Wolverine Origins

Wolverine’i karakter olarak çok çok da sevmediğimi ancak bunun kişisel zevklerle ilgili birşey olduğundan daha önce de bashetmiştim. Geçen hafta yeni çizgi roman ne çıkmış diye bakarken Wolverine Origins #41’i de okuma “gafletinde” bulundum. Gaflet diyorum çünkü tek tatil günüm olan pazarı; bütün Origins serisini baştan sona okuyarak geçirmiş oldum. Değdi mi? Netbook’un 10.1 inçlik ekranına 4 saat kadar kesintisiz bakmamı saymazsanız değdi.

Herşeyden önce Origins’in yaz başında sinemalara gelen X-Men Origins: Wolverine ile bir ilgisi yok. Origins MU’da günümüzde geçiyor ancak yine de adından da anlaşılacağı gibi daha çok Logan’ın geçmişiyle ilgili. Logan (Wolverine) çok fazla potansiyele sahip bir karakter. Healing Factor’e  yani iyileşme gücüne sahip. Dolayısıyla hemen hemen ölümsüz. Kendi bile tam olarak ne zaman ve nerde doğduğunu tam olarak bilmiyor, ya da nasıl ölebileceğini. Geçmişinden de tam olarak emin değil, bütün bir yaşamı kayıp zamanlarla, hatırlamadığı süreçlerle dolu. Bu karanlık zamanların bazılarını kendisi bilinçli olarak yaratmış (Prof. X’den yardım alarak) bazen de birileri onu bunu yapmaya zorlamış (Weapon X projesi)
WvsDBütün bunlar Wolverine’e çok yüksek bir potansiyel yüklüyor. Yani hem neredeyse ölümsüz olması hem de bu geçmişindeki bilinmez karanlık noktalar karaktere olabildiğince “malzeme” yüklemek için yer açıyor. Daha önce de bahsettiğim gibi bu “bilinmezlik” öğesi her ne kadar okuyunun/izleyicinin ilgisini çekse bile yine de yayımcı için büyük bir kumar niteliğindedir (ya da öyle olması gerekir). Çünkü karakterlerin geçmişinde yaşanmış ve onları bugünkü hallerine getirmiş bu bilinmez noktaları açığa çıkarmaya karar verdiğiniz zaman ve üstüne üstlük bunu Logan gibi “herkesin favorisi” sayılabilecek bir karakterle yapıyorsanız eğer yüksek tirajı garantilemiş oluyorsunuz. Ancak zaten okuyucu ve yaratcı ekip arasındaki problem bu noktadan sonra başlamaktadır: Bir ÇR yazarı olarak uğraştığınız onun “orijinler”i hakkında birşeyler söylemeniz gereken adam Logan. Yani Wİzard dergisinin gelmiş geçmiş en iyi ÇR karakteri olarak gösteridği şahıs. Dolayısıyla eğer karakterle ilgili “gizemleri” açıklarken ortaya Logan’ın şanına uygun birşey çıkaramazsanız eğer, elinize yüzünüze bulaştırmış ve çok satan karakterin tirajını belki gerliletip / belki geriletmezseniz bile yine de emin olun ki bazı sağlam okuyucular için saygınlığını ya da daha da önemlisi saygınlığınızı kaybetmiş ve eğer saygınlığınız yoksa da kariyerinizdeki çok iyi bir fırsatı geri tepmiş kaybettirmiş oluyorsunuz.

Wolverine origins kronolojik olarak günümüzde geçse bile yukarıda da dediğim gibi Wolverine’in geçmişiyle ilgili  en çok detay veren seri. Yazar Daniel Way. Way’in geçmişine baktığım zaman öncelikle dikkatimi çeken benden çok çok da büyük olmaması okumadığım birkaç ÇR’de yazar olarak çalışmış olması. Yani şöyle bir bakınca etkliyeci bir tarafı yok gibi (ancak eserlerini incelemeden bunu söylemek yanlış) Dolayısıyla uzaktan bakınca Wolverine Origins gibi bir seriyi bu adama vermek Marvel için kumar gibi birşey olsa gerekti. Ama eğer öyleyse Marvel gerçekten çok iyi bir kumarbaz.

Lafı fazla uzatmıyım. origins’i çok beğendim ve bunun nedeni artık herkesin ezberlediği bir karakteri alıp çok güzel bir öykünün ve kurgunun içine yerleştirmiş olması: SK ÇR’leri bilirsiniz: Esas adam vardır. Bir banka soyulur, esas adam  soygunu durdurur, suçluyu yakalar, hapse atar. Suçlu hapisten kaçar ömür billah onu  hapse atan SK’nın başına bela olur. 3 sayı to be continued olur, 4. sayıda concluded ve sonra başka bir kötü adamla baştan başlarız.

