Haftalık İnceleme

Bu hafta hem iş hem de sosyal olarak yoğun geçen bir haftaydı.  Kendimi her ne kadar antisosyal hissetsem bile aslında su katılmamış bir sosyapat olduğumu hatırladım.
Dolayısıyla bu hafta çok fazla birşey okumadım. Ne doğru dürüst blog baktım, ne haber izledim ne de kitap okudum. ÇR’lerde bundan nasibini aldı. Genellikle tek tük “peak”ler yaptım ancak şans mıdır nedir, hemen her baktığım dergi iyi çıktı. Buyrun arkadaşlar:

batman-kelly jones Batman Unseen: Batman Unseen ” A lost tale of Bruce Wayne as Batman” alt başlığıyla yayımlanan 5 sayılık bir mini seri.  Batman’in normal maceralarında çoğunlukla artık Batman’i zombilerle savaşırken, büyücülerle kapışırken ya da dünyayı kurtarırken görmek işten bile değil. Unseen ise daha “Oldschool” tarzda daha minimal olaylara sahip, Batman’in dedeftiflik yönününün ön plana çıkarıldığı  bir hikaye.
2009 yılında yaşadığımızı, Marvel evreni olsun DC evreni olsun her yerden inanılmaz teknolojik olayların, boyutlar arası maceraların, zaman yolculukların, alternatif geleceklerin fışkırdığını düşünürsek eğer Batman: Unseen’in konusu komik derecede basit sayılabilir.  Öyle ki konu şu: Batman görünmez bir katilin peşinde. Ne kadar basit değil mi? Tabii ki işin içinde güzelce yedirilmiş entrikalar da var. Ayrıca Batman’in kara mizaha kadar varan “mesleğiyle” ilgili problemlerini de kısmen görüyoruz.Ancak Unseen genel olarak öykünün sadeliğinden güç alıyor.
Çizer Kelly Jones’u eskiden beri bilirim. Knightfall serisi türkçe olarak basılmıştı eğer bilmiyorsanız. Knightfall’da tek tük sayıları resmestse bile bu güzel serinin “main artist”i değildi. Ancak hemen hemen bütün kapaklar Jones’undu. Batman çizerleri arasında Jones benim favorimdir. Batman’i gerçekten bir yarasaya benzeterek çizer ve onun gotik tarafını kusursuz biçimde öne çıkartır. Zaten biyografisine şöyle bir göz gedirecek olursanız eğer  portfolyosunda gözüme çarpanlar (bir türk olarak) Sandman ve Dark Horse Comics tarafından yayınlanan Conan için bir mini-seri. Buralarda bir yerlerde Unseen’den Jones tarafından resmedilmiş birkaç kare  bulacaksınız.  Batman: Unseen’in yazarı ise Doug Moench. Moench’e Batman Unseen’i okuduktan sonra açıp baktım kimmiş diye. Biyografisinde de gördüğümüz gibi kendisi yaşını başını almış bir ÇR yazarı ve üstelik Moon Knight’ın da yaratıcıymış. Tanışmış olduk.
Unseen konusunda tecrübeli isimler tarafından yaratılmış basit ama sağlam bir çizgi roman. Öyle ki macera  içerisinde biraz süpriz potansiyeli barındırsa bile yine de sonu ve başı belli olan ve konu anlamında okuyucuyu çok da şaşırtmayacak bir öykü. Hatta bunun için “klasik” tanımını bile kullanabiliriz. Peki bu kadar klasik gözüken bir çizgi romanı neden okuyalım? Şu yüzden:  Unseen iyi bir çizgi romanın, iyi olması için evreni yok edecek bir tehlikeye ya da photoshop numaraların kaçan dijital hilelere gerek olmadığının bir kanıtı. Yeni çizgi romancılar için ders niteliğinde bir seri. Sonu ve başı belli bir öyküyü, okuyuca okutabilmek, okurken heyecanlanmasını sağlayabilmek, ortaya “iyi bir iş”  çıkarmanın kanıtı değildir de nedir?

haunt-preview-sdcc-cover Sırada ise daha önce de hakkında şu linlerde (şu bi de şu)  postlar attığım McFarlene’in yeni kahramanı Haunt #02 var. Haunt hakkında hala çok fazla söylenecek birşey yok; ne de olsa 2. sayı. Ancak bu sayının son sayfasında 3. sayıda hiç yoktan birkaç cevap alacağımızı görüyoruz.  Bu sayıda Haunt tarafından uygulanan çeşitli kanlı ve vahşi adam öldürme tekniklerine bir giriş yapıyoruz. Haunt’un bir “mass murderer” olmak için yeterli potansiyele sahip olduğunu görmüş oluyoruz. Okuması hızlı ve zevkli bir sayı. Spawn’ın aksine olaylar uzun uzun 3. şahıs ve düşünce kutucukları ile açıklanmak yerine hızlı aksiyon sahneleriyle ve resimlerle anlatılıyor. Bunun nedeni bu sayının “full aksiyon” tabir edebileceğim bir sayı olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Başkahramının bir türlü olan olaylara realist tepki verememesi biraz garip kaçabilir ancak kimin umrunda. Akıyor gidiyor işte dergi. Bunun dışında yine mi symbiote diye sormadan da edemedim. McFarlene’in symbiote’lara karşı ciddi bir takıntısı var bence.

