True Blood

Şu an Tarık’la True Blood’ın 1. sezonunun ikinci bölümünü izliyoruz. Tarık 6. birasını içiyorum ve sanırım biraz sarhoş.

True Blood’ HBO dizisi. Şu an sanırım 2. sezonu başladı ya da başlayacak. Amerika’nın sanırım Lousiana eyalaetinin bir kasabasında geçiyor. Anne Rice’ın Vampirle Görüşme’si gibi. Moden amerikan vampir yazar, çizerlernini bu bölgeye bir merakı var sanırsam. Zaten True Blood(TB)’da da burasının vampirler için kutsal olduğunu söylüyor.

TB tahminimden biraz farklı çıktı. Vampirler artık kendilerini ifşa etmişler ve sentetik kan içiyorlar (ya da içmiyorlar) ancak normal dünya tarafından varlıkları kabullenilmiş. Hatta “Vampir Hakları” gibi şeyler de var.

TB’nin bahsi bitrçok fantazi ve bilimkurgu konulu blogda geçiyordu. TB’ı sevmedim. Neden sevmedim? Olaylar inandırıcı değil. Karakterlerin hiçbiri yeterinde karakter olmamamış. Baş karakter sözde namuslu bir kız. Ama ne giyimi ne hali tavrı naumslu gözüküyor. Kızın muhtemel erkek arkadaşı klasik yakışıklı dracula özentisi ama yok yani. Hem belki draculadır. Kızın en iyi arkdaşı çekilmez bir kız ve diğer karakterlerin moralini bozduğu gibi izleyenlerin de moralini bozuyor. Kızın patronu kıza aşık sözde onurlu gururlu bir adam ama gerizekalı yönetmen yüzünden bize sapık gibi gözüküyor. Dizi vampir dizisi mi, kokru dizisi mi, darama mı belli değil. Ayrıca baş kahramanın bacakları da çarpıkmış şu an fark ettim.

Sevemedim bunu da. O zaman bu post neden attım. Canım çok sıkıldı sanırsam bunu izlerken o yüzden. Dİzi bitti başa döndü mal tarık da anlamadı sarhoş sarhoş bi daha aynı bölümü izliyor.

Liste uzadıkça uzuyor

www.cbr.com. Yani Comic Book Resources. Dünyanın herhalde en taşşaklı comics sayfası. Her çıkacak çizgi romanın previewlarını, çıkış tarihlerini ve birçoğunun review’ın bulunaibldiği sayfa. Şöyle bir dolaşıyordum, reviewlara göz gezdiriyordum ve Timothy Callahan’ın Dark Reign: The List – X-men review’ı ile karşılaştım. Bu sayıdan daha önce bahsetmiştim. Bence gereksiz bir macera.Yani hani olaylar nasıl ilerleyecek şu aşamada çok kestiremiyorum ama taş üstüne taş koyan bir olay da yok yani. Sadece Namor, iyice Osborn’a düşman oluyor ama zaten Exodus sırasında düşmandılar. Ne biliyim bence gereksiz. Ama bakın sevgili Timothy neler demiş neler bu sayı için.

Herşeyden önce 4 yıldız vermiş 5 üzerinden. Bir kere macera dediğim gibi bir devamlılığı olan ya da birşeylerin değiştiği bir macera değil. İkincisi çizimler 30 sene önceden kalma gibi. Gayet baştan savma. Üçüncü olarak da bir sürü konuşma bir sürü konuşma. Hani önemsiz bir olayı nasıl bu kadar uzatabiliriz diye düşünmüşler sanki.

Tİmothy demiş ki: “Perhaps the saddest part of "Dark Reign: The List — X-Men" #1 is realizing how much is lost by not having Alan Davis as the regular artist on Matt Fraction’s X-Men comics. He just makes this superhero melodrama stuff sing to the heavens. It looks so effortless, yet every page of this comic hits the right notes, whether it’s the arrogant sadness of Prince Namor or the smug acquiescence of Norman Osborn. This guy can just flat out draw these kinds of comics — filled with action and high-emotion — better than almost anyone else. He’s so good so often we tend to forget how good he is.”