Origins böyle değil: Daha ilk sayılardan ortada tüm seriye yayılmış bir hikaye olduğunu anlıyorsunuz. Yani “gittiği yere kadar gider” tipinde bir seriden öte, girişi gelişmesi, sonucu olan ancak bundan öte bence abartısız şimdiye kadar okuduğum bütün ÇR’ler içerisinde en başarılı kurguya sahip ÇR’lerden biri. Yani şunu demek istiyorum: Bu serinin bir sonu, bir finali olacak; Seri çok sattığı için devam etmeyecek ya da (umarım) az sattığı için falan sonlanmayacak. Bir hikayesi olduğu için devam edecek ve eğer yazar şu anki kalitesini korumayı başarırsa; seri taş gibi bir finalle sonlanacak

Herşeyi anlatıp eğer olur da okuyacak olanlar için bu güzel serininn tadını kaçırmak istemem ancak Origins sadece Wolverine’den öte biraz da onun ırkı/”kin”i ile igili. MU’da Logan’ın birçok karakterle esrarengiz bağlantıları vardır. Bu bağlantıların ne olduğu çok açıklanmaz ancak yine de bu karakterle Logan’ın ortak noktası Healing Factor’dur. Bu karakterlerin en başında taze ölen Sabrethoot, Wildchild, Omega Red gibi karakterler gelmektedir. Oldum olası bu tipler arasında bir çeşit çekişme vardır. Origins ana konusu aslında bu çekişme.

wolverine vs. daken 1 Seriyi sevmemi sağlayan ayrı bir katakter var ve ondan da bahsetmeden geçemeyeceğim. O da Logan’ın oğlu: Daken. Daken güç olarak babasına benziyor. Tıpkı onun gibi healing Factor’e sahip. Tıpkı babası gibi pençeleri var. Tıpkı babası gibi yakın dövüş konusunda uzman, hoplamayı zıplamayı seviyor. Ancak bunlar sadece fiziksel özellikler. Karakter olarak ise babasının neredeyse tam tersi: Saygısız, bazen zevzek sayılabilecek bir tip. Wolverine’in maçoluğunun aksine saçları sanki babasına baş kaldırırmış gibi mohikan, kollar dövmeli (healing factor’e sahip biri nasıl dövmeye sahip oluyor o da saçma gerçi ama yakışmış). Karakteri de tıpkı dış görünüşü gibi. Yani babası ne kadar görünüş ve tavır olarak maço bir herifse, oğlu da onun tam zıttı. Logan’ı maçoluğundan dolayı çok sevemediğimi daha önce söylemiştim, Daken’ı da Logan’ın neredeyse tam tersi olduğu için bir o kadar sevdim. “Bub” da demiyor ayrıca. Logan’ı da birkaç kere pataklaması cabası. Gerçi aralarında geçen kavga gürültülerde Wolverine hep Daken’ın Logan’a karşı nefreti, Logan’ın da Daken’a karşı içgüdüsel baba sevgisi olduğu için de Logan dayak yiyor. Ancak yine de ikisinin de zıvanadan çıkmış halleri görülmeye değer. Baba mı daha beter oğul mu bilemedim.
Daken dışında dir de Romulus’umuz var ancak o da süpriz olarak kalsın.

Wolverine Origins’i okurken şunu hissettim: Hikaye her ne kadar Wolverine çevresinde dönse bile aslında esas odak hikayenin kendisinde. Tüm hikaye boyunca birbinden çok farklı karakterle karşılaşıyor okuyucu: Daken, Deadpool,  Captain America, Bucky, Black Widow, Hulk.. Ancak çoğu çizgi romandan farklı olarak her karakterin, her olayın, her objenin hikaye içersinde bir yeri var. Hiçbirşey boşuna değil , hiçbir kare, hiçbir konuşma baloncuğu oraya boşu boşuna ya da o sayıyı doldurma amaçlı konulmamış. Herşey serinin kurgusunda bir yer kaplıyor ve bence inanılmaz güzellikte birbirine bağlanıyor.  Sanki yazar Daniel Way ne yapmış etmiş bu dergininin yazarlığını almış ve sonra da haftalarca eve kapanıp inciğine cıncığına kadar herşeyi düşünüp muhteşem bir olay örgüsü hazırlamış. Seri öyle ki aslında finali şimdiden yazılmış, yazar finalde ne olacağını, neyin nasıl neye bağlanacağını çoktan biliyor ve kurgulamış.

Wolverine Origins uzun zamandır okudğum en iyi seri ve okurken çok zevk aldım. Hala Logan bence yaratılmış en iyi karakter değil ama bu kadar güzel bir seri okuduktan sonra insanın gözünce ister isteremez bir sempati kazanıyor. Origins okumak iyi bir Christopher Nolan filmi izlemek gibi. Her türlü ÇR okuyucusuna tavsiye ederim.

