Haftalık İnceleme (Tembel ve Soğuk Pazar günü remix)

Punisher Max #01‘in çizim tarzı aslında benim çok da sevmediğim bir tarz. Bakıyorsunuz; rahatsız edici bir tarafı yok ancak ilginizi de çekmiyor. “Sıradan bir çizgi roman sayfası” diye düşünüyorsunuz (hoş aslında haklısınız da). Bir yandan da bu tip bir çalışmayı daha önce onlarca kez gördüğünüz ve diğerlerinden çok da bir farkı olmadığı duygusuna da kapılıyorsunuz ki bu aslında ilk hissiyatınızın devamı ve evet: Bunda da haklısınız. 80’lerden hatta 70’lerden beri bu tipteki çizimleri onlarca kez gördünüz. Dolyaısıyla çizerinin kim olduğunun da çok bir önemi yok. Sonuç olarak Punishermax #01’i çizim açısından çok beğenmedim ancak hikayedeki ciddiyet ve ileriki sayılarda  bir kan davasına dönüşeceği belli olan Wilson Fisk (Kingpin) – Frank Castle kapışmasının doğuşunu izlemek heyean verici. Fisk buralarda bir yerlerde göreceğiniz birkaç kareden sonra kendine epey küfür edecektir eminim ki. Max sıradan Marvel evrenine nazaran daha çok yetişkinlere hitap eden ve normal Marvel evrenine göre hikayeler içerisinde ya hiç ya da çok az süper gücün/sihrin barındığı bir mekan. PunisherMax #01 de zaten ne karakter ne de konu olarak bunları barındırıyor. Eğer yeni bir seriye başlamak istiyor ama klişeleşmiş süper kahraman “dan-dunun” da biraz uzakolsun istiyorsanız PunisherMax bu manada (mafyalı, silahlı, kanlı) bir seçenek olabilir. Ayrıca Max’teki Frank Castle/Punisher, normal Marvel evrenindeki versiyonundan çok daha psikopat ve hastalıklı gözüküyor. Sözde kötü adam Kingpin. Ancak eğer olay good bad ugly ise, ugly wilson fiks, bad ise Frank Castle. En çok hoşuma giden kapak da bu ayrıca.

Punishermax #01’de Wilson Fisk’i hayatının hatasını yaparken görüyoruz. Yememiş.

Çizgi Romanlarda çizim ne kadar güzel olsa bile son kararı hep öykü veriyor. Dolayısıyla bu haftanın şampiyonu güzel öyküsü dolaysıyla Punisher Max.A ncak görsel açıdan şampiyon ise Punisher ne kadar ciddiyse bir o kadar ciddiyetsiz ve yavşak bir sayı olan Amazing Spider-Man#613. Bu hikayenin konuk kahramanı artık bazı okuyuculara “ıykk” dedirten Deadpool. Marvel Deadpool için her ay düzenli olarak “Deadpool” ve “Deadpool Team-Up” başlıklı 2 dergi çıkarıyor. Hemen hemen devamlı olarak başkharmanının Deadpool olduğu mini-seriler de cabası. Bun haricinde Deadpool’u birçok dergide konuk karakter olarak görüyoruz. Bloglardan gözlemlediğim kadarıyla ciddi çizgi roman okuyucularının birçoğunun düşücesi Deadpool’un zayıf ve sıkıcı bir karakter olduğu yönünde (bunda yaratıcısının Rob Liefield olmasının da büyük payı vardır. Rob Liefield çizgi roman dünyasında en çok nefret edilen yazar ve çizerlerinden biridir, bunda da birçok insanın haklı sebepleri olmasına rağmen yine de Liefield piyasa içerisinde bir şekilde en çok iş yapan isimler arasında yıllardır varolagelmiştir) Kişisel olarak ben Deadpool’u seviyorum. Rob Liefield hakkında çok da bilgi sahibi değilim dolayısıyla Deadpool ile tanışmam Liefield le tanışmamdan önce olduğu için böyle bir ön yargıdan yoksunum (Liefield’ı tanıyordum aslında ama sadece çizim olarak). Deadpool’un osuruk gibi olduğundan ve çok da ciddiye alınmaması gerektiğinden bahsetmiştim geçen haftalar. Ancak sorun şu ki : Deadpool’un kendine has, delice, zekadan ve mantıktan yoksun daha çok “Jackass” tadında bir espri anlayışı var. Bu herkesin sevebileceği bir tür değil. Bu tip esprilere bakarak T-800 ifadesiyle “çok mantıksız, salakça” diyebilecek birçok insan var. Dolayısıyla fazlaca Deadpool’a bulandırılmış bir Marvel evreni büyük bir okuyucu kesmi için zaman zaman gereğinden fazla sıkıcı bir hal alıyor olabilir.

