District 9 (Spoiler içerebilir)

district 9District 9’nı, fragmanını Tarık gösteridğin beri bekliyorum. Henüz Türkiye’de gösterime girdi mi bilmiyorum ama Kadıköy’deki korsanlardan alıp dayanamayıp izledim. Ben izlediğim zaman IMDB’de gelmiş geçmiş en iyi 44. film olarak gözüküyordu. Şimdi kontrol ettiğimde ise 59. sıraya gerilemiş.

Bilimkurguya ayrı bir ilgim vardır. Her türlüsüne; kitap, çizgi roman, film.. Bence insanların az buçuk kafalarını çalıştırmalarını sağlayan ender türlerden biridir. District 9 bir “uzaylı” filmi. Öncelikle fragmanı çok şaşırtıcı değildi. Hani Independence Day’den çok da farklı gözükmüyordu. Nijerya’nın tepesinde sallanan şehir büyüklüğünde bir uzay gemisi vardı. Ancak dediğim gibi IMDB’de bu kadar üst sıralarda olunca insan mümkün mertebe farklı birşeyler bekliyor.

Öncelikle; evet District 9 farklı bir film. İzlediğim bütün uzaylı filmlerinden farklı, daha öncye hiç yapılmamış bir biçimde ele almışlar konuyu. Film biraz uzak bir gelecekte geçiyor ve bir belgesel edasıyla başlıyor. Daha başlangıçta insanın ilgisini çekmeyi başarıyor. Şöyle ki gerçekten dev boyutlarda bir uzay gemisi dünyaya geliyor ama klasik New York, Los Angles ya da ne biliyim bir Paris yerine Nijerya’da bir şehrin gettosu üzerinde sabit biçimde sallanmaya başlıyor. Uzunca bir süre insanlarla uzaylılar arasında hiçbir temas yaşanmıyor. Bunun üzerine beklemekten sıkılan insanoğlu uzaylılar ile direk kontakta geçmeye karar veriyor. Gidiyorlar ve uzay gemisine zor kullanma yolu ile giriş yappıyorlar. Ancak içeride karşılaştıkları manzara beklentilerinden/beklentilerimizden çok farklı. Uzay gemisinin içerisinde dev karidesleri andıran humonoid uzaylılarla karşılaşıyorlar, hem de sayıları oldukça fazla. Ancak bunlar sefil durumdaki yaratıklar. Sanki ırklarının son temsilcileri gibiler ve son bir umutla dünyaya gelmişler gibi gözüküyorlar. Bu ırkın o gemide bulunan üyeleri sosyo-ekonomik açıdan insanlardan çok daha aşağılarda. Bunun üzerine insanlar  uzaylı karides ırkını toplayarak uzay gemilerinin durduğu yerin yakınlarındaki bir mülteci kampına yerleştiriyorlar ki buranın Nijerya’daki suçun tavan yaptığı, anarşinin hakim olduğu 3. dünya şehir gettolarından hiçbir farkı yok. Uzaylılar 20 sene kadar burada yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar ve sonunda gerçekten çevrelerindeki gettolarda yaşayan, suç ile doğup büyüyen insanlardan hiçbir farkları kalmıyor. Hırsızlık yapıyorlar, silah ticareti (kendi silahlarını insanlara satıyorlar ancak bu silahlar sadece uzaylı dna’sı ile çalışabiliyor, ama insanlar yine de alıyor), uyuşturucu ticareti, kedi maması ticareti ve hatta ve hatta insan kadınlarla fuhuş (neden????) yapıyorlar.

Hikaye ise yerel halkın uzaylılardan bıkıp, onların başka bir yere tahliye edilmesi istemleri sonucu, birleşmiş milletler gibi bir kuruluşun uzaylıları başka bir bölgeye zorla yerleştirme girişimleri ile başlıyor. Şimdi buraya kadar bence çok orjinal bir konu.Yani ömür billah uzaylıları ya çok üstün anlaşılamaz varlıklar ya da dış uzaydan gelen düşman canavarlar olarak gören bizler için oldukça değişik bir bakış açısı. Film öyle bir başlıyor ki zaten esas canavarlar onlar değil, direk insanların olduğu acımasızca seyircinin gözünün içine sokuluyor. Bunu yaparken de belgesel tadındaki çekimler ve natural born killers formatındaki medyatik yaklaşım ile gayet realist bir hava yakalanıyor.

Filmin baş kahramı (Wikus Van De Merwe) bu tahliye işleminden sorumlu bir birleşmiş milletler görevlisi. Aksanı bozuk district10ingilizccesi ve yapmacık şirin görüntüsü, ordu mensuplarıyla olan etkileşimi ile daha en baştan seyircinin antipatisini kazanıyor. Zaten tahliye işlemi için uzaylıların bölgesine gidip onları tek tek evlerinden çıkmaları için uyarmaya başladığı vakit, gösterdiği davranışlarla bu antipatiyi biraz daha cilalıyor. Aslında baş kahraman bir nevi insanlığın uzaylılara karşı bakış açısını simgeliyor filmin başında. Uzaylılar da 3. dünya insanlarını. Neyse biz bu tahliye işlemleri sırasında insanlar tarafından uzaylılara uygulanan bolca psikolojik ve fiziksel vahşeti izlerken (ki gerçekten filmde vahşet bolca var)  işler karışıyor ve kahramanımız gettolarında yaşayan birkaç uzaylı tarafından 20 senedir imal edilmeye çalışılan bir sıvı ile temasa geçince işler karışıyor. Bu noktadan sonra işler biraz daha klişe bir hale dönüşüyor.