Haftalık İnceleme

Comic Book Resources’ta Buy Pile diye bir column var. Buy Pile Hannibal Tabu tarafından yazılan haftalık bir review column’u. Çoğunlukla Hannibal  ile beğenlerimiz uyuşmasa dahi yine de her hafta takip ediyorum. Ancak konu bu değil. Konu Buy Pile’ın formatı. Column haftalık review’ları 4’e ayırıyor: Kesinlikle alınması gerekenler, okunması gerekenler, bahsedilmesi gerekenler ancak çok iyi olmayanlar ve çöpler. Buy Pile’ın yazarı kadar çok ÇR okumuyorum ve dolayısıyla onun kadar bilgili değilim. Ancak köşenin formatı hoşuma gidiyor. Birçok çizgi roman hanibal’ın da köşesinde söylediği gibi “çok çok iyi” değil ancak kötü de değil. İkisi arasında bir yerlerde vasatın üzerinde duran ancak yeterince iyi olamamış birçok  ÇR var. Dolayısıyla ben de bu haftalık incelemelere “iyi” ve “kötü yanında bir de “orta şekerliler” eklemenin iyi olacağını karar verdim. Başlayalım bakalım.

Haftanın Lezizleri:

Incredible Hulk #603
Yayıncı: Marvel
hulk 603 Hulk #603: Her açıdan çok güzel bir sayı. Bruce Banner, Hulk’un başka bir gezegenden gelen oğlu Skaar’ı, Hulk’tan intikam alabilmesi için eğitmekte ve bunun için de önceki sayıda Juggernaut ile bir kapışma hazırlamış ve Skaar Juggernaut’a dersini vermişti. Ancak bu sefer biraz daha dişli bir rakip var karşısında: Wolverine’in oğlu Daken; Hulk ve Wolverine’in kapışmaları hep ilginç olmuştur. Daken ve Skaarr’ın ki de bilakis öyle. Öykü anlatımı olarak oldukça eğlenceli. Babalar nasıl aralarında anlaşıyorsa, onların “zıttı” sayabileceğimiz oğulları da kendi aralarında bir şekilde anlaşıyorlar. Aksiyon da cabası. Ayrıca şu aralar Marvel’daki en iyi çizim ve boyama ekibi bence bu dergide.

 

 

Beasts of Burden #2
Yayıncı: Dark Horse Comics

beastsofburden2 BoB bozmadan devam etmiş. Ancak üzücü birşey öğrendim: Ben bu dergiyi uzun süreli bir yayın zannediyordum ancak 4 sayılık bir mini seriymiş .Bu sayıda aslında yine oldukça alışık olduğumuz hatta “klasik” sayableceğimiz bir tür hayalet hikayesini köpek ve kedilerden oluşan paranormal olaylar dedektiflerinin gözlerinden izliyoruz. BoB’u gerçekten ayrı bir sevdim çünkü bir ÇR olmanın bütün avantajlarını kullanıyor; kahramanlar bir çocuk dergisinden fırlamış gibi, çizimler çocuklar için yazılmış bir masal gibi ancak bir yandan da üzücü bir hayalet öyküsü ve sadece ÇR’larda görebileceğiniz bir tür psikolojik şiddetle birleşmiş durumda. Ama o ilk sayıdaki masalsı fabl havası da hala tüm derginin üzerinde duruyor. Mmmmhh..gene lezizdi.

 

Haftanın Orta Şekerlileri:

Dark Avengers #10
Yayıncı: Marvel

dark_avengers_10 Ben bu seriden çok umutluydum ancak #12’in sayıda Dark Reign ve dolayısıyla Dark Avengers da bitecek deniliyor. Dark Avngers ilginç bir ekip, MU’da her gün gerçekleşen birşey değil. Bu orjinalliğine rağmen çok da yetenekli olmayan yazarlara emanet edilmiş gibi. Ortam ilginç: Super-villain’ler SK’ların yerinde, Norman herşeyin başında, Sentry ile ne oluyor ne bitiyor meçhul, Doctor Doom var bir köşede, Osborn kimsenin bilmediği bir haltlar karıştırıyor… Demek istediğim elde aslında bolca entrika doldurulabilecek bir malzeme var ancak bu seri nedense bir türlü vasatın üzerine çıkamadı. Okuyucu(beni) tam manasıyla içine alamadı. Bir önceki sayıda Sentry’in kafası bizzat karısı tarafından patlatılmıştı ve Sentry’e (bir kez daha) öldü gözüyle bakıyorduk. Şimdi ise Sentry hiçbir şey olmamış gibi yine etrafta uçuşuyor ve biliyorum ki bu olayın sonucu ancak 1 ya da 2 sayı sonra açıklanacak. Hata şurda: yazar dergiyi götürecek ilginç bir yön bulmasına rağmen, genel olaylara çok da bir etkisi olmamasına rağmen aksiyonun içinde “ilgnç”1 olan fikri kaybediyor, okuyucudan biraz fazlaca gizliyor. Olayların sonucunda bunların cevaplarını alacak (ve muhtemelen ilginç bulacak) olsak bile yine de birkaç sorunun cevabını öğrenmek için “anlamsız” sayabileceğimiz 10 küsür sayı okumak, başarılı bir seri tanımı içerisinde yer almıyor diye düşünüyorum.

