Örümceğin Siyah Kostümü
Aralık 20, 2009
İlginç birşey öğrendim. Örümcek Adam’ın siyah kostümünün esasen bir fan tarafından yaratıldığını ve Marvel tarafından bu fandan 220$’a satın alındığını biliyor muydunuz? 220$???. Sİyah kostüm örümceğin satışlarını dönem dönem hoplatan etkenlerden biridir. Marvel’a belki de milyon dolarlar kazandırmıştır, Venom, Carnage, Anti-Venom gibi birçok karakterin yaratılmasını sağlamış, Spider-Man’in karanlık tarafının simgesi haline gelmiştir. Çok karlı anlaşma. İşte Marvel’ın siyah kostümün gerçek yaratıcısı Randy isimli fana 1982 yılında gönderdiği mektup:
Marvel Universe Beyazperdeye mi Taşınıyor?
Aralık 19, 2009
Marvel Comics’in son dönem sinema uyarlamaları oldukça fazla olsa bile 7. Sanat açısından bakıldığı zaman bu filmlerin birçoğu vasat aksiyon filmlerinden öteye geçemiyor. Hatta Daredevil (Korkusuz) için vasat kelimesi bir iltifat gibi kalıyor. Ghost Rider’dan bahsetmek bile istemiyorum (bahsetmiş oldum). Ancak yine de Iron Man, Spider-Man gibi doyurucu sayılacak filmleri de göz ardı etmemiz gerekiyor.
Iron Man 2’nin trailer’ı bu hafta içi yayımlandı. Trailer’ı buradan izleyebilirsiniz. Bana biraz Matrix Reloaded’ın trailer’ını hatırlattı. Film hakikaten trailer’da gözüktüğü gibi olursa fanlar için bile doyurucu bir yapım olacak gibi gözüküyor. İzlemediyseniz izleyin.
Trailer’da benim dikkatimi çeken (War Machine hariç) 2 karakter var: Bunlardan biri Nick Fury. Eğer karakterin filmografisine bakarsak 3 tanesi henüz tamamlanmamış 5 farklı prodüksiyonda aynı oyuncu tarafından (Samuel L. Jackson) canlandırıldığını görüyoruz. Bunlardan biri de Iron Man 1. Tony Stark ( AKA Iron Man)’e baktığımızda ise o da Robert Downey Jr. tarafından 4 farklı filmde canlandırılıyor. The Incredible Hulk’un son dakikalarına kadar izlediyeseniz, Robert Downey Jr.’ın Tony Stark rolünde General Ross’a Hulk’u altetmek için bir teklif götürdüğünü de izlemişsiniz demektir.
İkinci karakter ise Scarlett Johansson’un canlandırdığı Black Widow. Aynı oyuncu aynı rolde çıkış tarihi 2012 gösterilen Avengers’da da mevcut. Avengers’ın cast’ine göz attığımızda ise kesin olmamakla beraber yukarıdaki satırlarda geçen birçok ismi bir arada görüyoruz: Samuel L. Jackson, Robert Downey Jr, Scarlett Jhonson, Edward Norton, Chris Hemswoth.
Marvel Enterprises’ın filmografisine büyük sinema prodüksiyonlarına bakarsak eğer 2000li yılların başından beri birçok büyük sinema prodüksiyonu yaptığını görülüyor. Kaba bir ortalamayla bu uyarlamaların sayısının yıl başına 1.5 tane olduğunu söyleyebiliriz. Bunların arasında 2 adet yeni tekrar çevirim de olmuş: Punisher ve Hulk.
Yukarıdaki profile bakarak bunların basit birer beyaz perde prodüksiyonundan öte büyük bir projenin küçük parçaları olduğunu görebiliriz. Marvel kahramanlarına teker teker çektiği sinema filmleri ile çizgi romanlarındaki diamik ve dergiler arası iletişimin hat safhada olduğu Marvel evreninin bir beyazperde versiyonu için ortam hazırlıyormuş gibi gözüküyor. Bence özellikle son dönemde çekilen 4 filmin (Fantastic 4: Rise of The Silver Surfer, The Incredible Hulk, Iron Man 1, X-Men Origins: Wolverine) prodüksiyon kalitesi ve atmosferi de bunu destekler nitelikte. Önümüzdeki 2 sene içerisinde izleyeceğimiz filmler de (Thor, Avengers, Deadpool) büyük ihtimalle bu çizgide seyredecek. Wade Wilson’ın (Deadpool)’ın da X-Men Origins’de gözüktüğünü hatırlatmadan geçemeyeceğim.