Bu sayıda Spider-Man ve Deadpool karşı karşıya geliyor. Daha çok iki komik adam espri üstüne espi yapsın diye düşünülmüş bir sayı. Spider-Man özelliği mekanik bacaklarını istediği kadar uzatmak olan bir doktor ahtopot paradisiyle dövüşüyor ve gerçekten “oldschool” tarzda komik espriler yapıyor. Sonra daha modern tarzıyla sahneye Deadpool giriyor. Tahmin edersiniz ki zeka dolu esprilerini beyninin içi hakikaten de “zeka” ile dolu olduğu için yapan Peter Parker gibi bir karakter, bütün süper özelliklerinin yanında bir özelliği de kafasının içinde birden fazla “manyağın” yaşaması olan Deadpool ile karşılaşınca artık komik olmuyor. Çünkü ortada kapışacağı en ufak zeka kırıntısı yok. Peter Parker alması gereken bilgiyi alana (ya da Deadpool kendi isteğiyle ona verene) kadar Deadpool’un saçmalıklarını ve deliliklerini okuyorsunuz.    Dolayısıyla bu sayı aslında Spider-Man’in başından geçen “yavşak” bir deadpool hikayesi. Spider-Man’n başrolünü aldığı ilk yarıya herkes güler ancak Deadpool’u 2. Yarıya yukarıda saydığım nedenlerden ötürü bir grup okuyucu surat asarak “bitsin” diye okuyabilir.

Çizim tarzı konusuna da bu noktada dönemk istiyorum: Bu sayının çizimleri klasik çizimlerin dışında alternatif,  karikatüre kaçan diyebileceğimiz bir stile sahip. Dolayısıyla deadpool’un yavşaklığıyla dolu bu sayıya bence gayet yakışmış. Demek istediğim öyküyle tarz birbiriiyle örtüşüyor, öpüşüyor, sevişiyor (günde 2 tane bilinçli okuyucuya sahip bir çizgi roman blogu için fazla cıvkı çıkmış şekilde edebi oldum sanırsam). PunisherMax#01’de bana göre olan eksiklik yani. Sonuç olarak aslında hikaye size sıkıcı gelse bile bu neşeli ama tarz sahibi çizimlerle bu sayı kendini size okutturuyor. Bu da çizgi romanın bir tür gücü işte abicim.

Dc Comics tarafında ise Batman/Doc Savage: First Wave bir süredir beklediğim bir yapımdı çünkü bu serinin yazarı olan Brian Azarello’nun önceki işlerinden biri benim daha önce çok beğendiğim Joker Graphic Novel’dı. Joker’i süper güçlerin fantastik olayların olmadığı bizimkine daha yakın bir evren içerisine oturtmuştu. Aynı şeyi Batman’e nasıl uygulayacağını görmek ilginç olacak gibiydi. Fakat  bu sayıyı okuyup bitirdiğim “beklentilerimi çok mu yüksek tuttum” diye düşündüm. Joker’i Azarello’nun ağzından okumak büyük keyif vermişti; Joker gerçek dünyaya yaklaştıkça psikopatlığı Batman’in aksine karikatirüze olmaktan kurtulup daha gerçekçi bir hal alıyordu. Joker GN güzel fakat sinir bozucu bir korku filmi izlemek gibiydi. Fakat Doc Savage/Batman: First Wave bu hissiyattan daha farklı çıktı. Doc Savage çok eski bir kahraman ama hakkında hemen  hiçbirşey bilmiyorum o yüzden atıp tutmam yanlış olur. Azarello’nun Bruce Wayne’i için ise genç, birşeyleri değiştirebileceğine inancı olan, yeni yeni Batman’cilik oıynayama başlamış milyoner playboy denilebilir. Sözde bu gerçekçi dünyada olmalarına karşın DC’ni normal evrenindeki Bruce Wayne’den çok daha az depresif gözüküyor. Hikaye hakkında ise çok çok da bahsedecek birşey yok çünkü ortada sonu başı belli bir olay yok henüz. Bu “one-shot”, daha sonra belli ki yazarlığını Azarello’nun yapacağı DC evrenin supernaturel olaylardan kısmen de olsa arındırılmış halinin bir preview’u gibi daha çok. İleride muhakkak birşeyler olacak ancak yine de başlangıç sayısı olarak daha uzun ve sonu başı belli olan, kısacası daha “vurucu” içeriğe sahip bir sayı yazılabilirdi diye düşünüyorum. Pes etmek yok. Önümüzdeki birkaç sayıda Batman’in bu kovboy versiyonunun kaderi belli olur. Benim inancım var.