Blackest Night: Batman #01-03
Yayıncı: DC Comics

blackest_night_batman Blackest Night şu aralar DCU’da “major event”. Bütün DCU kahramanlarını bir şekilde etkiliyor ancak olayın göbeğinde Green Lantern’lar var. Blackest Night için kabaca “uzaydan gelen zombi” olayı diyebiliriz. DCU’daki bütün ölmüşler diriliyor ve ilgili alakalı insanların başına tabiri caizse musallat oluyorlar. Batman ve Robin de bundan paylarını alıyor bittabii. Aslında ilk 2 sayı oldukça güzel, heyecanlı ve hatta korkunç ve gerici diyebilirim. Ancak 3. sayıda sanki biraz işlerin cıvkı çıkıyor ve bu zombi hikayesi “onlar bizim korkualarımızdan besleniyorlar” gibi artık klişenin de klişesi bir sonuca çıkıyor. Ancak yine de okuması zevkli ve herşeyden öte Batman ve Robin’in trajik geçmişleriyle yüzleşmeşmesini okumak güzel. Temelde bir irade savaşı izliyoruz, Batman de bunun altından kalkıyor. Çok çok da iyi değil yani.

 

Haftanın Yazıkları

Predator #2
Yayıncı: Dark Horse

predator2 Predator’u film ve karakter olarak sevmeme rağmen, yine de hiçbir zaman üzerine sayılarca ÇR yapılabilecek bir şahıs olarak görmemişimdir. Ne de olsa alt tarafı yengeç suratlı, aklında avlanmaktan başka birşey olmayan bir avcı (avcı ırkı). Dolayısıyla bu tipe ne kadar olay ve karakter yüklenebilir bilmiyorum. Daha önceki Predator ÇR versiyonlarına da şöyle bir göz atmışlığım var ancak hiç sarmamalarından dolayı göz atmakla kaldım sadece. Nitekim version 3. başlatmıiş Dark Horse Comics, ben de bir şans veriyim dedim. Ancak söyleyebileceğim tek şey o ki: Yine olmamış. Öykü tamamen agresif bir ortamda geçiyor, karakterler sadece birbirlerini aşağılıyor ve içlerinde oldukları kaosun içinden çıkmaya çalışıyorlar ancak nitekim bu 2. sayıda progresiv tabir edebileceğim bir olay olmuyor. Çizimler ise kötü. Hani gerçekten kötü bence. Stil açısından sıfır. Sadece çizilmesi ve yayınlanması için resmedilmiş gibi duruyor. Hiç memnun kalmadım senden predator git film yap sen. (Bu arada hakkaten yeni Predator filmi geliyor ve filmi Robert  Rodriguez çekiyor ve filmde Machette oynuyor. Gelse de izlesek).

 

Blackest Night: Superman #01-03
Yayıncı: DC Comics
Blackest_Night_Superman_by_Bakanekonei Bu da Batman’in Superman versiyonu. Bu da onun gibi 3 sayılık bir mini seri. Olaylar Smallville’de Clark, Martha ve Connor (Superboy) arasında geçiyor. Bildiğimiz klişe superman diyebilirim. Batman’in aksine zombiler herhalde Superman’in okuyucuya verdiği – nasıl olsa Superman’e birşey olmaz güveniyle ilerliyor, ve hakkaten de birşey olmuyor. Üstüne üstlük Superman de Batman gibi bu Black Lantern (Zombiler)’ler hakkında birşeyler çözmeyi başarıyor. Ama genel olarak bana sıkıcı ve klişe geldi. Ne olay ilerleyişinde, ne aksiyonda çok çok eğlenceli birşeyler yoktu. Peh.

 

.

 

Hulk #603
Yayıncı: DC Comics
The List - Hulk List serisi anlamsız varoluşunu yine bu sayıyla sürdürüyor diyecektim ki o kadar da acımasız olmamak lazım sanırsam. Incredible Hulk çizerleri tarafından çizildiği için bence çok üst kalite. Ancak konu yine de aham şaham değil. Hani evet birşeyler oluyor ancak olan şey The List’in alakadar olduğu event olan Dark Reign’e birşeyler katmıyor Incredible Hulk’la ilgili birşeyler oluyor. Kolay okunuyor ancak o kadar. Sevmedim. Sevemedim.

