Geri Sayım

Trafik ışıklarına keşke geri sayım göstergesi takmasalardı. Bakıyorsun ve yaşamın da o saniyelerle beraber akıp gittiğini görüyorsun. Kedi de trafiğe çıksaydı o da benim gibi düşünürdü.

Reklamlar

Sonbahar Temizliği

İyi bir “blogger” olmanın bazı kuralları var:

1. Blog’unuz bir konu çevresinde dönmesi gerkekiyor. İnsanların sizi takip etmesini istiyorsanız eğer, blogunuz ister sadece sizden bahseden kişisel içerikli bir blog olsun, ister spesifik konular çevresinde takılsın kendinize has bir tarzınız olması gerekiyor.

2. Blog’unuz bir konu çevresinde dönüyorsa eğer neden bahsettiğinizi iyi bilin, konuya hakim olun, atıp tutmayın. Emin olmadığınız şeylerden bahsetmeyin. Yeni bir tab açıp google’da sağlıklı bir arama ile istediğiniz bilgiye ulaşabilirsiniz.

3. İnsanların dinleyecreği/okuyacağı şeyler söyleyin: Sadece kötü eleştrilerin, baştan savma yorumların olduğu bir blog’u, kimsenin takip edeceğini zannetmiyorum. Ortaya yeni , orjinal birşeyler koymanız gerek.

4. Ortaya yeni birşeyler koyduğunuza, etkileyici  bir post attığınıza inanıyorsanız eğer bunu insanlarla paylaşmaktan çekinmeyin. Kendinize güveniyorsanız eğer reklamınızı yapın ve söylediklerinizin arkasında durun.

5. Post’larınız hem içeriğine hem de yazım diline önem gösterin. Kötü yazılmış, anlaşılmaz cümleler, imla yanlışlarıyla dolu bir blogu,  kimsenin rahatça okuyabileceğini zannetmiyorum. Siz kendinizi o “bozuk” şekilde anlatıyor olabilirsiniz ancak karşınızdaki kişinin de bunu anlayabilmesi gerekir. Ortak dili kullanın. Q’larla W’lerle yazılarınızı süslemek ancak 16 yaşındaki emoların yapacağı bir harekettir. 16 Yaşında bir emoysanız  emo olmayı bırakın gidin Kibar Feyzo ve Süt Kardeşleri izleyin.

6. Önemli olan nasıl gözüktüğü değil, ne yazdığı. Muhteşem bir tasarım kullanıyor , her yeri konuyla alakalı resimlerle dolduruyor olabilirsiniz ancak blog’lar bakılmak değil okunamk içindir. Dolayısıyla görünüşten çok içeriğe önem verin. Bkz. madde 3 ve 5.

Bu kuralları başarılı bulduğum blogları inceleyerek oluşturdum ve  AVA’yı bu kurallar çerçevesinde şekillendirmeye karar verdim. Gereksiz bulduğum bazı postları ve kategorileri ortadan kaldırdım. Yine kategorileri daha anlamlı biçimde düzenlemeye çalıştım. Artık attığım her post’u birkaç kere okuyorum, olmayan okuyucularıma karşı postlarımı olabildiğince anlaşılır kılmaya çalışıyorum.

Peki neden hiç hit yok? Günde ortalama 2 kişi giriyor AVA’ya ve bunlardan bir tanesi eminim ki Yaman Bey. Dİğeri ise çoğunlukla facebook linkime tıklıyan kişiler. Dolayısıyla aslında hedef kitleye hiçbir şekilde ulaşamıyorum. Peki hedef kitle kim? Sanırım çizgi roman okuyucuları. Evet söyleyecek birşeylerim var; her ne kadar bu söyleyeceklerim çoğunlukla Amerikan  çizgi romanları hakkında olsa da. Biliyorum ki orda bir yerlerde birileri yaşıyor.

Gördüğünüz gibi bir (son)bahar temizliği yaptım. Blog’un konu içeriğini biraz daha daralttım. Birkaç düzenli şey daha eklemeyi düşünüyorum  ancak hala proje halinde.

Son olarak skin’i de değiştirdim. Olabildiğince sade ve içeriğe odaklı bir skin seçtmeye çalıştım. “Bakın ne kadar şık duruyorum” gibi bağırmasından öte sade ve anlaşılır bir blog bence çok daha “cool”. Logoyu değiştrmek istiyorum şu aşamada bir tek o var. Onun dışında memnunum ve uzun süre böyle kullanacağım gibi bir his var içimde. Hiç yoktan gelecek bahara kadar.