Belki de Azarello’nun Batman’i hakkaten daha gerçekçidir he?

3 aydır büyük bir heyecanla takip ettiğim Daredevil’ın yeni sayısı Daredevil #502 ise beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Benim çizgi roman ve dizi piyasasındaki senaryolardan beklentilerim ya çoğunluğun fikirleri ile uyuşmuyor ya da firmaların bize sundukları ürünlerle (bu aslında kamunun büyük kısmıyla isteklerimizin aynı olduğu manasına da gelebilir. Ancak bu konuda birşey söyleyebilecek yeterli verim yok. Errör).. Karakterler için görmek istediklerim, popüler kültüre ait Daredevil gibi çizgi romanlar için fazla uçarı kalıyor sanırım.. Çünkü Daredevil’dan gerçekte çok şey bekliyordum. Gerçek bir “knightfall” ya da biraz kastırarak “knightchange” gibi birşey. Benim beklentilerimi coşturan olay; Daredevil #501’de Daredevil’ın kendi mentorunu, daha iyi bir amaç için öldürmesiydi. Fakat bunun bir kandırmaca olmasının ortaya çıkmasıyla bu heyecanım da ancak 2 sayı sürdü. Kör avukat Matt Murdock hala çok akıllı bir Marvel Knight. Oysa ilk Fallen Knight bu mu olacak diye düşünüyordum. Öykünün gidişatı her ne kadar kafamı bozsa da hikaye anlatımı hala güzel. Çizimler hala yazılı  hikayeden bağımsız karmaşık hafif rüyamsı karanlık bir atmosfer yaratıyor ki bence yazılı hikayeyi destekleyen ve ona güç veren en önemli öğre Daredevil için konuşuyorum. Yani Çizgi Romanlar bu yüzden güzeldir varan 2: Benim için yine hikayenin yan çizdiği ancak çizimleriyle kurtarmış bir sayıdır.

Matt Murdock’un kafa kıyak

Bu hafta ne öyle çok fazla birşey okudum ne de çok fazla birşeyden etkilendim gördüğünüz gibi. Yine en güzeli Punişırdı diyebilirim. Dark Horse Comics tarafından yayınlanan birçok review’da yüksek puanlar alan post apokaliptik macera Sweeth Thoot ve masal uyarlaması ve gerçekten çok güzel gözüken The Marvelous Land of Oz’dan da bahsetmek isterdim aslında ama bu tip çizgi romanların ya bir graphic novel gibi değerlendirebiliyorum ya da gerçekten progresif diyebileceğim bir olay olursa haklarında birşeyler söyleyebilirim ancak. Çünkü; evet güzel gözüküyorlar, güzel okunuyor ve izleniyorlar ama yine de arkası yarın çizgi romanlarından öte büyük bir hikayenin daha ilk paragraflarını temsil ettikleri için “bir macera” gibi değerlendirmek zorlaşıyor. Ama özellikle The Marvelous Land of Oz gerçekten tek kelimeyle çok güzel (iki kelime olmuş lan).

2 thoughts on “Haftalık İnceleme (Tembel ve Soğuk Pazar günü remix)

  1. Steve Dillon Preacher ve Punisher’daki çalışmalarından tanıdığımız bir çizer, ve ben Punisher’a kimsenin kendisi kadar yakıştığını düşünmüyorum. Preacher’daki işi ise kesinlikle “godlike” zaten.

  2. Ya aslında kareler fln güzel. Yukarıdaki scan’i de o yüzden koydum zaten. Sonuçta çizgi-roman. Çizgilerle olayı gayet güzel anlatıyor. Ama yok abi ben sevmiyorum ya tarz eksikliği var gibi geliyor bana. preacher’ı okumadım, o yüzden birşey diyemeyeceğim. Sadece iyi olduğunu biliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s