Salçalı Sardalya : Surrogates

Bir keresinde Kerem’le beraber kelebekler Vadisi’ne gitmiştik. İlk gidişimizdi ve nasıl bir yer olduğunu bilmiyorduk. Yanımıza biraz yiyecek stoklamaya karar verdik (iyi ki de yapmışız çünkü bir etobur olarak, ot yiyen hipilerin arasında açlıktan ölebilirdim). Erzak niyetine alınan bu yiyeceklerden biri de amerikan markası bir sardalya konservesiydi…Salçalı sardalya konservesi (:s)

surrogates 2. günün sabahı güneşin o güzel sahile vurmsıyla beraber erkenden uyandık ve aradan biraz zaman geçtikten sonra kahvaltı etmeye karar verdik. Ben etobur doğam dolayısıyla aldığımız sardalyalara saldırdım. İçlerinden de salçalı olanını aldım ve biraz yedim. Hayatımda yiyip yiyebileceğim en kötü konserve balığın da tadına bakmış oldum. O kadar kötüydü ki kerem de bakmak için ısrar etti ve sonra da dedi ki: “Gerizekalı amerikalılar…salça güzel birşey, sardalya güzel birşey, ikisini birleştirirsem ikisi de güzel olur.” sonra da aldığımız bütün salçalı sardalyalya konservelerini attık.

Surrogates salçalı sardayla gibi bir film. Bu filmin yapımcıları bazı çok iyi ve sağlam bilimkurgu filmlerindeki “iyi” diyebileceğimiz özellikleri tespit etmiş ve tek bir çatı altında toplamaya çalışmışlar (Aslında Surrogates 5 sayılık bir graphic novel uyarlaması ancak bu kitpaları okumadığım için direk film üzerinden gideceğim). Benim tespit ettiğim sardalyalar ve salçalar şuralardan gelmekte:

Öncelikle bir insan bilincinin tümden sentetetik bir vücuda aktarılması: Ghost in the Sheell’de bunu olabildiğince fütürist biçimde görmüştük. Ghost in the Shell’de durum biraz daha farklıydı aslında. İnsanlar bioyolojik vücutlarını bırakarak komple sibernetik bir sisteme geçiş yapıyorlardı, böyle birşey surrogates’de yok. Hala biyolojik vücutlarına sahipler.
İkinci olarak ise Will Smith’i sevmemi sağlayan 2 filmden biri olan sözde Asimov uyarlaması I, Robot. Asimov’un öyküleriyle filmin tek bağlantısı adı olmasına rağmen bence gayetbaşarılı bir aksiyon-Bilimkurguydu. Şirket yapılanması, bütün dünyanın robotları kullanması ve bu robotlara bağımlı olması ve bu durumdan oluşan dünya atmosferi bana I,Robot’u hatırlattı. Hatırlatmak ne kelime, salçası burdan. Hatta öyle ki iki filmde robotları yapan bilim adamını aynı kişi oynuyor.
Son olarak ise bittabii olmazsa olmazlardan Philip K. Dick – Do Androids Dream of Electronic Sheep. Başkahramanın karısıyla olan ilişkisi. Karısının dünya düzenini temsil etmesi ve karşılıklı girilen, karı-koca olmalarına rağmen, sanki iki yabancı arasında gerçekleşiyormuş gibi yaşanan diyaloglar. Bütün anti-ütopik içeriğe sahip kitaplarda bulunabilecek bir “çarpışma” olmasına rağmen, surrogates’de bu çarpışma bana kabak tadı verdi.

surrogates_tpb_cover Surrogates’in ÇR’sini okumadım daha önce dediğim gibi ancak wiki’lediğim zaman çok da geniş olmayan bir entry’sine ulaştım. 2005 yapımı oldukça yeni bir graphic novelmiş aslında. Ancak özetini okudğum zaman filmin senaryosundan çok da farklı olmadığını gördüm. Tek fark finalinde başkahramanımızın karısının robotundan ayrı kalınca intihar etmesi. Bu da bana açıkcası yine Philip K. Dick’in “Do Androids dream of electronic sheep”ini hatırlattı.

Esinlenmek ile tırtıklamak arasında fark var. Güzel bir eseri okuduğumuz/dinlediğimiz/izlediğimiz zaman, elbette ki bir dereceye kadar bu eser bizi etkileyecektir ve hatta yeterince güçlü bir eserse  ve bizde de azcık da olsa “sanatçı” hissiyatı ya da birşeyler yaratmaya açık bir yön varsa eğer bu yön harekete geçecektir. Ancak bu hareketin ne yönde olduğu önemli: Eğer bu eser bizi yeni bir yaratım yaratmaya itiyorsa, bundan çok etkilenmişiz demektir. Ancak bu eserde anlatılan şeylerin etkisiyle benzer şeyleri anlatmaya çalışmak, ne kadar kılıf değiştirirsek değiştirelim o orjinal yapımın bizim ağzımızdan yazılmış (büyük ihtimalle kötü) bir taklidi olmaktan öteye gitmeyecektir.  Bu taklidin taklit olduğunu gizlemek için de diğer beğendiğiniz eserlerdeki beğendiğiniz öğeleri alıp eklemeye çalışırsanız elinize geçecek şey, şehir yaşamından kopmuş, doğanın ortasında açlıktan ölmekte olan pis bir adamın bile yemeyeceği bir salçalı konserve olacaktır.
Dediğim gibi esinlenmek iyidir aslında. İnsanı birşeyler yaratmaya zorlar. Ancak bu yaratılan şeyin ya önceki eserden beslenen ancak ortaya yeni ve heyecanlı birşeyler koyan bir yapısı olmalı, ya öncekinin daha iyi bir yorumu olmalıdır.