Buna diyeceğim şudur ki: Ne diyon lan manyak? Ne melodraması ne doğru notaları. Bu ne goy goy kuzum. Marvel sana para mı ödüyor. Bu ay okuduğum en gereksiz çigi romandan adam Dostoyevski’den bahseder gibi bahsetmiş. Anlamadım yani. Ya ben çizgi romandan anlamıyorum, ya bu adam marvel’dan para alıyor. Üstüne üstlük bir de column’u var bu adamın. Sanki klasik müzik eseri. Hakkaten insanlar nelerden para kazanıyor ya. Sinir oldum. Seni takip edecem bundan böyle Tİmothy. Know Your Enemy hesabı. Artık Türkiye’den de bir düşmanın var. 

Osborn’cum, aklını başına al.

Az önce The List’în yeni bölümü ile iligli birşeyler okudum Marvel’ın blogunda. Bu sefer Norman Osborn ve çakma Avengers’ları Hulk ve Uzaylı oğlu Skaar ile kapışıyormuş. Ve diyor ki:

"First, because the Hulk-less Banner has teamed up with his savage son Skaar, who’s gamma-fueled strength and Sakaarian Old Power make him as big a problem as the Hulk himself might have been. But even more importantly, Norman discovers that puny little Banner might just be the most dangerous Hulk there is…"

Şimdi burdan ne anlıyoruz: 1. Dark Avengers X-Men ile kapıştı. Osborn yenildi. Osborn Daredevil’a saldırdı, bir halt yapamadı. Sadece 138 tane masum insan öldü ve Daredevil şu an Hand’in başında ve çok daha sinirli. 3. Osborn Namor’ın eski karısını canavara çevirip deniz adamlarını yemesi için okyanusa saldı. Namor ve X-Men durumu kurtardı. Şimdi de Hulk’tan sopa yiyecekmiş.

Ya o zaman bence Osborn bu kadar akıllı bir adam olarak biraz pes etsin. Çünkü listesinde kaç tane madde var bilmiyorum ama belli henüz hiçbir maddenin yanına bir check işareti koymayı başaramadı ki, sözde çakma da olsalar elinin altında dünyanın en güçlü süper kahramanlar ekibi var.

Bu List denilen seri hakkaten ne anlatıyor anlayaiblmiş değilim. Osbor gittikçe gözümden düşmeye başladı. Hani sonuçta şu bütün Marvel evreni “Dark Reign “diye sallanıyor ve Osborn böyle salakça davranmaya devam ederse bu olay silsilesinin finalinin heyecan verici bir tarafı kalmayacak. Neyse ama yeni List’in çizimleri çok hoş gözüküyordu. Boş bir vakitte okunur.

Windows Live Writer Denemesi

Compaq mini için windows live messengerîn yeni sürümünü yüklerken bir de aynıinstall paketi içeirisinde “writer” diyte birşey gördüm. hİÇ login falan olmadan direk bu program üzerinden bloga post atmaya yarıyor. Bu onun deneme postu. Kategorilerimin hepsini görüyor ancak çok kullandığım tagleri açamıyor sanırsam. Ayrıca kedim şu 2 satrlık şeyi 15 dakikada yazdırttı bana. Normal kediler elektronbik eşyaları pek umursamaz, benimkinin en büyük eğlencesi kuyruğunu yakalamaktan sonra mouse pointer kovalamak ve capslocka basmak. Bir de çay içmeye bayılıyor. Beyinsiz hayvan. Ayrıca bi fotosunu da çektirtmedi.

G_r_nt033

Ekleme: Windows Live Wirter’ı kullanmaya fdevam ediyorum. Aslında hemen hemen herşey ok. gibi. Ancak tek eksik gördüğüm şey daha önceki online olarak ttığım postları burdan editliyemiyorum. O da olsa süper olacakmış. Hani database import gibi bir seçenek de yok sanırsam. Olsaydı eğer edit imkanı da olurdu diye düşünüyorum. Onun dışında writer üzerinden bloga yolladığım postları hemen “local draft” hem de “online draft” olarak kaydedebiliyorum ve editleyip, update edebiliyorum. Güzel yani. Ama dediğim gibi önceki postları editlememek kötü. Ayrıca çok kullandığım tagler de çıkıyormuş. Çıkmıyo değil.

