilk sayısı yayınlanacak olan Legion of Superheroes’un  tanıtım yazısı şeklinde olan bu post’ta esasen uzun zamandır Amerika Çizgi Roman piyasasında çizer olarak çalışan Yıldıray hakkında samimi biçimde çok pozitif ve heyecan uyandırıcı yorumlar yapılmış:

How often do you get to start on the ground floor of a great artistic career? Not very, I’d guess. This might be your chance. Yildiray’s done a number of assignments, but it wouldn’t be a stretch to say his work on LEGION is his breakout opportunity. And, if he keeps cranking out covers like the first issue’s, it’s all but a certainty. So, prepare to return to the future with Paul Levitz — a future visualized by a hugely-talented artist.

Bu da bahsi geçen kapak:

Legion of Superheroes by yildiray

Resmettiği yüzükler gibi çizimde de sanki zar zor kontol edilebilen bir  enerji var ve sayfanın dışına çıkmaya uğraşıyor.

Yıldıray Çınar’ı yaklaşık 17 senedir takip eden biri olarak, gösterdiği gelişim her seferinde beni şaşırtmaya devam ediyor. Hakikaten Yıldıray bu azimle devam ederse eğer gelecek neslin superstar’ların biri olması ve wikipedia’da hakkında  oku allah oku şeklinde bir entry’si olmaması işten bile değil.

2. Parlak Güzel Günlere ne oldu?

“Your First Look at BRIGHTEST DAY – what does it mean?” Başlığı ile yayınlanan 2. haber ise önümüzdeki aylarda okuyacağımız ve DC’nin sıradaki ‘büyük olayı’ olan Brightest Day hakkındaydı.

Son aylarda Comic konulu haber kaynaklarında/bloglarında sıkça piyasanın 2 büyük devi olan Marvel ve Dc Comics’in yeni event’lerinden ya da “tarzlarından” bahsediliyordu. Bu yen tarz hakkında Dc  ve Marvel’ın yayınladığı teaser’lara dayanarak haber kaynaklarında/bloglarında  birçok yorum yapıldı.

Sanırım ilk gelen DC Comics’in Brightest Day teaserı oldu. Blackest Night ile uzaylı zombi istilasına uğramış olan Dc evreni en parlak günün gelmesi ile beraber biraz rahat nefes alabilecekti (ya da bu şekilde yorumlandı). Brightest Day’den sonra  Marvel’ın ‘Heroic Age’ haberi geldi. Buna yapılan yorumlar ve Marvel tarafından yapılan açıklama da kabaca şu yöndeydi: Marvel eveni uzun süredir kötü karakterlerin istilası altındaymış artık ‘good old days’e’” dönmenin zamanı gelmiş. Kahramanlar artık tekrar kahraman olacakmış. (??? Bugüne kadar neydiler lan o zaman?)

Yani kısaca main-stream çizgi romanlar modern bir görünümle 80’li yılların öncesindeki göreceli olarak ‘basit ve rahat’ günlere döneceklerdi (Benim kafamda direk olarak All Star Superman canlanmıştı.)

Ancak Marvel ve DC Comics “o kadar da fazla optimistliğin” bizi bozacağını düşünmüş olacaklar ki iki cepheden de ardarda benzeri açıklamalar geldi. İlki Marvel’ın şef editörü Joe Quesada’dan geldi:

Genel olarak konuşmak gerekirse ‘Heroic Age’de, kahramnanlar kazanmış, herşey bir değişim içerisinde ve gökyüzü eskisine nazaran çok daha mavi gözküyor. Ancak ben burda durmak niyetinde değilim çünkü özellikle böyle zamanlarda, herşey daha kırılgandır.

Dün itibari ile de  Blackest Night’ın yazarı Geoff Johns’un (herhalde şu aralar amerikan çizgi roman piyasasında en çok para kazanan ilk 5 yazardan biri) Dc’ye yöneltilen “Brightest Day nedir?” “Blackest Night  nasıl son bulacak?“”E” peki şimdi DC evrenine ne olacak?” gibi sorulara verdiği genel cevap şu şekilde oldu:

Brightest Day ‘İkinci Şanslar’ hakkında. Sanırım daha ilk günden beri Blackest Night sonrası diğer kahramanlarla beraber Aquaman’in de kahramanları ve düşmanlarıyla beraber DC evrenin merkezine yerleşeceğine dair planlar olduğu  belliydi. ‘Brightest Day’ bir etiket ya da Dc evrenin her köşesini etkileyecek olan çok yönlü bir dalga değil, Brightes Day sadece bir hikaye. Ayrıca ‘brightes Day’ Dc evreninin bundan böyle cıvıl cıvıl süper kahramanlardan ibaret olacağının bir işareti  de değil. Bazı ikinci şanslar işe yarar…bazısı da yaramaz.

Not: Bu post revize edilmiştir.

Hulk Vs. Wolverine Junkie

Yabancı arkadaşlar deyimiyle kendimi “A sucker for Wolverine vs. Hulk” olarak tanımlayabilirim sanırım. Wolverine ilk kez Ekim 1974’te yayınlanan The Incredible Hulk #180’de; Kanada’nın süper kahraman ekibi olan Alpha Flight’ın (Wolverine’in kendi deyimiyle) “saykotik” elemanı olarak ortaya çıkmıştı.  Yıllar boyunca, 2 karakter arasında geçen bu ilk mücadele  birçok dergide, birçok falshback’in konusu olmuştu. Yazarlar bu hikayeyi kendi bakış açısılarıyla yorumlamayı seviyorlar sanırım.

