Haftalık İnceleme

Bir itirafta bulunuyorum: Bu Haftalık İnceleme’ler tagli postlar biraz deneme yanılma şeklinde oldu. Çünkü geçen hafta şunu yapacağım bunu yapacağım diye atıp tutmuşum ama samimi konuşmak gerekise ÇR’ları başka birinin yarattığı bir formata göre incelemek beni kastı. Kafama göre gideceğim. Buyrun: The List: Punisher Yayıncı: Marvel Puan: 4/5 Tadı: Kötü bir yemeğin üstüne yenilen güzel bir tatlı gibi. (Spoiler İçerir)

List’in bu sayısı beni şaşırttı. Bu sayıda yaşanan olaylar Marvel’ın şu aralar major event’i olan Dark Reign’in gidişatını doğrudan etkileyecek biçimde değil (ya da öyle mi?). Bu da acaba “ben en baştan beri bu The List serisini yanlış algılayıp o yüzden mi beğenmiyorum?” sorusunu getiriyor. Norman SHIELD’ın başında geçip SHIELD’ı HAMMER yapıp dünyanın en güçlü adamına dönüştükten sonra, Frank Castle (AKA Punisher) ne kadar vahşi ve acımasız olsa da delikanlı bir adam olduğu için Norman’ı öldürmeye karar verir ve Osborn’a bir suikast düzenler. Ancak bu cesur plan Sentry sayesinde -tabir-i caizse eğer- Frank’in elinde patlar. Üstüne üstlük bu olaydan sonra Osborn da Frank’i öldürmeye and içer ve onu kara listesine yazar. The List: Punsiher da Osborn’un kara listesindeki bu maddeyle iligi. En sevdiğim çizerlerden biri olan John Romita Jr. tarafından çizilmiş. Norman acımasızca bütün bir HAMMER’ı Frank’in üstüne salıyor ancak Frank kısmen paçayı kurtarıyor… Derken  Norman polislerin yılların psikopatı Punisher’ı karşısında çaresiz kaldığını anlıyor ve, Daken’ı Frank’in peşinden gönderiyor. Uzun ve kanlı bir kapışmadan sonra Daken gerçekten de Frank’in önce kollarını sonra bacaklarını keserek kafa ve gövdenen oluşan bir torsoya dönüştürüne kadar parçalara ayırıyor. Ama yine de Frank iş o noktaya gelene kadar Daken’ı anasından doğduğuna pişman ediyor ve kafası vücudundan ayrılana kadar Daken’ın suratına tükürürcesine bakmayı da bırakmıyor.

List’in bu sayısını okumak oldukça keyifliydi. Okuyucuyu yormadan oldukça güzel ve kanlı biçimde neredeyse sırf aksiyondan ibaret bir sayı. Frank ölüyor ancak Marvel Punisher’ı bu kadar kolay bırakmaz  ve nitekim de bunu hiç gizlemeyerek okuyucuya preview şeklinde gösteriyor. Hikaye gerçekten abuk subuk yönlere sapacak gibi. Ancak iyi manada:) Çizer Romita Jr.’ı her ne kadar beğensem bile sanki biraz baştan savma gibi geldi bu sayı. Tek eksiği budur. Onun dışında herşey ok.’dir.


Hulk #16 Yayıncı: Marvel Puan: 1.5 /5 Tadı: 3 öğün aynı yemeği yiyip, 4. öğünde de aynı şeyi yemek gibi

Hulk, yani dergi olarak Hulk, yani şu yanda 16. sayısının kapağını gördüğünüz dergi bizim eski yeşil dev Bruce Banner’dan öte (hiç yoktan şimdilik)  kimliği ve tam olarak ne peşinde emin olamadığımız gizemli Red Hulk ile ilgili. Red Hulk, Hulk dergilerine bence hareket getiren bir karakter. Ancak bu hareket artık biraz sünmeye başladı. 16 sayıdır yani 1 yıldan daha uzun bir süredir bu herifin kim olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz. Tamam, iyi hoş ama artık biraz kabak tadı vermeye başladı. Hani serinin çizimleri zaten ciddiyetten yoksun ama artık bir okuyucu olarak konun da biraz ilerlemesini istiyorum. Ya da birkaç ipucu versin  ne olup bittiğine dair ama yok. Red Hulk’un saftirik ve “insanı” bir tarafı olduğunu görmemiz dışında hala bir numara yok desem çok da acımasızca olmayacaktır. Bu sayı boyunca genel olarak Red She-Hulk ve Red Hulk arasındaki konuşmalarla geçiyor. İkisini de kim ve ne peşinde olduğunu bilmiyoruz hatta ikisi de birbirinin kim olduğunu bilmiyor zaten. İlk sayfalardaki geçen sayıdan devam eden aksiyonu saymazsak eğer bütün sayı bundan ibaret. Ancak konuşulanlar pek dişin kovuğunu dolduran cinsten konular da değil… En son sayfada çıkan “süpriz” finali saymassak. Her ne kadar “süpriz” olsa bile belki de fazlaca zorlama olduğu için bir süprizin yapması gerektiği gibi beni şaşırtmadı. Eğer dergi bu yavaşlıkta ilerlemeye devam ederse Red Hulk’un kim olduğunu ancak 3 sene sonra öğreneceğiz.