Öz Eleştri No:1

Haziran ya da temmuzdan beri blog tutuyorum sanırım. Önceleri sadece Warcraftla ilgili progressimi not ediyordum. Daha sonra ise tamamen kişisel, kendi iç hesaplaşmalarıma yönelik şeyler karalamaya başladım çünkü başka birşey düşünemiyordum. Fakat en sonunda tamamen film, çizgi roman, bilimkurgu ve geyik tabir edebileceğim bir içeriğe sahip oldu blog. Kişisel postlarımın hepsini sildim. Tamamen benden bağımsız şeylerle dolu şu an blog.

Şöyle bir içeriğe göz gezdiriyorum. Çizgi romanlardan bolca bahsetmişim. Uzun uzun postlar atmışım. Filmler hakkında atıp tutmuşum. Peki genel olarak baktığımda ya da postları tek tek okuduğumda ne görüyorum? Ya da bir 3. göz bu bloga baksa ne görecek? Okunmaya değer birşeyler var mı hakkaten?

Internette epey surf yapıyorum bu aralar. Normal web sayfalarından çok bloglar üzerinden dolaşıyorum çünkü bloglar normal web sayfalarına göre biraz daha kaotik, biraz daha random, ordan oraya savurabiliyor seni, bir bakıyorsun alakasız bir konudaki bir adamın makalesini okuyorsun, bir bakıyorsun “bugün seni kaybedişimin 733. günü” başlıklı upuzun bir depresyonu okuyorsun. Bunu yapmak ve bunun bir parçası olmak hoşuma gidiyor.

Bazı bloglar var tamamen kişisel. Onu yazan insan sadece kendinden bahsediyor. Sadece kendisinin ya da yakın çevresinin anayabileceği kelimelerle birşeyler yazıyor. Bazı bloglar var yine kişisel ama belli bir konu çevresinde dönüyor. Mesela Greedy Goblin. Bazı bloglar var online dergi tadında. Herkes kafasına göre takılıyor. Dolayısıyla ben de.

Ama ben neden blog tutuyorum? Kimse için değil bir kere orası kesin. Yani çizgi  roman içerikli türkçe bir  bloğu türkiye’de kaç kişi okuyabilir ki zaten. Böyle bir amacım yok. Belli ki bu blogu kendim için tutuyorum. Ama gene de dönüp postlarıma baktığım zaman çoğunlukla “şu macera şöyle” “bu macera böyle” dışında pek de birşey dememişim. Bu tip şeyleri zaten biliyorum.Bu blogu kimse için tutmuyorsam eğer Joker’in novel’ın güzel olduğunu birilerine söylermiş gibi yapmanın ne manası var? Çünkü zaten ben onun güzel olduğunu biliyorum. Olmayan birine bunu muhabbet edercesine anlatmak biraz delice sanki..

Çıkarım eksikliği gözlemliyorum postlarımda. Gereksiz derecede uzun yazılmış ve hiç bir anlamı, çıkarımı ve ana fikri olmayan ya da üşengçlikten demek istediğini tam olarak anlatamamış postlar. Dolayısıyla dönüp baktığım zaman yazdığım şeylere benim için bir anlam ifade etmeyen postlar görüyorum. Öyleyse kendi yazdığım şeylere bu kadar negatif ve ruhsuz bakıyorsam eğer neden bunu yapmaya devam ediyorum? Birilerine ucundan kıyısından da olsa “ben varım” demek gibi bir sebeple mi? Eğer öyleyse kendimi o seslenilen kişi yerine koysam ve dönüp bu logtaki postları okusam büyük ihtimalle “ee yani kardeş, sen ne anlatmışsın ki şimdi burda? Birşey yok ki. Hangi çizgi romanda ne olaylar olduğunu zaten heryerden takip edebilirim” gibi ya da buna yakın bir tepki verirdim sanırsam.