Marvel bu projesini şu ana kadar çizdiği çizgi ve kalite açısından ilerletmeye devam eder ve çok fazla risk almazsa eğer birçok crossover izlemememiz olası. Olasılıktan öte projenin esas amacı bu. Marvel için oldukça karlı bir adım. Çünkü crossoverların bir avanatajı var: 2 ya da daha fazla farklı karakteri bir araya getirmesi. Yani bir taşla iki fan kitlesinin vurulması. Uzun yıllardır Marvel ve Dc evrenlerinden crossover’lar, dergilerin kendileri haline gelmiş durumda. Hangi dergiden hangi karakterin fırlayacağı (dost ya da düşman şeklinde bile olabilir) belli olmuyor. Bu işin tutup tutmayacağını önümüzdeki yıllar gösterecek. Eğer tutarsa bir 10 sene sonra The Incerible Hulk 8 ya da X-Men 15 falan izlememiz olası. Aynı karakterlerin tekrar çevrimini görürsek ise proje başarısız olmuş demektir. Punisher ve Hulk’un tekrar çevrimlerinin de Marvel Evreninde joker niteliğinde sayılabilecek karakterler olmaları ve bu yeni yaratılan sinema evreni içerisine daha sağlam bir zemin üzerine oturtulmaları. Marvel’ın sinema filmleri bir Dark Knight kalitesini yakalayamasa bile, Marvel’ın çizgi romanlarındaki kalite düzeyinde olduğunu düşünüyorum ve başarısız olmaması için bir neden de göremiyorum. Eğer başarılı olurlarsa Major Event’leri bile sinemada izlememiz olası. Demedi demeyin.
P. S. : Marvel’ın bu sinema evreninin çizgi romanlardaki esas Marvel evreni olan Eath 616’dan çok Marvel Ultimates evreni uyarlaması olduğunu, daha doğrusu o evren üzerinden modellendiğini düşünüyorum. Nick Fury tıpkı Ultimates evrenindeki gibi zenci ve Fantastic Four 2’de Silver Surfer, Galactus’tan Ultimates çizgi romanlarındaki ismiyle yani “Gah Lak Tus” diye bahsetmişti.
P.S. 2: Dark Knight bence çok iyi bir film. Fakat Marvel’ın filmleri ile karşılaştırıldığı zaman bir uyarlamadan öte Christopher Nolan’ın Batman versiyonu demek daha doğru olur.
Dark Avengers #12
Aralık 19, 2009
Bu serinin 6. sayısından beri her sayıdan bahsediyorum heralde. Her sayıyı bir umutla okuyorum. Ne de olsa Dark Reign’in beşiği olması gereken bir dergi bu. Ancak bir türlü bazı sayıları vasata yaklaşan kötü bir seri çizgisinin üzerine çıkamadı. Bu ay Siege ve ona paralel olarak Fall of The Hulks’un başlamasıyla beraber Dark Avengers’da da birşeyler görebileceğimizi umuyordum ancak önceki sayılardan hiç de farklı olmayan bir sayı daha okumuş oldum. Bu sayıda Victoria’yı (Normon’un sağ kolu) molekülleri kontrol edebilen ve 11. sayıda bütün bir avengers ekibini moleküllerine ayırıp değişik biçimde tekrar birleştiren Molecule Man ile Avengers’ları geri getirmesi için yaptığı pazarlığı okuyoruz. Victoria güzel bir karakter aslında ve belki de ilk sayıdan beri baş rolde olmasa bile yine de Dark Avengers’ın gizli başkahramanı diyebileceğimiz bir karakter. Çünkü 12 sayı boyunca dişe dokunur vaziytte değişen tek şey Victoria’nın kendisi ve Normon’ın yanında yavaş yavaş liderlik basamaklarını tırmanışı. Bunun dışında Sentry yine coşuyor ve geçen sayıda “vay anasını molecule man sentry’i bile indirdi” diyenlere “beni öldürmeyen şey güçlendirir” diyerek cevap veriyor. Hala Marvel Evreninin en güçlü çocuğu yani. Çizimler ne iyi ne kötü, hikaye vasatın altında. Son sayfa ile beraber Siege’e yelken açıyoruz. Ayrıca 12. sayıda Sentry ölecek denmişti, balon çıktı.
Desktop bilgisayarım sonunda öldü
Aralık 19, 2009
Tam olarak 3 yıl 2 ay önce aldığım bilgisayarım bugün son nefesini verdi. Zaten hiçbir zaman iyi bir bilgisayar değildi. İçindeki parçalar göreceli olarak kaliteli olsa bile yine de Maltepe Pazarı çizgisini anımsatan dandik kasasıyla hiçbir zaman güven verici bir görünüşü yoktu. Bilgisayarımla aramda geçen 3 çekişmeli senenin sonunda dün sağlam çalışan bilgisayarım (göreceli olarak) bugün boot etmemeye karar verdi. Hard Disk’i değiştirdim, işe yaramadı. Bundan sonra ise işler daha da sarpa sardı. Bilgisayarın 3 senedir random olarak çıkardığı bir arıza vardı: Cahilce olacak ama anakartın üzerindeki altın rengi soğutcuyu ittiğim zaman düzelen bir arızaydı bu. Yine aynı arızayı verdi. İttirdim, çalışmadı. Görüntü yok. Bir daha ittirdim bir daha bir daha. En sonunda yanlamasına yere bıraktım güm diye…türk usulü; Bu sefer açıldı ama sevincimiz kursağımızda kaldı. Ramleri saydıktan sonra “ciiiiuuuvvv” diye son bir elektrik nefesiyle ruhunu teslim etti. Artık hiç açılmıyor. Allah rahmet eylesin, ruhuna el-fatiha diyorum.