Kısacı Surrogates buram buram Michael Bay Hollywood’u kokan, başarısız, entellektüel düzeyleri Ghost in The Shell gibi yapımları kavrayamacak seviyedeki insanların birkaç dolarına göz dikmiş bir yapım. Hiçbir bilimkurgusal ya da sanatsal yönü olmadığını söylemek hiç de acımasızca olmayacaktır. Bu senenin en iddialı bilimkurgusu buydu sanırsam ve balon çıktı. Her ne kadar uyarlama olsa bile.

Ayrıca herkesin robotu kendinden güzelken neden Bruce Willis’in kendisi robotundan daha karizmatik?

P.S. Bundan böyle bu tip çakma yapımlardan salçalı sardalya (SS) diye bahsedeceğim.

Haftalık İnceleme

Her gün en az 1 en çok 5 olmak üzere haftada sanırım ortalama 20-25 civarında ÇR okuyorum. Bunların hepsinin hakkında tek tek inceleme yapmayı gereksiz ve yorucu görmekle beraber, okuduğum bunca şey arasında 2-3 kelimeyi hakkeden eserlerin sayısının da küçümsenmemesi lazım. Dolayısıyla bundan böyle okuduğum ve dikkatimi çeken (hem pozitif hem de negatif yönde) dergiler hakkında ufak da olsa bir inceleme yapmaya karar verdim.

P.S. : Çizim ve öykü olarak iki farklı puan veriyorum. Daha sonra, bu puanların ortalamasını o sayının genel puanı olarak notlandırıyorum.

P.S. 2: Bu incelemeleri elimden gelidğince haftalık (yani güncel) yapmaya gayret edeceğim ancak benim o hafta okuduğum fakat yayın tarihi daha önceki haftalara denk gelen ÇR’ler de bu inceleme  içinde yer alabilir.)

Lezizler:

Anna Mercury 2 #001-#002
Yayıncı: Avatar
Puan: 8.5

anna-mercury Anna Mercury Avatar Comics (daha önce hiç duymamıştım) yayınlanıyor. Bu 2. versiyon. Ne daha önce duydum ne de gördüm ancak 2. versiyonu olduğuna göre oturmuş bir geçmişi olsa gerek. Wiki’lemek gerekecek ve bunu da zevkle yapacağım.
Anna bir şekilde uzayla bağlantısı olan, henüz kim için çalıştığını çözemediğim, kızıl saçlara ve de beklenildiği üzere ne şekle girersen girsin hala seksi gözükmeyi başaran vücuda sahip olan özel bir ajan. Dolayısıyla elimizde tuttuğumuz ya da ekranımzda gördüğümüz dergi de işin içine bolca bilimkurgu, fantazi, biraz seks ve politika yerleştirilmiş, yerinde ve güzel espriler koklatılmış bir  çizgi roman. ÇR’larda ne ajanları ne de dişi ÇR kahramanlarını severim (çünkü nedense her erkek ÇR kahramanı ayrıntılı sayılabilecek bir kişiliğe sahipken, birkaçı hariç (özellikle “evil” olanlar) kadın karakterkerin hemen hepsi birbirinin aynıdır). Ancak Anna kafamdaki bu faşitçe tabuyu ne olduğunu anlamadan yıkıverdi. Öyküye dair konuyla ilgili bilgisizlikten öte gelen (wiki…) boşluklarım olsa da gidişat oldukça neşeli ve kıvrak. Çizimler de bilakis stil sahibi. Öykünün çoğunluğu zaten bu güzel çizimlerle anlatılıyor. Üstüne üstlük bir de Anna’nın komik sayılabilecek bir espri anlayışı var. Bana İngiliz çizgi romanlarını hatırlattı. Haftanın altın madalyası.

Beast of Burden #001
Yayıncı: Dark Horse
Puan: 8

BeastsOfBurdenDarkHorseComics_thumb Konu klasik aslında. Amerika’nın kırsal bir eyaletindeki köylerden birinde garip, esrarengiz olaylar dönmektedir. Bu olayları kimse gönül rahatlığıyla dile getiremez ancak yine de herkes bir şekilde hissetmektedir. Kasaba ahalisinden çeşitli yaşlar ve “türlerdeki” gençler de bu garip olayları araştırmaya karar verir. Buraya kadar sanırım her şey normal. Tek fark ÇR’nin baş kahramanları olan bu topluluk üyelerinin kasabanın kedi ve köpeklerinden oluşması.
Henüz ilk sayısında olmasına rağmen (bu hafta 2. sayı çıkıyor sanırım). Beasts of Burden bir şekilde kendisine beni bağımlı yapacak gibi duruyor. Başkahramanların kedi ve köpeklerden oluşması ve hiç insan olmaması BoB’a modern bir fabl havası katmış ve gerek çizimler, gerekse de renklendirme olsun, bu yönde şekillenmiş. Hikaye belki kedi köpek arasında, belki de ormanlarda ev bahçelerinde geçmesinden dolayı bir masal yumuşaklığına yakın sayılabilirdi – Tabii henüz ilk sayı olmasına rağmen Avngers vs. Hulk tadında bir kavga olduğunu ve 1 köpek ve de 1 kedinin telef olmasını sayılmazsa. BoB’un anafikri komik derecede basit olmasına rağmen bu ilk sayıdaki hava korunabilirse önümüzdeki yıllarda hatırlanacak bir ÇR olacağını nah şuraya yazıyorum. tüü…yazdım.