The Punsiher #10 Yayıncı: Marvel Puan: 4.5 Lezzet: Öğlen yememği yemeyip akşam yemeğinde iskender yemek gibi

Punisher’ın 10. sayısı The List: Punisher’dna hemen önceki olayları konu alıyor. List’i okuduktan sonra Punisher cephesinde ne olup bittiği merak ettim ve 10 sayıyı da biraz araştırmayla buldum ve okudum. Yazar Rick Remender oldukça iyi bir iş çıkarmış bence. Kapağının rsimleri buralarda bir yerlerde olacak olan 10. sayıyla noktalanan  ve bu maceranın “aftermath”i sayılabilecek The List ile eğer yukarıdaki review’u okuduysanız Frank Castle’ın Daken tarafından rosto gibi doğrandığını da okumuşsunuzdur. Bu 10 sayılık macera Black Hawk Down ya da Phone Booth’u izlemek gibiydi. Punisher’ 1’de Frank belki de biraz boyunun ölçüsünü aşarak MU’nun en güçlü adamı Norman Osborn’a Sentry tarafından engelenen, başarısız bir süikastlik girişiminde bulunuyır. Nowmon’un şu aralar MU’da Kingpin’in koltuğunda oturan (ve ondan çok daha ürkütücü ve güçlü olan) The Hood’u Frank’in peşine takıyor ve olaylar tıpkı Black Hawk Down gibi; bir kopuyor.. ta ki Frank Daken tarafından öldürülene kadar. Ancak dediğim gibi List sayısını bir aftermath olarak görebiliriz çünkü belki de Frank’in tüm insanlığı ile bağlantısını kopardığını 10. sayıda görüyoruz (her ne kadar %100 emin olamasak bile). Ancak tıpkı ismi gibi 10. sayı Frank Castle’ın tüm MU için potansiyel bir ceza olabileceğini gösteriyor. Bence buradaki olay10 sayı süren karşıklı bir insan avı olsa bile Hood tarafından en “mahrem” noktalarına kadar zorlanan Punisher’ın bütün MU’yu gözünü kırpmadan yok edebilecek bir delilik potansiyeli olduğunu anlatıyor. Çizer de bunu çok güzel yakalamış. Resimlere bakarken bana Frank’in nefretini, hısını ve vahşetini müthiş biçimde hssettirdi deseme abatmış olurum bilmiyorum. Çok lezzetliydi.


Spider- Man: Anti-Venom #2 (of 3) Yayıncı: Marvel  Puan: 2.5/5 Lezzet: Yoğurt gibi

Venom ve dolayısıyla Eddie Brock, sanırım 92 yılları civarında muhterem şahıs Todd McFarlene tarafından yaratılmış, belki McFarlene’in yazarlığından ileri gelen belki de hakkaten ürkünç ve tehliklei olduğu için o güne kadar Spider-Man’in  gördüğü en büyük belaydı. Neyse durumlar değişti. Brock kendi venom’unu oluşturmuş bir şekilde. Anti-Venom ya da White-Venom olarak geçiyor. Bana  görünüş ve hatta yetenek olarak yine McFarlene’in yeni karakteri Haunt’uı andırıyor. Bu hafta Punisher haftası mıdır yoksa benim bilinçaltımın random seçimleri mi beni Punisher’a götürdü bilmiyorum ama her okudğum şeyin altından (aslında altında demek yanlış ne de olsa 2 dergi zaten Punisher) Punisher çıkıyor. (Gerçi Dalily Scans’t hakkaten Punisher haftasıymış. Daily Scans’ı da atrtık kendime saklamak yerine blogroll’a link olarak koysam iyi olacak.) Anti-Venom#2 meksikalı gangsterle Anti-Venom arasında geçen, bolca Punisher sosuna batırılmış bir kızartma, pardon kapışma. Anti-Venom’un dedesinin kötülük dolu, Frank Castle’ın zaten deli bir seri katil ve Meksikalı gangsterlerin de meksikalı ganster olduğunu düşünürsek ve bu 3 “subject”i alıp olayın ilk 1.5 sayısının geçtiği gibi daracık bir mekana koyarsak  elimize ne geçer: Doğru bildiniz; şiddet, küfür, tehdit, vahşet. Aynen de böyle oluyor zaten. Gerçekleşen olayların çok ciddi bir tarafı yok, daha çok Punisher ve Anti-venom hem birbirlerini hem de çevredekileri parçalarına ayırsınlar diye yapılmış 3 sayılık bir mini-seri. Okurken çok heyecanlanmadım, ya da birşeyleri merak etmedim hatta öykünün finali bile daha ilk sayının ilk karelerinden belli gibi  ancak genel olarak yine de okuması zevkliydi. Öğleden sonra 2 öğün arasında yenilen bir çanak sade yoğurt gibi..