Haunt ve Comic piyasası

Internet’teki review’ların birçoğu Todd McFarlene’in yeni comic’i Haunt’u yerin dibine sokmuş. Bunların başında da Comic Book Resources geliyor. Onun dışında birçok review blog’u da comicbookresources’tan çok  farklı şeyler söylememiş.

Haunt 2 gün kadar önce torrente cbr formatında düştü. Çektim okudum. Bu ilk sayı beklenildiği gibi cevaplardan çok sorular içeren bir sayı. Bolca aksiyon, bolca vahşet, biraz tarantino filmlerini andıran muhabbetler ve karakterle ufak bir tanışma. Haunt’u da görüyoruz; yani bir kahraman olarak. Ben örümcek adam-spawn karışımı birşey bekliyordum ve her ne kadar sadece iki sayfalık bir tanışma olsa bile  tahminlerimde çok yanılmadığımı gördüm. Tabii ki günümüz modasına uygun olarak ikisinden de daha vahşi. Daha bismillah demeden iki mafya mensubunun kafalarını koparyıor. Görünüş olarak beğendim, hal tavır hareket için konuşmak erken olsa da McFarlene:’in birçok karakterindeki hophop-zıpzıp özelliklerine sahip gibi gözüküyor.

Fakat genel olarak baktığımızda ne kadar etkleyici? Kesinlikle çok değil. Şaşırtıcı, devrim yaratıcı birşey yok ama zaten ilk sayısına bakarak bir çizgi roman hakkında comic book resources’ta olduğu gibi nasıl bu kadar kesin konuşulabilir ki? Özellikle de bu uzun süreli bir yayınsa. Spawn’ın ilk sayısı çok mu iyiydi? Ya da X-Men’in.

Esas değinmek istediğim nokta  bu: Çoğu kişi beğenmemiş haunt’u. Anlamadım neye göre beğenmemişler. Çizimlerde bir problem yok. Evet progresif ya da çok yenilikçi bir yön yok çizimlerde ancak negatif bir tarafı  olduğu da söylenemez. Ryan Ottley’in çizimlerinde McFarlane’in tarzının kokusunu alıyorsunuz ama düşünsenize; yaşayan bir çizgi roman efsanesinin karakterini resmediyorsunuz; Çizerseniz, çizimlerinizle ona bir saygı duruşu yapmak istemsizce de olsa içinizden gelir eminim ki.  Öyküden bahsetmek gerekirse…  Bittabii henüz giriş kısmındayız. Herşey bir soru işareti. Haunt’u görüyoruz ama olay nedir, bu karakterler kimlerdir hiçbiri belli değil. Comic Book Resources ve diğer bloglar  henüz ortada dahi olmayan birşeye dayanarak nasıl bu kadar acımasız eleştiriler yapılabiliyor anlamıyorum.

Haunt

İnsanların şöyle bir huyu vardır (Bu genelde toplu histeri şeklinde nükseder): Kendi alanında ticari olarak çok başırılı kabul edilen biri, uzun süre yaptığı işe ara verip de gidip başka şeylerle uğraşır fakat yıllar sonra esas mesleğine geri dönerse insanlar tarafından bu yeni yaratımları büyük ihtimalle beğenilmez. Bu noktada bu kişinin ne yarattığının, ne kadar kaliteli bir ürün ortaya koyduğunun çok önemi yoktur. Çünkü bu beğenilmeme durumu  aslında ne o insanla, ne ortaya koyduğu ürün/çalışmayla , ne de onu beğenmeyen yıkıcı eleştirilerle ilgilidir . Bu aslında düpedüz serbest piyasadır. Çünkü bu başarılı kişi/ürün zamanında (ilk çalıştığı dönemlerde) pastadan hatırı sayılır bir pay almkatadır. Ancak bu iyi yaptığı işe ara verdiği zaman onun aldığı pay başkaları tarafından bölüşülür. Ve bu kişi tekrar piyasaya dönmeye karar verirse eğer, sektör içerisinde söz sahibi kurumlar tarafından ilgi gösterilir ancak bu ilgi büyük ihtimalle kötü eleştriler şeklinde olacaktır. Çünkü dediğim gibi pasta paylaşılmıştır ve illa ki büyük dilimi elinde tutan insanlara yağcılık yapmak yeğdir. Comic Book Resources’ın büyük bir marvel yalakası olduğundan daha önce de şüphelenmiştim. Bu 2. oldu. Ne de olsa Marvel’in Editor in Chief’i John Queseda’nın CBR’dfe column’u olduğunu da göz ardı etmemek gerek.