Yarattığım şeylerde açıkcası bir anlam olmasını isterim. İnsan eliyle yapılan ve diğer insanlarda düşünce ya da duygu yaratabilen herşeyin bir “sanat” değeri (eseri değil) taşıdığını düşünüyorum ve onun dışında yapılmış birçok şeyin de çöp ve işe yaramaz olduğunu. Bu tabii ki göreceli bir kavram sonuçta benim “çöp” olarak değerlendirdiğim bir çok şey, bir başkası için “değerli” bir şey niteliğine sahip olabilir. Fakat eğer ben birşey yaratıyorsam, bunu kendim için yapsam bile, yine de kendi dışında birşey ortaya koyduğum yani, dışarıdan  3 bir gözün bakabileceği, okuyabileceği birşey ortaya koyduğuma göre, bunu kendim için yapsam bile yine de illa ki o 3. şahıslardan birinin bunun içinde birşeyler bulabiliyor olması gerekir. Ve bu 3. şahıs herhangi bir 3. şahıs olmaması lazım. Benim yarattığım şeyleri beğenen bir herhangi bir 3. şahıs bana tam ters bir insan olabilir. Yaratım her ne kadar evrensel olsa bile, insanın yarattığı herşeyin, kendine varlığını kanıtlamasının yanında, kendi gibilerle, kendi türüyle bazen bilinçli bazen de bilinçsiz bir iletişim çabası bence. Dolayısıyla yazdığım şeyler bana anlamsız ve boş geliyorsa, okuyunca, benim türümdeki insanlara da boş gelme olasılığı yüksek. Ve eğer bu yazdıklarım yine bana anlamsız ve boş geliyorsa ve eğer ki (biraz abartı olacak ama) bunlar, benim yaratımlarım olduğu için bir nevi benim yansımam ise varlığımın boş ve anlamsız bir yönünü yansıtarak boşa mı vakit harcıyorum? Muhatemelen öyle.
Sonuç: Madem bu aptal blogu tutuyorsun, düzgün tut. İstemediğin birşeyi hayatatta bir sanye dahi olsa yapmak sadece kendinden çaldığın bir zamandır. Para kazanmak dışında. Orda zamanını para karşılığı satmış oluyorsun. Ama boş vaktini işe yaramayacak, anlamsız gelen birşey için harcıyorsan eğer, kendi kendini kazıklıyorsun demektir. Yapma…

The List

dark_reign_the_listMarvel’da dark reign hala devam ediyor dolayısıyla ben de takip ediyorum. Ayın 16.’da The List diye bir seri başlattılar. List şu an Avangers’ın patronu olan Norman Osborn’un yapılacaklar listesi. Bunun içinde daradevil’ı halletmek, mutant problemine eğilmek, şu an underground olan gerçek avengers’ı temizlemek gibi şeyler var. Fikir güzel ve ilginçti, hoş bir seri bekliyordum açıkcası. Ama geelin görün ki hiç de öyle olmadı.

İlk sayı Daredevil’dı. Norman Bullseye’ı man without fear’ı öldürmek için yolladı. Gelin görün ki Bullseye 130 küsür masum insanı bir bombayla havaya uçurdu ve macera bitti. İkinci sayı X-Men’di. X-Men’in çizimleri 70li yıllardan kalma gibiydi. Norman bu sefer de Namor’ın eski karısından ürettiği deniz canavarını atlantislileri yok etmek için yolladı ama X-Men günü kotardı ve hiçbirşey olmadı.

Yani iki sayıdır aslında olan bir olay yok. Haybeye iki sayı yapmış Marvel ve anladığım kadarıylla List böyle geyik biçimde gidecek. Tabii ki serinin son sayısı majör bir olaya bağlanacaktır ama o Allah’ın emri ne de olsa. Onun dışında okumaya gerek var mı bilemedim açıkcası. Sıkıcı ve manasız geldi. Bir seri okuyorsam olayların bir yerlere bağlanmasını, bir anlam ifade etmesini istiyorum. Yoksa haybeye bir sürü konuşma baloncuğu okumak vakit kaybından başka birşey değil. Olay bir yere bağlanmayınca ve görsellik de olmayınca hiç zevkli değil. List’in bir sonraki sayısını da okuycam eğer o da böyle çıkarsa bırakırım bu seriyi. Manasız.