Dc Comics’in resmi blog’unda yapılan TV reklamı mahiyetindeki açıklamaya göre DC 2010 yılı içerisinde Superman: Earth One ve Batman: Earth One adında iki grafik roman yayımlayacak. Bu romanlarda Batman ve Superman’in gençliklerine, dünyanın en büyük süper kahramanlarına dönüşmelerine tanık olacağız. Olaylar bu grafik romanlarla beraber startı verilecek olan Dc’nin yeni evreni Earth One içerisinde geçecek.
Kısacası Earth One evreninin Superman ve Batman’i bizim bildiğimiz Bats ve çelik adam olacaklar ve bilindik hikayeleri modern bir bakış açısıyla tekrar yorumlanacak.
200′0’li yılların başlarında Marvel da kendi alternatif evrenini (Ultimate) yaratmıştı ve oldukça da başarılı olmuştu. Şüphesiz bunda bugünlerin çizgi roman superstar yazarı Mark Millar’ın da payı vardı ancak DC Comics’in de yazarları yabana atılacak cinsten değiller: J. Michael Straczynski, Geoff Johns (Batman).
Yeni çizgi roman okuyucuları için okuduğu dergi, Superman, Batman gibi çok iyi bilimen ve tanıman bir kahramana ait olsa bile, yıllardır süre gelen maceraların içine girmek, okuyucu için çok sancılı bir süreç olabilir. Hatta kahraman ne kadar ünlüyse olayları kavramak bir o kadar zorlaşır, çünkü o karakter üzerine yapılan üretim çok daha fazladır. Deneyimli çizgi roman okurları bile bazen çok iyi tanıdıkları bir kahramanı uzun sayılamayacak bir süre takip etmezlerse ipin ucunu kaçırabilirler.
Earth One yeni okuyucular için DC’nin (ve belki de dünyanın) bu en çok tanınan iki süper kahramanını yakından tanıma şansı veriyor. Bu iki grafik romanın ne kadar başarılı olacağına ise esas olarak kahramanları yeni nesle göre çok daha yakından tanıyan eski okuyucular karar verecek (dinazor gözlükleriyle bakmazlarsa eğer)
.
.
Hayali Düşmanlar
Aralık 7, 2009
Image United
Aralık 6, 2009
Aralık ayının bu ilk haftası, Marvel evreninde 1 seneyi aşkındır süregelmekte olan birçok düğüm için çözülmenin başlangıcı oldu. Bu hafta çıkan Siege ile Osborn’un Dark Reign’i son bulacak, ve yine bu hafta çıkan ve Siege’e paralel ilerleyen hikayesiyle; Fall of The Hulks’da yeşil dev cephesinde işler biraz kırmızıya dönecek gibi (Red Hulk’a atıf yaptım).
Ancak ben bu sefer Marvel’dan değil, Image Comics’ten bahsedeceğim.
Zayıf hafızam beni yanıltımıyorsa eğer 2000 yılı civarında Image’in en popüler kahramanı Spawn ve yine Image’in alt şirketi olan Top Cow Comics ilk göz nuru Witchblade, 1 yılı aşkın bir süre boyunca Arkabahçe Yayıncılık tarafından türkçe ve aylık olarak Türkiye’de de yayınlandılar. Bir süre sonra yeni sayıların basımı durduruldu ve eski sayılar ciltler halinde satışa sunuldu. Ancak şu an iki formatta da bulmak zor olsa gerek. Belki Arkabahçe’nin kendi dükkanında satışı sürüyordur.
