Salçalı Sardalya : Surrogates

Bir keresinde Kerem’le beraber kelebekler Vadisi’ne gitmiştik. İlk gidişimizdi ve nasıl bir yer olduğunu bilmiyorduk. Yanımıza biraz yiyecek stoklamaya karar verdik (iyi ki de yapmışız çünkü bir etobur olarak, ot yiyen hipilerin arasında açlıktan ölebilirdim). Erzak niyetine alınan bu yiyeceklerden biri de amerikan markası bir sardalya konservesiydi…Salçalı sardalya konservesi (:s)

surrogates 2. günün sabahı güneşin o güzel sahile vurmsıyla beraber erkenden uyandık ve aradan biraz zaman geçtikten sonra kahvaltı etmeye karar verdik. Ben etobur doğam dolayısıyla aldığımız sardalyalara saldırdım. İçlerinden de salçalı olanını aldım ve biraz yedim. Hayatımda yiyip yiyebileceğim en kötü konserve balığın da tadına bakmış oldum. O kadar kötüydü ki kerem de bakmak için ısrar etti ve sonra da dedi ki: “Gerizekalı amerikalılar…salça güzel birşey, sardalya güzel birşey, ikisini birleştirirsem ikisi de güzel olur.” sonra da aldığımız bütün salçalı sardalyalya konservelerini attık.

Surrogates salçalı sardayla gibi bir film. Bu filmin yapımcıları bazı çok iyi ve sağlam bilimkurgu filmlerindeki “iyi” diyebileceğimiz özellikleri tespit etmiş ve tek bir çatı altında toplamaya çalışmışlar (Aslında Surrogates 5 sayılık bir graphic novel uyarlaması ancak bu kitpaları okumadığım için direk film üzerinden gideceğim). Benim tespit ettiğim sardalyalar ve salçalar şuralardan gelmekte:

Öncelikle bir insan bilincinin tümden sentetetik bir vücuda aktarılması: Ghost in the Sheell’de bunu olabildiğince fütürist biçimde görmüştük. Ghost in the Shell’de durum biraz daha farklıydı aslında. İnsanlar bioyolojik vücutlarını bırakarak komple sibernetik bir sisteme geçiş yapıyorlardı, böyle birşey surrogates’de yok. Hala biyolojik vücutlarına sahipler.
İkinci olarak ise Will Smith’i sevmemi sağlayan 2 filmden biri olan sözde Asimov uyarlaması I, Robot. Asimov’un öyküleriyle filmin tek bağlantısı adı olmasına rağmen bence gayetbaşarılı bir aksiyon-Bilimkurguydu. Şirket yapılanması, bütün dünyanın robotları kullanması ve bu robotlara bağımlı olması ve bu durumdan oluşan dünya atmosferi bana I,Robot’u hatırlattı. Hatırlatmak ne kelime, salçası burdan. Hatta öyle ki iki filmde robotları yapan bilim adamını aynı kişi oynuyor.
Son olarak ise bittabii olmazsa olmazlardan Philip K. Dick – Do Androids Dream of Electronic Sheep. Başkahramanın karısıyla olan ilişkisi. Karısının dünya düzenini temsil etmesi ve karşılıklı girilen, karı-koca olmalarına rağmen, sanki iki yabancı arasında gerçekleşiyormuş gibi yaşanan diyaloglar. Bütün anti-ütopik içeriğe sahip kitaplarda bulunabilecek bir “çarpışma” olmasına rağmen, surrogates’de bu çarpışma bana kabak tadı verdi.

surrogates_tpb_cover Surrogates’in ÇR’sini okumadım daha önce dediğim gibi ancak wiki’lediğim zaman çok da geniş olmayan bir entry’sine ulaştım. 2005 yapımı oldukça yeni bir graphic novelmiş aslında. Ancak özetini okudğum zaman filmin senaryosundan çok da farklı olmadığını gördüm. Tek fark finalinde başkahramanımızın karısının robotundan ayrı kalınca intihar etmesi. Bu da bana açıkcası yine Philip K. Dick’in “Do Androids dream of electronic sheep”ini hatırlattı.

Esinlenmek ile tırtıklamak arasında fark var. Güzel bir eseri okuduğumuz/dinlediğimiz/izlediğimiz zaman, elbette ki bir dereceye kadar bu eser bizi etkileyecektir ve hatta yeterince güçlü bir eserse  ve bizde de azcık da olsa “sanatçı” hissiyatı ya da birşeyler yaratmaya açık bir yön varsa eğer bu yön harekete geçecektir. Ancak bu hareketin ne yönde olduğu önemli: Eğer bu eser bizi yeni bir yaratım yaratmaya itiyorsa, bundan çok etkilenmişiz demektir. Ancak bu eserde anlatılan şeylerin etkisiyle benzer şeyleri anlatmaya çalışmak, ne kadar kılıf değiştirirsek değiştirelim o orjinal yapımın bizim ağzımızdan yazılmış (büyük ihtimalle kötü) bir taklidi olmaktan öteye gitmeyecektir.  Bu taklidin taklit olduğunu gizlemek için de diğer beğendiğiniz eserlerdeki beğendiğiniz öğeleri alıp eklemeye çalışırsanız elinize geçecek şey, şehir yaşamından kopmuş, doğanın ortasında açlıktan ölmekte olan pis bir adamın bile yemeyeceği bir salçalı konserve olacaktır.
Dediğim gibi esinlenmek iyidir aslında. İnsanı birşeyler yaratmaya zorlar. Ancak bu yaratılan şeyin ya önceki eserden beslenen ancak ortaya yeni ve heyecanlı birşeyler koyan bir yapısı olmalı, ya öncekinin daha iyi bir yorumu olmalıdır.

Kısacı Surrogates buram buram Michael Bay Hollywood’u kokan, başarısız, entellektüel düzeyleri Ghost in The Shell gibi yapımları kavrayamacak seviyedeki insanların birkaç dolarına göz dikmiş bir yapım. Hiçbir bilimkurgusal ya da sanatsal yönü olmadığını söylemek hiç de acımasızca olmayacaktır. Bu senenin en iddialı bilimkurgusu buydu sanırsam ve balon çıktı. Her ne kadar uyarlama olsa bile.

Ayrıca herkesin robotu kendinden güzelken neden Bruce Willis’in kendisi robotundan daha karizmatik?

P.S. Bundan böyle bu tip çakma yapımlardan salçalı sardalya (SS) diye bahsedeceğim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s