Aşağıdaki sayfalar Wolverine (Volume 3) sayı 50’nin sonundaki Jeph Loeb tarafından yazılan ve Ed McGuiness tarafından çizilen “Punny Little Man” adlı kısa hikayeden alınmıştır:

Wolverine ortadan ikiye bölündüğü sayfalarda Wolverine’in üniformasının değişmesinin nedeni Marvel’un Ultimate evreninde geçen “Ultimate Wolverine Vs. Hulk” adındaki  mini-seriye  “başka gerçeklikler” kisvesi altında gönderme yapıyor oluşudur.  Punny Little Man’in son sayfası:


Wolverine vs. Hulk’un başka bir yorumu

ve The Incredible Hulk #340’tan bir de ekstra:)

Harcanmış Harikalar Diyarı: Spawn – 1. Bölüm

Hani bazı çocukluk arkdaşlarınız vardır. Oldum olası kankasınızdır. Ne zaman tanıştığınızı hatırlamaz ve de umursamazsınız. Arkadaşınızdır işte o. Bu yeterlidir. Spawn da biraz benim için öyle aslında. Ne arkadaş ama. Ne zaman tanıştığımızı hatırlamıyorum. Halbuki Spawn’ın ilk sayısının Amerika’da yayınlandığı sırada 11 yaşındaydım,  sadece  çizgi roman ve  (tabiiki de çok da birşey anlamadan) Asimov okuyordum. Bu 1992 yılı oluyor.  Spawn’ın Türkiye’de duyulması birkaç sene almıştır. Yani demek istediğim; Spawn’la tanışmamızı, aslında çok da küçük sayılamayacak bir yaşta olmama rağmen hatırlamıyorum.

Yanılmıyorsam Türkiye’e ilk olarak Spawn’ın çizgi romanından önce sinema filmi gelmişti. Büyük bir heyecanla izlemiştim çünkü Spawn’ı biliyordum ancak kim ya da ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. Film iyi değildi. Ama o zamanlarda çekilen süper kahraman ve fantazi filmlerine göre (Batman & Robin eheh) belki birazcık daha ‘dolu’ bir yapımdı . Keskin zekalı arkadaşlarımız bu sivrilmenin o dandik filmden değil, filmin hammadesi olan çizgi romandan kaynaklandığını anlamışlardır.  Film Türkiye sinemalarında oynadıktan kısa bir süre sonra da Arkabahçe Yayıncılık tarafından Türkçe olarak yayınlanmıştı. Daha gazete bayisine gitmeden aklımda kalan film karelerinden o ilk sayının içeriğini gözümde canlandırabiliyordum. Ancak bu, orijinaline sadık kalınarak Türkçe olarak basılmış Spawn#1’i okurken duyduğum heyecanı bir nebze olsun azaltmadı.

İlk sayıyı okumayı bitirdiğimde kendimi biraz üzgün hissetmiştim. Çok birşey anlaşılmıyordu ilk sayıdan. Üstüne üstlük çizgi romanın dili Türk okuyucusunun alışık olmadığı  bir dildi ve açıkcası bu biraz yadırgamama sebep olmuştu. Ancak yine de Spawn, spawn’dı. Belli ki ortada bir potansiyel vardı ve ben, ne olursa olsun bu çizgi romanı okuyacaktım. Sayılar türkçe yayınlanmaya devam ettikçe öykü de gittikçe heyecanlanmaya başladı ancak buna paralel olarak da içimi bir huzursuzluk kaplamaya başladı. Biliyordum ki bu güzel ve zengin hikayeyinin tamamını bu şekilde (yani orijinali gibi ancak türkçe) okuyamayacaktım. Sonuçta Türkiye’de yaşıyorduk. Ne özveriyle, ne iyi niyetle ve umutla çıkan çizgi romanlar çıkmıştı ve sonlanmıştı. Daha kaç sayı devam edebilirdi ki? SOnuçta Spawn’ın 10 küsürüncü sayısından sonra yayını durdurulduğunda bu benim için bir süpriz olmadı.

Fazla uzatmayım. Yıllar boyunca o sayı senin bu sayı benim derken yakın zamanda Spawn’ın ana serisinin hemen hemen tüm sayılarını kronolojik olarak okumayı başardım. Spawn şu an 195. sayısında. 92 yılından beri yani hemen hemen 18 senedir yayında. 195 sayı okuduktan sonra insanın bunu sindirmesi zaman alıyor ama tadı da bir başka oluyor.

Bu 2 bölümlük yazının ilk bölümünde Spawn’ın 18 senelik geçmişinin kaba bir özetini bulacaksınız. Bu özeti hazırlarken tembelliğim yüzünden Wikipedia’nın Spawn entry’sini baz aldım (Kısmen çevirdim desem daha doğru olur, başlıklar bile benzer). Bazı şeyleri kırptım, bazı gerekli gördüğüm şeyleri de ekledim. Yazının ikinci bölümünde ise Spawn’ı bir çizgi roman eseri olarak değerlendirmeye çalıştım.

Okumaya devam et