Daredevil #501
Yayıncı: Marvel
Puan: 8

daredevil501 Hayatımda hiç Daredevil okumadım. Gerçekten. Yani gittim en gereksiz çizgi romanları bulup çıkardım, okudum. Ancak Marvel’ın bu en çok satan ve MU’da bir şekilde en çok saygı gören kahramanlarından biri olan DD’i gerçekten  vakit ayırıp ne okumuşluğum ne de araştırmışlığım vardır. Ayrıca bir gıcığım falan olduğundan değil, tam tersine; genellikle spider-man ve punisher gibi  dünyadan önce çevrelerindeki yaşamı kurtarmaya çalışan daha “ayak takımı” tiplerin arasında görmüşümdür DareDevil’ı ve genellikle hikayeyi renklendirir.
DD 2. jenerasyona ait bir karakter ve hemen hemen bu dönemin tüm özelliklerini taşıyor. Ya da ben taşıdığını zannediyordum ta ki geçen ay DD #500’ü, The List: Daredevil’ı ve bu hafta da DD #501’i okuyana kadar.
Ahlak timsali kör avukatımız Matt Murdock (Daredevil) sanırım herşeyi kaybetmiş; gizli kimliğini, kariyerini, kız arkadaşını.. vb. Elinde avucunda acı ve dramdan başka pek birşey kalmamış sanırım. Dolayısıyla Murdock eski yaşamanı tamamen terk ederek yer altına çekilmeye ve eski düşmanlarından The Hand adlı katil ninja örgütünün “greater good” için başına geçmeye ve onları kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya karar vermiş. Hatta bunun için örgütün isediği “fedakarlık”ı kabul ederek kendi ustası ve Hand’in ezeli düşmanı Izo’yu bile öldürüyor ve hikaye burda to be continued oluyor.
Hiç beklemiyodum ama şu an süper kahramanlar arasında hikayesi bende en çok merak uyandıran karakter Daredevil. Öyle gözüküyor ki Matt Murdock birçok SK ÇR’sinde zor görülebilecek bir kimlik değişimi içerisinde ve bu, hikayeyi sonu belli bir ölme-dirilme hikayesinden çok daha heyecanlı ve dinamik kılıyor. Hikaye anlatımı olabildiğince sade ve bence konunun dramatizmine uygun şekilde “içe dokunur” vaziyette ve çizimler de Daredevil’ın geçirmekte olduğu bu karanlık dönemi çok güzel resmediyor. Herşey gayet uyumlu ve tadında. Kapak da ayrı bir leziz.

Frank Castle: Punisher
Bunu uzun uzun yazmaya gerek yok ancak Marvel da tıpkı DC’nin Vertigo’su gibi, MAX adında daha yetişkin kesime hitap eden bir alt şirket kurdu ve bildiğimiz MU’dan buraya geçiş yapan ilk kahramanlardan biri de Punisher oldu. Bu yeni başlayacak olan serinin ilk sayısı ve 5 kısa öyküden oluşuyor. Güzel sayı. Puanı: 7

Haftanın Yazıkları

Batman #691
Yayıncı: DC
Puan: 6.5

batman 691 Bruce Wayne’in ölmesiyle beraber Bats cephesinde işler karıştı bildiğiniz gibi. Şu aralar Batman bayrağı eski Robin Dick Grayson’un elinde. Batman 691 sıradan bir geçiştirme sayısı. Aslında çok kayda değer bir durum yok. Batman Two-Face ile kendi sanctuary’sinde kapışıyor ve alfred’in de yardımıyla Harvey’i alt ediyor. Elbet ki ileriye dönük birkaç göz kırpma mevcut. Yeni bir düşman Batman’i alaşağı etmek için planlı biçimde hazırlanıyor (taktik olarak Bruce’un belkemiğini kıran Bane’i hatırlattı bana) ve bunun içinde Bats’in bütün baş düşmanlarını kendi emri altında örgütlüyor. Bunun dışında yeni Batman’imiz, Bruce’un, Garyson ailesinin ölümü ile ilgili bir sırrın kapısını azcık da olsa aralıyor.
Bruce’un ölmesiyle ve massive tabir edilebilecek 700. sayının yaklaşmasıyla beraber Batman’de daha kritik gelişmeler bekliyordum ancak bu sayı beni kişisel olarak çok da heyecanlandırmayan içeriği ile biraz hayal kırıklığına uğrattı. Öykü anlatımı ehhh işte – çünkü bu sayıda anlatacak çok birşey yok, çizimler ise yine şık ve güzel ama o kadar yani. Olay olmadığı için o da çok zevk vermedi.