Image comics Amerika’nın 4 büyük çizgi roman prodüksiyon şirketinden biridir ve bu piyasası içerisinde 2 farklı özelliği ile anılır. Bunlardan birincsi (kabaca) eser haklarının firmaya değil, eserin yaratıcılarına ait olmasıdır. Image Comics bir firma olarak bu eserler için sadece yayıncılık yapmaktadır. İkinci özelliği ise; Image Comics’in kurucuları 92 yılında Marvel Comics’ten toplu olarak ayrılan ve o dönemin (göreceli olarak) en başarılı ve en çok tiraj yakalayan çizerlerinden bazılarıdır. Bu çizerler Image Comics çatısı altında birleştikten sonra, kendi prodüksiyon stüdyolarını kurmuş ve eserlerini Image Comics Logosu ile çıkarmışlardır. Bu sanatçıların ismi ve stüdyolarının listesi şöyledir:
-
Extreme Studios, Rob Liefeld (X-Force, Deadpool’un yaratıcısı)
-
Highbrow Entertainment, Erik Larsen (Savage Dragon’un yaratıcısı)
-
ShadowLine, Jim Valentino (Sahdowhawk)
-
Todd McFarlane Productions, Todd McFarlane (Spawn ve Venom’un yaratıcı, McFarlene Toys sahibi)
-
Top Cow Productions, Marc Silvestri (Witchblade, Darkness, vıcık bilgisayar renklerini ve hepsi birbirinin aynı “mükemmel çizimleri” çizgi romanlara en güzel yediren şirket)
-
Wildstorm Productions, Jim Lee (Jim Lee’nin çizdiği 91/92 tarihli X-Men serisi Türkçe olarak da yayınlanmıştır ve Amerika’da aylık 6 milyon adet satış yaparak tarihin en çok satan aylık çizgi romanı olmuştur, Image Comics’ten WildC.A.T.S.’i yayımlamıştır. Şu an Wildstorm Productions’ın bütün haklarını Dc’ye satmış ve yine Dc Comics için bir sanatçı olarak çalışmaktadır. “Daha az “buisness” ile uğraşıp daha çok çizgi roman üretmek istediğini söylemiştir. Gelmiş geçmiş en başarılı çizerlerden biri kabul edilmekle beraber ben kişisel olarak çok sıkıcı buluyorum. Rob Liefeld, Mark Silveresti ve Jim Lee birbirlerine çok benziyorlar. Her ne kadar Jim Lee (haliyle) biraz aralarından sıyrılsa bile)
Bu ay Image Comics Image United isminde birkaç ay sürecek bir mini-serinin ilk sayısını yayımladı. İlk sayıya bakarak bir hikaye hakkında yorum yapmayı çok doğru bulmamaktayım. Ancak zaten bu postun amacı derginin kendisinden çok, Image’in bir şirket olarak tavrına, Image United isimli bu crossover macera üzerinden bakmak. United birkaç nedenden ötürü, Image Comics Firması için her manada bir kilometre taşı kabul edilebilir.
United’da bütün bir evreni tehdit eden bir tehlike ve bu tehlikeye karşı birleşen Image kahramanlarının öyküsü ve bu öyküde kilit role sahip olacak yeni bir kahramanın (Fortress) doğuşu anlatılıyor. Kötü adam rolünde ise Image evreninin herhalde açık ara en ünlü siması Al Simmons AKA Spawn var (eski spawn demek daha doğru olur, çünkü şu anki Spawn başka biri ve Al Simmons da “başka” bir tür Spawn’a dönüşmüş durumda). Bu dergiyi önemli yapan unsur ilk defa bu kadar çok Image kahramnının bir araya getirecek çapta bir crossover olması. Yani tıpkı Marvel’ın Civil War’u ya da World War Hulk’u ya da Dc Comics’in Crisis serisi ya da Blackest Night’ı gibi United’da da gerçekleşen olaylara birçok süper kahraman dahil olacak ve bu olaylar bütün Image evreninde majör bir değişiklik yaratmasa bile (ki belki de yaratır) yine de birçok sonuçları ve etkileri olacak.
Image Comics için United’ın ilk büyük crosover serisi olmasının yanında ikinci bir önemi daha var: O da Jim Lee dışındaki bütün orijinal Image kurucularının bu projede çizer olarak yer alması. Her bir sanatçı kendi kahramanını çizmiş. Dergininin -birkaçı dışında- her bir karesi birden çok sanatçıya ev sahipliği yapıyor. Bu sanatçıların birçoğu kendini en az çizim yetenekleriyle olduğu kadar çizgi roman yazarlıklarıyla kanıtlamış olsalar da, serinin yazarlığını firmaya, daha ileriki yıllarda dahil olan ve son yılların başarılı isimlerinden Robert Kirkman yapıyor (Walkind Dead – “Yürüyen Ölüler” adıyla Türkçe olarak yayınlandı, Invincibles, Marvel Zombies, Haunt..).
United’ın konusuna kısaca değinmek gerekirse: İlk olarak Image’ın yeni kahramanlarından Fortress ile yüzeysel olarak tanışıyoruz. Göründüğü kadarıyla en azından super-strenght’e sahip, üzerindeki kıyafetten bir şekilde güç alan ve sanırım geleceği görmek ya da zamanla ilgili özelliklere de sahip bir karakter. Fortress’ın, daha ilk karelerden bu serinin kilit adamı olduğunu anlaşılıyor. Yakın gelecekte bütün kahramanların birleşerek tek bir “şeye” karşı savaştıklarını görüyor – bu yüksek ihtimalle eski Spawn Al Simmons. Olaylar Ameka’nın birçok şehrine aynı anda yapılan saldırılarla başlıyor. Saldırıların nedeni veya kim tarafından yapıldığı belli değil. Bu bilgileri Cyberforce’tan alırken bir yandan da Chicago’da Overtkill’e karşı dövüşen Youngbloods, Savage Dragon ve Fortress’ın mücadelesini okuyoruz. Bir nevi “Opening Shot”.