Haunt’un ne olduğu, 2. bir spawn etkisi yaratıp yaratamayacağı göreceğiz (Bence yaratamıyacak çünkü piyasa şu an bu tip karakterlere doymuş durumda). Ancak zaten comic book resources’ı ve hatta marvel’ı da endişelendiren bu değil. Her ne kadar McFarlene ilk sayıda sadece “inker” olarak gözükse bile karakterin yaratıcılarından biri  ve McFarlene  tehlikeli bir adam. Evet çok fazla üretken olduğu söylenemez ancak çizgi roman konusunda bugüne kadar ne yaptıysa hep 12’den vurmuştur (Hatta diğer konularda da) . Dolayısıyla Haunt,  sadece soru işaretleriyle dolu ilk sayı baz alınırsa eğer şu an piyasanın doyduğu karakter tipinden çok da farklı gözükmüyor. Ancak dediğim gibi, işin arkasındaki isim McFarlene olunca beklenti daha farklı bir boyuta ulaşıyor.

Bu arada Comic Book Resources’u daha fazla takip etmeye çalışacağım. Gerçekten şüphelendiğim gibi bir cepheleşme varsa takip ettiğim blogları da gözden geçirip daha objektif sulara yelken açmam gerekecek.

Red Hulk

Bugün Taksim’de savaş yaşanırken, gaz bombaları taksim meydanına yağarken ben de oturduğum koltukta burnumun yanması şeklinde gazı hissettim. Gözlerim hafif yaşlı yaşlı, burnumda ufak bir yanmayla Hulk’un 16 sayısını okudum.

World War Hulk’tan sonra Marvel her ne kadar Hulk’u marvel evreninde biraz daha arka plana atmış olsa dahi yine de Hulk çizgi romanları kendi içerisinde tam gaz devam ediyor. Bence yıllardır da Hulk’ta görülmemiş değişiklikler var. Belki biliyorsunuzdur. Hulk Marvel evreninde tektir, onla kapışacak güçte bir tek Sentry vardır, zaten onlar da kapışmış, maç biraz kafakafaya bitmiştir. Hulk tektir artık doğru bir kelime değil, çünkü yeşil devin karşısında artık bir de kırmızı dev var.

redhulk Red Hulk, World War Hulk’tan sonra, Hulk#01 ile ortaya çıkan bir karakter. Tamamen Hulk gibi gözüküyor (kırmızı olması dışında). AncakHulk gibi kendinden 3. şahıs olarak bahsetmiyor. Tam tersine oldukça akıllı, planlar yapıyor hatta bu planları uygularken silah bile kullanmaktan çekinmiyor. Kimdir, nedir, neyin peşindedir, master planı nedir; hiçbiri belli değil. Şu aşamada tek bildiğiniz Hulk’un en eski kanlısı olan General Ross ile bir çıkar ilişkisi olduğu ve tahmin edersiniz ki bizim “good old” yeşil devi dünya yüzeyinden silmeye ant içtikleri.

Review’larda Red Hulk çevresinde gelişen olaylar oldukça düşük puanlar alsalar dahi benim ilgimi çekiyor. Çünkü Hulk’u her ne kadar sevsem bile Hulk’un maceralarında çok şaşırtıcı birşeyler pek olmaz. Eninde sonunda Banner yeşil canavara dönüşür ve ortalığın A.koyar tabiri yerindeyse. Ama şimdi başka oyuncular da var. Üstüne üstlük  bu son sayıda (16) bir de She-Hulk’un kırmızısı çıktı ortaya. Birileri bir yerlerde haldır haldır Hulk üretiyor herhalde.

Ayrıca ek bir bilgi olarak Marvel’ın yaptığı açıklamaya göre Hulk cephesindeki yaklaşan major event (ve büyük ihtimalle tüm Marvel evrenini bir şekilde etkileyecek olan) ‘in adı “The Fall of Hulks”. Hmmm. Açıkcası beni oldukça heyecanlandırdı bu isim. Bakalım ne olacak. Bayılıyorum kendimi boş umutlarda kaybetmeye.