The List: Secret Warriors
Yayıncı: Marvel
Puan: 6

the listsecret warriors The List hakkında daha önce epey attım tuttum. Şimdiye kadar bu seriden 4 ya da 5 sayı çıktı sanırım; bir dolu/bir boş şeklinde. Yanılmıyorsam yalnızca iki sayısında MU’yu etkileyecek birşey gerçekleşiyor (bu da onlardan biri) ancak yine de genel olarak bence baştan savma ve başarısız bir seri. Bu sayı bir nebze diğerlerine göre daha heyecanlıydı (başrolde Nick Fury olmasına rağmen – hiç sevmem süper kahramanlar arasında ajan muhabbetini). Ama yine de gerek çizimler gerekse de hikaye bana boş geliyor. Sırf daha sonra olacakları doğru dürüst anlayayıım, birşeyler kaçırmıyım diye okuyorum bu seriyi. Çünkü yakında The Siege adlı yeni bir event vuku bulacak MU’da ve büyük ihtimalle bu Dark Reign’in ve Osborn’un sonu olacak. Bazı dedikodulara göre Sentry ölecek ve deus ex machina olarak da tüm işi planlayan kişinin Mephisto olduğunu göreceğiz. Sentry ölmesin ama Mephisto iyidir, severim. Deus Ex Machina olsa bile abimdir.

Bu haftalık bu kadar valla, daha fazla yazamayacağım.

CBR Reader Yazılımları

Internet üzerinde dolaşan birkaç adet CBR (ÇR’ler için standart dijital format) reader yazılımı mevcut. Bunlardan birçoğunu denedim, bazısından memnun kaldım, bazısı da beni bozdu:

CBR Reader: Güzel Program aslında. Basit ve sade. CBR dosyasının üzerine çift tıkladığınız zaman ÇR’yi tam ekran boyutunda açıyor. Birkaç farklı zoom seçeneği mevcut ancak sanki bazen yetersiz kalıyor gibi. Bunun dışında kaydadeğer hemen hiçbir özelliği yok nerdeyse.  Basit ve kullanışlı. Ciddi bir okuyucu değilseniz ancak arada bir cbr bakıyorsanız, bilgisayarın bir köşesinde durmasında fayda olabilir.  Ancak aşağı oku çok yavaş çalışıyor. Sayfanın altına inmek gereğinden uzun sürüyor. Klavye tuşları yerine mouse kullanmak daha akıllıca.

Comicial: Bu da sade ve basit bir program. En çok tutanlardan biri ancak ben memnun kalmadım. Öncelikle compaq mini’min drevamlı çökmesine neden oldu. Belki benim işletim sistemimle alakalı bir sorundu ancak en sonunda OS’yi bozarak işi formata kadar götürdü (Bu arada şu an Win 7 kurdum, işlemcim atom olmasına rağmen XP’den daha iyi perfomans veriyor.). Ayrıca yükleme çok uzun vakit alıyor. Eğer 1024 MB RAM’ varsa makinanızda, uzak durmanız gereken bir program. Bende oldukça sıkıntı yarattı.

ComicRack: Bu güzel işte. Hardcore okuyucular için düşünülmüş. Diğerlerinden ayrılan yönü “sade” olmaması aslında. Winamp’ın comic için yapılmış olanı gibi. Kendi library’si mevcut. CBR ve CBZ yanında PDF de görüntüleyebiliyor (bu iyi birşey mi aslında karar veremedim). Daha önceden belirlenen folder’ları otamatik olarak tarayabiliyor ve bulduğu uygun formatları kütüphanesine ekliyor. Kütüphanesi de oldukça kullanışlı; eğer dosyaların infoları muntazam biçimde oluşturulmuşsa, sayısından tutun volume’a, yayıncısından tutun yayınlandığı tarihe kadar birçok alandaki bilgileri gösterebiliyor, dosyaları buna göre düzenleyebiliyor. Görüntüleme için de diğer iki programdan daha fazla seçenek mevcut. Kendi zoom ayarlarınızı yapabiliyorsunuz fakar buna nerdeyse gerek bile yok. Ne kadar gelişmiş bir program olsa da makinayı özellikle Comisial’a oranla çok daha az yoruyor. İlk açılış sanırım database yüklemesinden dolayı biraz uzun zaman alıyor.Ancak bir kere açtıkran sonra tray modunda çalışmaya devam ediyor. Bunu yaparken işlemciyi kastırmaması da ayrı bir güzel. Kediyle oyumuz bundan yana.