Şimdi düşünecek olursak. United’ı meydana getiren isimlerden bazılarını zaten çok önceden biliyordum ve severdim (Todd McFarlene, Erik Larsen.), bazısı ismine bakmadığım ama tanıdığım adamlar (rob liefeld, mark silvestri), bazısı da oldum ola)sı sevemediğim ama yine de çok beğenilen sanatçılar (Jim Lee). Yazar Kirkman’ı ise henüz ikinci sayısında olan Haunt’tan ve Marvel Zombies’den biliyorum. Çalıştığı projelere bakıncaInvincible ve Walking Dead gibi ödüllü seriler görmek mümkün. Dolayısıyla kişisel olarak eleştiremeyeceğim ancak piyasa tarafından kabul görmüş bir yazar. Ama ben sadece dediğim dergileri okudum. Zombies’in birçok bölümü bolca gore yüklü komik sayılardı.
Öncelikle kapaktan başlayalım: Kapaklar çizim olarak her ne kadar güzel ve canlı olsa bile logonun neden bu kadar demode seçildiğine dair bir fikrim yok. Rob Liefeld ile Image United üzerine yapılan bir röportajda Liefeld bu projede yer almanın kendini 92 yılında (Image Comics’in kurulduğu ve ilgili çizerlerin “top” yaptıkları sene") hissettirdiğini söylemişti. Belki de bu kötü logo hakkaten 92 yılına yapılan bir atıftır.
Sayfalara bakmaya başladıkça o kulağa güzel gelen projenin yani “her karede birden fazla “iyi” çizerin olmasının belki de o kadar iyi bir fikir olmadığını düşünmeye başlıyorsunuz. Evet gerçekten tek tek bakıldığı zaman bütün figürler ve şeyler özenle, göz nuru biçimde çizildikleri belli. Ancak eksizleri Rob Liefeld’in yaptığını da gözden kaçırmamak lazım. Benim de çok da hoşlanmadığım bu tarz eksizlerin üzerine gelen, bazısı uyumlu ancak bazısı da McFarlene’in tarzı gibi tamamen karşıt sayabileceğim çizgilere sahip bir stille karşılaşınca homojenliğini kaybetmiş. Bazı karelerede bu açık ve net olarak görülebiliyor.
Öykü henüz sadece soru işaretlerinden ibaret olsa bile bu soru işaretlerinin sayısı çok fazla değil:
-
Saldırıları kim yapıyor. Muhtemel cevap Al Simmons
-
Fortress’ın olayı nedir? Muhtemel cevap: Al Simmons’ı onsuz halletmeleri mümkün olmayacak adam.
Yani aslında Yazar herhangi bir sürprize kalkışmazsa cevaplar zaten bu sayı içerisinde zaten var gibi duruyor. Hiç yoktan şimdilik.
Peki hmm. Çok da merak uyandırmayan bir hikaye, ortak bir platformda buluşamamış çizimler, baş düşman belli süpriz yok. Genel olarak o kadar kötü değil ama olmamış işte. Bunun da nedeni aslında biraz da fikrin ve Image Comics’in kendisi.
Marvel ve Dc Comics bütün evrenlerilni etkileyen ve birçok dergide birden devam eden maceralara uzun yıllardır alışıklar. Çünkü zaten eskiden beri bütün kahramanları aynı evrenler içerisinde yaşamaktalar (çeşitli alternatif evrenler ve boyutları saymazsak). Dolayısıyla zaten uzun yıllardır birço kkahraman birbiriyle içeiçe yaşamakta birinin yapacağı hareketler bir diğerini etkilemektedir.
Image Comics’te ise durum farklı. Tek bir logo altında üretim yapan 6 küçük prodüksüyon stüdyosu görüyoruz burda. Hepsi de yılllardır arada bir birbirleriyle temasa geçseler dahi yine de kendi küçük evrenlerinde yaşayan kahramanlara, olaylara ve dergilere ev sahipliği yapıyorlar. Yani Marvel’ın yüzlerce kahramanının yaşadığı tek bir büyük evrenden öte, birbirlerine ancak küçük temaslar halinde dokunan 6 farklı küçük dünya görüyoruz. Tıpkı Dc ve Marvel evrenleri birbirilerinden nasıl farklı gerçekliklere sahipseler Image Comics’in dünyaları da aynı şekilde. Üstüne üstlük hepsi de piyasa içerisinde kendini kanıtlamışi yazar ve çizerlere ev sahipliği yaptığı düşünülür ve birçoğunun en azından bir 10 senedir ortalıkta olduğu düşünülürse eğer, bunca birbirinden bağımsız karakteri de aynı pota içerisinde eritmenin zor olacağı görülecektir.