Adamımız mutasyona uğramaya başlıyor.  Öncelikle yaralanan kolu uzaylı koluna dönüşüyor daha sonra ise tüm vücudu yavaş yavaş bu enfeksiyondan etkilenmeye başlıyor. Bundan sonra ise bittabii sizin de tahmin edebileceğiniz gibi insanlar adamımızı uzaylıların silahlarını kullanabilmesi için ele geçiriyor ve üzerinde yine bolca vahşet içeren deneyler yapmaya başlıyorlar. En sonunda işler adamımızı anestezisiz bir biçimde kesip biçmeye kadargelmişken eleman kaçmayı başarıyor ve bundan sonra klişe eğrisi gitgide aşağı doğru devam ediyor. Kahramanımız 9. bölgeye sığınıyor ve orda mutasyona uğramasını sağlayan sıvıyı yapan karidesle karşılaşıyor. Artık kısa keseceğim çünkü çok uzadı. Sıvının aslında gemi yakıtı olduğunu öğreniyor, uzaylı ile birlik olup gidip sıvıyı ele geçiriyor, district 9’a geri dönüyor, bolca aksiyon yaşanıyor ve en sonunda kahramanımız uzaylının gezegenenine dönmesi için kendini feda ediyor.

Şimdi film baştada dediğim gibi hiç yoktan benim karşılaşmadığım orjinalikte bir konu ile başlıyor ve dediğim gibi başkahramanın mutasyona uğramasıyla beraber gitgitde klişe bir eğri çiziyor ve neredeyse bir E.T. finaliyle son buluyor. Şimdi herşeyden önce bu film bence bilimkurgu değil. İçinde uzaylılar olan bir aksiyon filmi. Fikir güzel olsa bile hatta belgesel anlatımıyla, el kamerası çekimleriyle bir orjinallik koklatsa bile konunun klişeliği filmi dibe doğru çekiyor. Zaten baş kahraman antipatik, tüm insanlığın uzaylılara bakış açısını gösteren bir tip. Film boyunca adamın başına gelmedik kalmamasına rağmen başta çizdiği o “kıl” imaj yüzünden ben bir türlü film boyunca adama  ısınamadım. Hani belki bu çok önemli değil ama yine de bir başkaharam var ise seyircinin bununla bir empati kurması gerektiğini düşünüyorum ki ben kuramadım bir türlü. district9 mechUzaylı yavrucağın bile adama şevkat göstermesi durumu kurtarmaya yetmedi. Ayrıca filmin yarısında ortaya çıkıyor ki bütün bu tahliye işlemleri uzaylıların silahlarını ele geçirmek için yapılan bir kumpasmış. Bu bana hiç inandırıcı gelmedi. Belki çok naif düşünüyorum ama şu an uzaylılar dünyamıza bu şekilde gelseler; evet silahlarını mümkün mertebe inceleriz ve kullanmaya çalışırız ancak ilk konu başlığımızın da bu olacağını düşünmüyorum. Uzaylı lan onlar. Herşey bitti geriye sadece kullanamadığımız silahları mı kaldı yani. Hiç inandırıcı gelmedi bana. Ayrıca filmin akışında uzaylıların “iyi”, insanların daha doğrusu bu birleşmiş milletlerin “kötü” olduğu gibi bir akış gözlemliyoruz ki biraz savaş görelim. Ancak bu akış dediğim gibi basit klişelere dayandığı için sağlam bir bilimkurgudan öte 12-18 yaş arası oğlan çocuklarını etkileyecek bir aksiyon havasında ilerliyor. Ama bu kadar genç bir yaş grubuna hitap ederken bir yandan da vahşetin ardı arkası kesilmiyor. Vahşete karşı değilim. Yerinde kullanıldığı zaman çok etkileyici olabilir vahşet. Hatta estetik bile gözükebilir. Burda da vahşet bence aynı amaçlar güdülerek kullanılmış. Yani realistik ve biraz gore estetiği katmaki için. Ama o dozajın yakalanamadığını düşünüyorum. Özellikle genç yaşa hitap eden konusu ile de bu vahşet öğelerinin ters düştüğünü düşünüyorum. Hani gençler etkilenecek falan diye bir düşüncem yok ama artık insan bilinç altımıdır nedir: Konu çocuk konusuysa vahşet beklemiyoruz, değilse bekliyoruz.

Aksiyon sahnelerini başarılı buldum. Doom ve Quake’ten fırlama silahların gerçek insanların üzerinde yaptıklarını izlemek eğlenceliydi. Filmin ortasında gözüken mecha’nın da filmin son 20 dakikası boyunca başkahraman tarafından insanları patlamış mısır gibi havaya uçurmasını izlemek de bilakis öyle. Hatta bu sahneler oldukça başarılı biçimde çekilmişti bence.

Ama yine de bunlar bir filmi iyi yapmaya yetmiyor yukarıda saydığım nedenlerden ötürü. Sadece içine uzaylıları koymanız da bir aksiyon filmini bilimkurgu yapmaya yetmiyor. Ve hatta onbinlerce oy alması bile bir filmi gelmiş geçmiş en iyi 59. film yapmaya yetmiyor. Alakası bile yok. Kanımca gelecek sene hatırlanmayacak, bolca aksiyon ve vahşet içeren, klişe konulu güzel çıtır çerez bir film. Daha ötesi değil. Prodüksiyon üst kalite. Bugünlerde böylesi zor ama o kadar işte…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s