Ultimate Comics: Avengers #03 Yayıncı: Marvel Puan: 4.5 Lezzet: Sinemada ağzınıza “daha çok daha çok” diyerek tıkıştırdığınız patlamış mısır gibi Benim cahilliğimmiş… Bu seriden “ne güzel yapmışlar ya” anafikriyle bahseden bir post daha önce atmıştım. Orda da şöyle demişim: “bir yandan sürükleyici, bir yandan da beylik ve dramatik laflardan uzak akıcı aksiyon dolu klasik bir çizgi roman hikayesi. Üstüne üstlük, hikaye normal marvel evreninden de oldukça farklı yerlere sapmaya hazırlanıyor gibi.”

Cahilliğim de burdan kaynaklanıyor zaten. Meğersem serinin yaratıcı ekibi Civil War’u ve Old Man Logan’ı yaratan ekipmiş (Old Man Logan kıyamet sonrası Mad Max vari bir gelecekte geçen bir “Logan” öyküsü. Tadı aileyle yılda bir yenilen her türlü lezzetli akdeniz yemeğinin bulunduğu bir balık sofrası gibiydi). Yazar Mark Millar bence aslında biraz asi bir yazar. Karakterleri neredeyse “yok etmeyi” seviyor diyebilirim. Civil War’u çok takip etmedim (o dönemler ÇR’lara bir süre ara vermiştim.) Ancak konu itibariyle bütün SK’lkarın amerikan hükümetine gerçek kimlikleriyle kayıt yaptırmalarını gerektiren bir kanun çıkarılması ve bunun karşısında ikiye bölünen Marvel evreni idi (Cap. Amrica’nın maskeli tarafta olması bence ilginçti). Civil War önemli bir seri / olaylar silsilesi çünkü Marvel Evrenin’de bundan sonra gerçekleşecek olaylar Civil War’un sonuçları tarafından yaratılan kurallar içerisinde olmak zorunda. Yani demek istediğimn Cival War ile yazar Millar aslında hiçbir fizik kuralının olmadığı, hayal gücü ile herşeyin mümkün olacağı bir dünyanın “yasalarını” kısmen de olsa değiştirmiş, baştan yazmış oldu. Ultimate: Avengers’da gördüğüm şey ise yine daha önceki post’um da bahsettiğim gibi bildiğimiz Marvel karakterlerinin artık o bildiğimiz Marvel karakterleri olmayışı. Bu ekibin yarattığı dünyalar her taşın altından SK fışkıran Marvel evreninden biraz daha farklı kokuyor. Karakterler klasik versiyonlarının güçlerine ve adlarına sahip bambaşka insanlar gibi. Ne Fury bildiğimiz Fury ne de War Macine ya da Wasp. Kahramandan öte insan üstü yeteneklere sahip “para kazanmaya” çalışan tipler gibiler. Dolayısıyla hareketleri de bu yönde şekilleniyor. Son olarak eklemek istediğim birşey daha var: Old Man Logan ve Ultimates Comics: Avengers’da gördüğüm bir özellik bu. Bütün olaylar (aksiyon, dramatik sahneler, aşk sahneleri ve çok daha fazlası olsun) aslında resimlerle anlatılıyor. Asla bir düşünme balonu ya da 3.bir şahsın ağzından anlatılan kare bir kutucuk görmüyorsunuz. Çok güzel yazılmış olan bu hikayeler kelimelerden öte resimlerle anlatılıyor. Bu ekibin ürünleri kişisel zevkime ve sanırım kafamdaki çizgi roman tanımına çok yakın bir yerde duruyor.

One thought on “Haftalık İnceleme

  1. Geri bildirim: Frank Yemeğini Soğuk Sever « Ava Giden Avlanır

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s