Image United birçok başarılı isme ev sahipliği yapsa bile esas olarak bu isimlerin bir arada bulunmasından dolayı başarılı olmayacağını düşünüyorum. Çünkü birbirinden bağımsız olarak yıllardır inşa ettikleri karakterler ve onların çevresinde örülen olaylar sadece Al Simmons dünyayı alt üst etmeye karar verdi diye bir anda küttepanak bir araya gelmesinin inandırıcı bir maceraya ev shipliği yapabileceğini pek düşünmüyorum. Bu bir anda Dc ve Marvel’ı küçük bir evrende eritmek gibi. Ayrıca birçok okur crossoverları sevmese bile benim hoşuma gidiyor. Her ne kadar birçok güzel macera bu büyük olaylardan etkilenip saçmalamaya zorlansa bile World War Hulk ya da Civil War gibi okuması zevkli maceraların da ortaya çıkmasına yarıyor. Bu tip maceraların okuması zevkli olmak zorunda çünkü bütün bir evreni etkiliyorlar. Şans faktörü az yani. Ancak Image evreni Dc ve Marvel’ın aksine daha küçük. Hem katkıda bulunan isimler açısından hem de her bir kahramanın geçmişi açısından. Yani aslında dergiler güzel ve sağlam olsalar bile bu boyutlarda bir crossover için ellerinde az malzeme var.
Image için ne kadar kilometre taşı olacağı ileriki sayılarda orataya çıkacaktır ben de izlemeye devam edeceğim.
3 Farklı Joker Yorumu
Kasım 21, 2009
Batman’dan şüphelenmek
Kasım 19, 2009
Gördüğünüz resim 70′li yıllardan kalma bir DC çizgi romanından bir kare. Ne görüyoruz? Belli ki (en azından benim) kim olduğunu bilmediğim kötü bir kel, Flash, Green Lantern, Batman ve yine kim olduğunu bilmediğim karınca adam gibi birini hipnotize ediyor veya ona benzer birşey yapıyor. Ya da olay bambaşka ama önemi de yok zaten. Önemli olan karenin kendisi. Kel adam kahramanların kendilerinin ve dokundukları herkesin lanetlendiğini söylüyor ve artık çok sık rastlamadığımız düşünce baloncukları içinde kahramanlarımız dokundukları kişileri düşünüyorlar. Küçük adam Jean’i, Flash Iris’i, Green Lantern ise Carol’ı düşünüyor. Batman ne düşünüyor? Robin!.. Tamam o kadar da gayce değil. Evladı gibi sayılır ne de olsa. Ama yaa bırak allahını seversen Batman ya. Sevgili Bruce, o dönemlerde biraz seks yapsaydın belki hala hayatta olurdun. Sevişince geçer.
Haftalık İnceleme (Tembel ve Soğuk Pazar günü remix)
Kasım 15, 2009

Punisher Max #01‘in çizim tarzı aslında benim çok da sevmediğim bir tarz. Bakıyorsunuz; rahatsız edici bir tarafı yok ancak ilginizi de çekmiyor. “Sıradan bir çizgi roman sayfası” diye düşünüyorsunuz (hoş aslında haklısınız da). Bir yandan da bu tip bir çalışmayı daha önce onlarca kez gördüğünüz ve diğerlerinden çok da bir farkı olmadığı duygusuna da kapılıyorsunuz ki bu aslında ilk hissiyatınızın devamı ve evet: Bunda da haklısınız. 80′lerden hatta 70′lerden beri bu tipteki çizimleri onlarca kez gördünüz. Dolyaısıyla çizerinin kim olduğunun da çok bir önemi yok. Sonuç olarak Punishermax #01′i çizim açısından çok beğenmedim ancak hikayedeki ciddiyet ve ileriki sayılarda bir kan davasına dönüşeceği belli olan Wilson Fisk (Kingpin) – Frank Castle kapışmasının doğuşunu izlemek heyean verici. Fisk buralarda bir yerlerde göreceğiniz birkaç kareden sonra kendine epey küfür edecektir eminim ki. Max sıradan Marvel evrenine nazaran daha çok yetişkinlere hitap eden ve normal Marvel evrenine göre hikayeler içerisinde ya hiç ya da çok az süper gücün/sihrin barındığı bir mekan. PunisherMax #01 de zaten ne karakter ne de konu olarak bunları barındırıyor. Eğer yeni bir seriye başlamak istiyor ama klişeleşmiş süper kahraman “dan-dunun” da biraz uzakolsun istiyorsanız PunisherMax bu manada (mafyalı, silahlı, kanlı) bir seçenek olabilir. Ayrıca Max’teki Frank Castle/Punisher, normal Marvel evrenindeki versiyonundan çok daha psikopat ve hastalıklı gözüküyor. Sözde kötü adam Kingpin. Ancak eğer olay good bad ugly ise, ugly wilson fiks, bad ise Frank Castle. En çok hoşuma giden kapak da bu ayrıca.

Punishermax #01′de Wilson Fisk’i hayatının hatasını yaparken görüyoruz. Yememiş.