Bunun haricinde bahsetmeye değer gördüğüm iki “mecmua” da The List serisinden. Biri savaş tanrısı ve şu anki Avengers ekibinin kas gücünü oluşturan Ares, diğeri ise görgü kuralları hakkında süper yeteneklere sahip olan Logan yani Wolverine. Ares Osborn tarafından “hardcore” amerikan askerleri yetiştirmek için görevlendiriliyor. Olaylar Ares’in eğittiği bir asker tarafından anlatılıyor. Burda Marvel’n kapalı kutularından biri olan Ares’i biraz daha yakından tanıyoruz. Ancak Thor ve Hercules’un aksine Ares ne kadar modernize olmuşsa da hala aslında o eski Yunan savaş tanrısı. Tek inandığı şey ve varoluş sebebi savaş (daha doğrusu “battle”). Dolayısıyla Ares’i bir kahramandan öte tıpkı mitolojideki gibi bir “duygu” veya “eylem” olarak görüyoruz. Yazar iyi yakalamış. Her ne kadar G.I. Jane ve benzeri filmleri hatırlatsa bile yine de okuması zevkli bir maceraydı.
Diğeri ise The List: Wolverine. Preview’lar ciddi bir macerayı işaret ediyordu ancak saçma derecesinde komik bir sayı olmuş. Okurken insanın suratında hafif bir gülümseme beliriyor, bazı karelerde kahkaha bile atabilirsiniz.. Norman’ı da yerin dibine sokmayı ihmal etmemiş, Marvel- Boy’la  da delikanlılığı elden bıraktırmadan ince ince dalgasını geçmiş..

drtlw_011

Son olarak  Deadpool Team up #899 var. Geçen ay 900’dü. Geriye doğru gidiyor. Matematiği zayıf olanlar için bu 2. sayıdayız demek oluyor. Deadpool’dan artık haftalık incelemeler içinde bahsetmiycem çünkü Deadpool’un her sayısı gürültülü bir osuruk gibi. Bunu iyi manada söyledim. Osuruğun nasıl iyi bir manası olabilir? Şöyle ki; osuruk nerde,hangi zamanda, kim tarafından yapılırsa yapılsın komiktir. Eğer bence osurukla ilgili olaylara gülmüyorsanız sizde bir sorun var demektir. Deadpool da düzenli salınan bir osuruk gibi. Her ay güldürüyor. Ne eksik ne fazla. Hikayeler komik olduğu için  -(aslında Deadpool’un yaratıcısı olan) Rob Liefield tarafından çizilmedikçe- güzel, standart bir kalitede seyrediyor (2. sayısında olan bir dergi için bunu söylemek erken olabilir ama Deadpool işte) .  Çizimlerde klasik marvel dışında bazen alternatif tarzlara bile rastlayabileceğimizi tahmin ediyorum. Dolayısıyla her sayının kalitesi belli. Daha önce de dediğim gibi Deli Cevat işte. Deli Cevat’a da gülmeniz gerekir. Zaten bunlardan birine gülenin diğerine de güler. Ve de osuruğa.
deadpool1

Bunlar haricinde okuma listesine Wolverine Weapon X #06 da alınabilir. Bu sayıda yeni bir macera başlıyor. Logan kim olduğunu hatırlamayarak bir tımarhanede gözünü açıyor. Kapak bence bu ayın en iyi kapağı. Eğlenceli sayı.
Son olarak ise yine bahsetmeye değer bir yayım da Marvel tarafından çıkarılan The Stand: Soul Survivors. Stephen King’in ünlü kitabından uyarlama aynı evren içerisinde geçen alternatif bir öykü. Stand türkçeye Mahşer ismiyle çevrilmişti ve bildiğim kadarıyla fena da sayılamayacak bir TV uyarlaması da var. Birçok King kitabını ortaokul döneminde okumuş olmama rağmen, Stand bunların arasında değil. Dizisini de izlemedim. Ancak  Çizgi Roman gerçekten King kokuyor. Eğer yazar ile biraz haşır neşirseniz size hiç de yabancı gelmeyecektir. Bu arada Stephen King Dark Tower’la beraber çizgi roman işine iyice dadanmış gözüküyor. Önce Dark Tower, şimdi Stand ve Talisman. 2010 Mart ayında da American Vampire diye yeni bir seriye başlayacakmış.

nameislogan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s