Ancak son olarak birşey eklemek istiyorum. Bu 16. Sayıda birşey dikkatimi çekti. Wolverine ve Red Hulk kapışıyorlar. Wolverine pençelerini Red Hulk üzerinde kullanıyor haliyle ve gözlerini kör ediyor (Tabii ki geçici bir süre, sonuçta kırmızı da olsa o da Hulk). Red Hulk Wolverine’i ebesinin şeyine fırlattıktan sonra ise “lanet olsun kör oldum” diyor ancak bunu gayet üzgün bir biçimde söylüyor. Dolayısıyla her ne kadar Red Hulk akıllı ve kırmızı olsa bile bu sahne bana Yeşilin kırmızıyı (sadece esas adam o olduğu için değil) vahşetiyle yeneceğini gösterdi. Kör olan bizim yeşil dev olsaydı eğer oturup haline üzüleceğine 2 katı hınçla saldırır taş taş üstünde bırakmazdı. Dolayısıyla eninde sonunda yeşil kırmızıyı bir şekilde çıtır çıtır yiyecek. Ancak bu “The Fall of Hulks” ne manaya geliyor, o konuda henüz yorum yapmak için erken. Keşke haftalık olsa şu dergi ya.

Superman/Batman : Public Enemies

dvd-58Bugün maaşımı almam şerefine akşam yemeğine pizza sipariş ettim. New York. Getiren çocuğa da bolca bahşiş  verdim sanki çok zenginmişim gibi. Pizzayı yerken boş boş tv izleyeceğime bir film takıyım dedim. Geçenlerde iş olsun diye çekmiştim, hani öyle çok izlemeyi planladığım birşey falan değildi ama çıtır çerez tadında iyi gider diye düşündüm.

Filmimiz daha doğrusu çizgi filmimiz Superman/Batman: Public enemies. Sanırım geçen yıllarda DC evreninde geçen bazı olayların çizgi filme uyarlanmış hali. DC Comics biraz da Warner Kardeşlere ait olmasının avantajını kullanarak her sene 1 ya da daha fazla çizgi film çıkarır ve bunlar genel olarak ya Batman ya da Superman’dir (Marvel neden yapmıyor bunu bir türlü anlamıyorum). Genel olarak DC’nin çizgi filmlerini “bayık” diye tabir edebiliriz. Çünkü çizgi romanın aksine daha da ufak bir yaş grubuna hitap etmektedirler (ben iki yaş grubu için de yeterince büyük kalıyorum hatta iki yaş grubunu toplasak benimki ediyor olabilir). Dolayısıyla olaylar daha basit gelişmektedir ancak bu basitliği tamamlayacak aksiyonu yakalayamıyorlardı bir türlü.

Public Enemies bunu aşmış. Öncelikle çok uzun değil sanırım süresi, 1 saatin üstünde. Pizzaları lüp lüp yerken bir başladım izlemeye gerçekten bırakamadım. Otururup kitap okurum falan diyordum ama gerçekten de ekran başına oturttu beni. Olaylar gene oldukça basit biçimde akıp gidiyor çizgi filmin doğasının gereği olarak ancak aksiyon da bitmiyor. Bir ton DC karakterini Superman ve Batman’den dayak yerken/atarken görebiliyorsunuz. Captain Marvel ile Superman’in kapışması güzeldi valla. Tabii baş düşman gene Lex Luthor. Kıl herif. Hiç sevmem.

Valla çizgi film, küçük insanlar için yapılmış ama bir oturuşta izleniyor. Üstüne üstlük Louis Lane yok!! Taa en sonunda bütün olaylar bitince ortaya çıkıyor onda da konuşmuyor zaten. Hani normal bir film olarak değerlendirseydim bunu tabiki de aptal supak birşey derdim ama sonuçta çocuk filmi ve bir çocuk filmi için bence oldukça başarılı. Herkesin suratınının birbirine benzemesi dışında bir falsosu yok. Türkiye’de insanlar nedense bi Superman’i sevmezler. Herhalde çok “Amerikan” olduğu için. Valla seven varsa eğer tavsiye ederim. Büyük Mavi’yi izlemek çizgi film de olsa bence zevkli. Öptüm.