Çizgi Romanlarda çizim ne kadar güzel olsa bile son kararı hep öykü veriyor. Dolayısıyla bu haftanın şampiyonu güzel öyküsü dolaysıyla Punisher Max.A ncak görsel açıdan şampiyon ise Punisher ne kadar ciddiyse bir o kadar ciddiyetsiz ve yavşak bir sayı olan Amazing Spider-Man#613. Bu hikayenin konuk kahramanı artık bazı okuyuculara “ıykk” dedirten Deadpool. Marvel Deadpool için her ay düzenli olarak “Deadpool” ve “Deadpool Team-Up” başlıklı 2 dergi çıkarıyor. Hemen hemen devamlı olarak başkharmanının Deadpool olduğu mini-seriler de cabası. Bun haricinde Deadpool’u birçok dergide konuk karakter olarak görüyoruz. Bloglardan gözlemlediğim kadarıyla ciddi çizgi roman okuyucularının birçoğunun düşücesi Deadpool’un zayıf ve sıkıcı bir karakter olduğu yönünde (bunda yaratıcısının Rob Liefield olmasının da büyük payı vardır. Rob Liefield çizgi roman dünyasında en çok nefret edilen yazar ve çizerlerinden biridir, bunda da birçok insanın haklı sebepleri olmasına rağmen yine de Liefield piyasa içerisinde bir şekilde en çok iş yapan isimler arasında yıllardır varolagelmiştir) Kişisel olarak ben Deadpool’u seviyorum. Rob Liefield hakkında çok da bilgi sahibi değilim dolayısıyla Deadpool ile tanışmam Liefield le tanışmamdan önce olduğu için böyle bir ön yargıdan yoksunum (Liefield’ı tanıyordum aslında ama sadece çizim olarak). Deadpool’un osuruk gibi olduğundan ve çok da ciddiye alınmaması gerektiğinden bahsetmiştim geçen haftalar. Ancak sorun şu ki : Deadpool’un kendine has, delice, zekadan ve mantıktan yoksun daha çok “Jackass” tadında bir espri anlayışı var. Bu herkesin sevebileceği bir tür değil. Bu tip esprilere bakarak T-800 ifadesiyle “çok mantıksız, salakça” diyebilecek birçok insan var. Dolayısıyla fazlaca Deadpool’a bulandırılmış bir Marvel evreni büyük bir okuyucu kesmi için zaman zaman gereğinden fazla sıkıcı bir hal alıyor olabilir.
Bu sayıda Spider-Man ve Deadpool karşı karşıya geliyor. Daha çok iki komik adam espri üstüne espi yapsın diye düşünülmüş bir sayı. Spider-Man özelliği mekanik bacaklarını istediği kadar uzatmak olan bir doktor ahtopot paradisiyle dövüşüyor ve gerçekten “oldschool” tarzda komik espriler yapıyor. Sonra daha modern tarzıyla sahneye Deadpool giriyor. Tahmin edersiniz ki zeka dolu esprilerini beyninin içi hakikaten de “zeka” ile dolu olduğu için yapan Peter Parker gibi bir karakter, bütün süper özelliklerinin yanında bir özelliği de kafasının içinde birden fazla “manyağın” yaşaması olan Deadpool ile karşılaşınca artık komik olmuyor. Çünkü ortada kapışacağı en ufak zeka kırıntısı yok. Peter Parker alması gereken bilgiyi alana (ya da Deadpool kendi isteğiyle ona verene) kadar Deadpool’un saçmalıklarını ve deliliklerini okuyorsunuz. Dolayısıyla bu sayı aslında Spider-Man’in başından geçen “yavşak” bir deadpool hikayesi. Spider-Man’n başrolünü aldığı ilk yarıya herkes güler ancak Deadpool’u 2. Yarıya yukarıda saydığım nedenlerden ötürü bir grup okuyucu surat asarak “bitsin” diye okuyabilir.
Çizim tarzı konusuna da bu noktada dönemk istiyorum: Bu sayının çizimleri klasik çizimlerin dışında alternatif, karikatüre kaçan diyebileceğimiz bir stile sahip. Dolayısıyla deadpool’un yavşaklığıyla dolu bu sayıya bence gayet yakışmış. Demek istediğim öyküyle tarz birbiriiyle örtüşüyor, öpüşüyor, sevişiyor (günde 2 tane bilinçli okuyucuya sahip bir çizgi roman blogu için fazla cıvkı çıkmış şekilde edebi oldum sanırsam). PunisherMax#01′de bana göre olan eksiklik yani. Sonuç olarak aslında hikaye size sıkıcı gelse bile bu neşeli ama tarz sahibi çizimlerle bu sayı kendini size okutturuyor. Bu da çizgi romanın bir tür gücü işte abicim.
Dc Comics tarafında ise Batman/Doc Savage: First Wave bir süredir beklediğim bir yapımdı çünkü bu serinin yazarı olan Brian Azarello’nun önceki işlerinden biri benim daha önce çok beğendiğim Joker Graphic Novel’dı. Joker’i süper güçlerin fantastik olayların olmadığı bizimkine daha yakın bir evren içerisine oturtmuştu. Aynı şeyi Batman’e nasıl uygulayacağını görmek ilginç olacak gibiydi. Fakat bu sayıyı okuyup bitirdiğim “beklentilerimi çok mu yüksek tuttum” diye düşündüm. Joker’i Azarello’nun ağzından okumak büyük keyif vermişti; Joker gerçek dünyaya yaklaştıkça psikopatlığı Batman’in aksine karikatirüze olmaktan kurtulup daha gerçekçi bir hal alıyordu. Joker GN güzel fakat sinir bozucu bir korku filmi izlemek gibiydi. Fakat Doc Savage/Batman: First Wave bu hissiyattan daha farklı çıktı. Doc Savage çok eski bir kahraman ama hakkında hemen hiçbirşey bilmiyorum o yüzden atıp tutmam yanlış olur. Azarello’nun Bruce Wayne’i için ise genç, birşeyleri değiştirebileceğine inancı olan, yeni yeni Batman’cilik oıynayama başlamış milyoner playboy denilebilir. Sözde bu gerçekçi dünyada olmalarına karşın DC’ni normal evrenindeki Bruce Wayne’den çok daha az depresif gözüküyor. Hikaye hakkında ise çok çok da bahsedecek birşey yok çünkü ortada sonu başı belli bir olay yok henüz. Bu “one-shot”, daha sonra belli ki yazarlığını Azarello’nun yapacağı DC evrenin supernaturel olaylardan kısmen de olsa arındırılmış halinin bir preview’u gibi daha çok. İleride muhakkak birşeyler olacak ancak yine de başlangıç sayısı olarak daha uzun ve sonu başı belli olan, kısacası daha “vurucu” içeriğe sahip bir sayı yazılabilirdi diye düşünüyorum. Pes etmek yok. Önümüzdeki birkaç sayıda Batman’in bu kovboy versiyonunun kaderi belli olur. Benim inancım var.

Belki de Azarello’nun Batman’i hakkaten daha gerçekçidir he?
3 aydır büyük bir heyecanla takip ettiğim Daredevil’ın yeni sayısı Daredevil #502 ise beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Benim çizgi roman ve dizi piyasasındaki senaryolardan beklentilerim ya çoğunluğun fikirleri ile uyuşmuyor ya da firmaların bize sundukları ürünlerle (bu aslında kamunun büyük kısmıyla isteklerimizin aynı olduğu manasına da gelebilir. Ancak bu konuda birşey söyleyebilecek yeterli verim yok. Errör).. Karakterler için görmek istediklerim, popüler kültüre ait Daredevil gibi çizgi romanlar için fazla uçarı kalıyor sanırım.. Çünkü Daredevil’dan gerçekte çok şey bekliyordum. Gerçek bir “knightfall” ya da biraz kastırarak “knightchange” gibi birşey. Benim beklentilerimi coşturan olay; Daredevil #501′de Daredevil’ın kendi mentorunu, daha iyi bir amaç için öldürmesiydi. Fakat bunun bir kandırmaca olmasının ortaya çıkmasıyla bu heyecanım da ancak 2 sayı sürdü. Kör avukat Matt Murdock hala çok akıllı bir Marvel Knight. Oysa ilk Fallen Knight bu mu olacak diye düşünüyordum. Öykünün gidişatı her ne kadar kafamı bozsa da hikaye anlatımı hala güzel. Çizimler hala yazılı hikayeden bağımsız karmaşık hafif rüyamsı karanlık bir atmosfer yaratıyor ki bence yazılı hikayeyi destekleyen ve ona güç veren en önemli öğre Daredevil için konuşuyorum. Yani Çizgi Romanlar bu yüzden güzeldir varan 2: Benim için yine hikayenin yan çizdiği ancak çizimleriyle kurtarmış bir sayıdır.

Matt Murdock’un kafa kıyak
Bu hafta ne öyle çok fazla birşey okudum ne de çok fazla birşeyden etkilendim gördüğünüz gibi. Yine en güzeli Punişırdı diyebilirim. Dark Horse Comics tarafından yayınlanan birçok review’da yüksek puanlar alan post apokaliptik macera Sweeth Thoot ve masal uyarlaması ve gerçekten çok güzel gözüken The Marvelous Land of Oz’dan da bahsetmek isterdim aslında ama bu tip çizgi romanların ya bir graphic novel gibi değerlendirebiliyorum ya da gerçekten progresif diyebileceğim bir olay olursa haklarında birşeyler söyleyebilirim ancak. Çünkü; evet güzel gözüküyorlar, güzel okunuyor ve izleniyorlar ama yine de arkası yarın çizgi romanlarından öte büyük bir hikayenin daha ilk paragraflarını temsil ettikleri için “bir macera” gibi değerlendirmek zorlaşıyor. Ama özellikle The Marvelous Land of Oz gerçekten tek kelimeyle çok güzel (iki kelime olmuş lan).








Twitter Dalgası